NUTUK

Anadolu'nun İstanbul Hükümeti ile İlişkisini Kesmesi
ve Değer Olaylar

İstanbul'daki Hükümetle İlişkiye Kesme Kararı

İstanbul'un, verilen bir saatlik süre içinde Saraya yol vermeyeceği anlaşılıyordu. Bunun için 12 Eylül 1919 günü bütün komutanlara ve illere şu genel bildirim yapıldı:

"Bir saate değin, örneği aşağıda bulunan telyazısı Kongre Genel Kurulunca Sadrazama çekilecektir. Bunun için siz de hemen bu ilkeye uygun ve bu anlamda birer telyazısı çekiniz ve hemen bildiriniz efendim."

Genel Kongre Kurulu

 

Saat beşte Sadrazama da "bilgi için" diye ulaştırılan ve bütün komutanlara, valilere gönderilen bildirim şu idi:

1-  Hükümet, ulusun sevgili Padişahına dileklerini ulaştırmasını engelleyip onunla bağlantısını kesmekte ve gerçekleşen haince davranışını sürdürmekte direndiğinden, ulus da, yasal bir hükümet başa geçinceye değin İstanbul Hükümeti ile yönetim yönünden ilişkisini ve İstanbul ile her türlü telgraf ve posta haberleşme ve ulaştırmasını büsbütün kesmeye karar vermiştir. Her yerdeki sivil memurlar askeri komutanlarla birlikte bu kararı yerine getirecek ve sonucu Sivas'ta Genel Kongre Kuruluna bildirecektir.

2-  İşbu bildirim bütün komutanlara, sivil yönetim başkanlarına gönderilmiştir.

12.9.1919

Genel Kongre Kurulu


Milletvekilleri Seçimiyle Uğraşılmaya Başlanması

Baylar, ayın on ikinci günü İstanbul Hükümetiyle ·genel olarak haberleşme ve bağlantı kesildi. Buna uymayan kimi yerler ve bu yerlerle olan tartışmamızı ayrıca açıklayacağım. Ondan önce, izin verirseniz, daha önemli sayılması gereken bir sorun üzerinde bilgi sunayım. Bildiğiniz gibi Ferit Paşa Hükümeti, milletvekilleri seçimi için sözde bir buyruk vermişti. Ama, içinde bulunduğumuz güne değin, yani Anadolu'nun İstanbul'la bağlantıyı kestiği 12 Eylül gününe değin, bu buyruk uygulanmamıştı. Son durum üzerine en önemli işin milletvekilleri seçimini tez elden sağlamak olacağını çok iyi anlarsınız. Bunun için, 13 Eylülde hemen bu konu ile de uğraşılmaya başlanıldı. (belge: 86) Uzun ayrıntılara girmektense, sözünü ettiğim gün verilen ilk genel yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunmayı daha yararlı sayarım. Bildirim şudur:

Tel

13.9.1919

Balıkesir'de 14'üncü Kolordu,

Konya'da 12'nci Kolordu,

Diyarbakır'da 13'üncü Kolordu,

Erzurum'da 15'inci Kolordu,

Ankara'da 20'nci Kolordu,

Bursa'da 17'nci Tümen,

Çine'de 58'inci Tümen,

Bandırma'da 61'inci Tümen Komutanlıklarına

ve

61'inci Tümen aracılığı ile Edirne'de 1'inci Kolordu,

Niğde'de 11'inci Tümen Komutanlıklarına;

İllere, Bağımsız Sancaklara, Belediyelere.

(Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurullarına)

İstanbul Hükümetinin tuttuğu ve sürdürdüğü gerici yönteme ve yaşamakta olduğumuz günlerin büyük korku ve tehlikelerine karşı haklarımızı savunmak ve varlığımızı korumak için Meclisi Millî'nin (Meclisi Mebusan -Millet Meclisi) seçilmesini ve toplanmasını sağlamak ve çabuklaştırmak bugünün en önemli işidir.

İstanbul Hükümeti, ulusu aldatarak, milletvekili seçimlerini aylarca yaptırmamış olduğu gibi, son zamanda verdiği seçim buyruğunun yerine getirilmesini de türlü nedenlerle geciktirmekte ve geri bırakmaktadır. Ferit Paşa'nın Toros'un ötesindeki illerimizi gözden çıkardığı, Barış Konferansına verdiği nota ile tanıtlanmış; Aydın ilinde Yunanlılarla aramızda sınır çizmeye girişmesi de, orada düşman eline düşen yerlerin bir oldubitti biçiminde Yunan topraklarına katılmasını kabul ettiğine kanıt sayılmıştır. Düşman eline geçmiş öteki ülke parçaları için de bunlara benzer akılsızca ve haince siyasa güderek ülkenin ve ulusun bölünüşüne yol açması kesinlikle beklenir. Meclisi Millî toplanmadan önce barış antlaşmasını imza ederek ulusu bir oldubitti karşısında bulundurmak istediği sanılmaktadır. Bundan dolayı, Genel Kongre, orduyu ve ulusu uyanıklığa çağırır ve aşağıdaki işlerin ivedilikle yapılmasını, ulusun var ya da yok oluşu ile sonuçlanacak önemde saydığını bildirir:

Birincisi - Seçim hazırlıklarının yürürlükteki yasada gösterilen en kısa süre içinde yapılıp bitirilmesi için belediyeler ve Müdafaai Hukuk cemiyetleri bütün güçleriyle çalışmalıdırlar.

İkincisi - Sancaklardan çıkarılacak milletvekillerinin, nüfusa göre, sayısı hemen saptanarak Heyeti Temsiliye'ye şimdiden bildirilmelidir. Adaylar sorunu daha sonra haberleşme ile çözümlenecektir.

Üçüncüsü - Gerek seçim hazırlıkları sırasında, gerek seçim yapılırken gecikmeye yol açacak nedenler şimdiden düşünülerek ortadan kaldırılmalı ve hiçbir gecikmeye yer verilmeyerek en kısa süre içinde seçimler sonuçlandırılmalıdır.

İşbu kararın, bölgenizdeki bütün Belediyelere ve Müdafaai Hukuk cemiyetlerine bildirilmesine ve gereğinin tez elden yapılmasına yardım buyurmanız rica olunur.

Heyeti Temsiliye


Yurdun Başsız Bırakılması

Ferit Paşa Hükümeti direnmesini sürdürüyordu. Bilindiği üzere, devrilinceye değin de sürdürdü. Ülkeyi günlerce başsız bırakmak kuşkusuz pek büyük sakıncalar doğururdu. Bundan dolayı, önce ne düşünüldüğünü sormak üzere, sonra -da ileri sürülen bazı aykırı görüşlere bakmaksızın- buyruk olarak ilgililere bildirdiğimiz kararları, Eylül'ün 13/14'üncü gecesi, şöylece saptamış ve yazmıştım:

"Kongrece alınması düşünülen önlemleri kapsayan örnek aşağıda bilginize sunulmuştur: Bu konudaki yüksek görüş ve düşünceleriniz alındıktan sonra Genel Kurulca görüşülerek yürürlüğe konulacaktır. 15.9.1919 günü öğleye değin görüşlerinizi bildirmenizi bekliyoruz efendim.

Ulusal amaçları haincesine yorumlayan ve başka anlamlara çeken; girişimlerimizin ve ulusal ayaklanmamızın yasadışı olduğunu ilan eden ve Padişahlık ve Halifelik katına karşı ulusun sonsuz bağlılığını yasaya ve türeye uygun her türlü araçla belirtmeye can attığımız halde, Padişah ile ulus arasında bir engel duvarı kuran; halkı birbirine karşı silahlandıran ve birbirini öldürmeye yöneltip kışkırtan İstanbul Hükümeti ile bağlantıyı kesmek zorunda kalan Genel Kongre Kurulu, aşağıdaki kararları sizlere bildirmeyi ödev sayar:

1-  Devlet işleri, Padişah Hazretleri adına ve yürürlükteki yasalara göre, eskisi gibi yürütülecektir. Soy ve mezhep ayrılığı gözetilmeksizin, halkın canı, malı, ırzı ve her türlü hakları güven altında bulundurulacaktır.

2-  Hükümet görevlilerinin kendilerine verilmiş görevleri, ulusun yasal isteklerine göre yürütmeleri doğaldır. Bununla birlikte, görev yapmaktan çekinenlerin özür bildirmeleri, görevden çekilme sayılarak yerlerine uygun görülen kişiler vekil olarak atanacaklardır.

3-  Görev sırasında ulusal amaç ve gidişe aykırı davranışları görülecek ve anlaşılacak olanlar, din ve ulusun esenliği adına kesin olarak ağır cezalara çarptırılacaklardır.

4-  Görevden çekilmiş memurlardan ve halktan her kim olursa olsun ulusal kararlara aykırı davranışlarda bulunan ve bozgunculuk aşılayanlar da ağır cezalara çarptırılacaklardır.

5-  Ülkenin ve ulusun esenliği ve mutluluğu, adalet ve haktanırlıkla ve ülkede dirlik ve güvenin sağlanmasıyla gerçekleşebilir. Bu yolda gereken her türlü önlemin alınması kolordu komutanlarıyla valiliklerden ve bağımsız mutasarrıflıklardan beklenir.

6-  Ulusun dileklerinin Padişah Hazretlerine bildirilmesi başarıldıktan sonra ulusça inanılıp güvenilecek yasal bir hükümet kuruluncaya dek, yazışmalar Sivas'taki Genel Kongre Heyeti Temsiliyesiyle  yapılacaktır.

7-  İşbu kararlar, bütün ulusal örgütlerin merkezlerine bildirilecek ve halka duyurulacaktır."

Mustafa Kemal


Karşı Görüşler ve Eleştiriler

Baylar, bilginize sunduğum bu son genelgemiz üzerine, kimi hafif ve fakat kimi de oldukça ağır karşı görüşlerle, direnmelerle ve dahası, karşı girişimlerle, korkutmalarla bile karşılaştık. Karşı görüşlere eleştirmeler, yalnız son genelgemiz hükümleri üzerinde de kalmadı. Bununla ilgili olarak, daha başka noktaları da kapsadı. Bu konuda yüksek kurulunuzu özel olarak aydınlatmak için bu yolda geçmiş olan yazışmalardan bir bölümünü kısaca sunmama izin vermenizi rica ederim.

Erzincan Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulunun 14 Eylül 1919 günlü telyazısında: "Kararların uygulanmasından önce, İstanbul Hükümetine kırk sekiz saatlik bir süre verilmesinin uygun olacağı bütün üyelerce kararlaştırılmıştır" yolunda zararsız bir düşünce ileri sürülüyordu. (belge: 87)

Diyarbakır'dan 13'üncü Kolordu Komutanı Cevdet Bey, 14 Eylül 1919 günlü uzun şifresinde "Hükümet merkeziyle büsbütün ilişki kesilerek yazışmalar, doğruca Kongre Heyeti Temsiliyesi ile yapılırsa karşı görüşte olanlar, siyasal bir amaç güdenler, bu davranışı Halifeliğe karşı ayaklanma gibi göstererek halkı yanıltacaklardır. Bu durum böyle kalırsa görevlilerin ve askerlerin aylıkları ve yiyecek giderleri için kaynak ve önlem düşünüldü mü? İstanbul Hükümeti İngiliz etkisi altındadır. Ne denli üstelense ve çalışılsa da başka türlü iş görebilecek bir hükümet kurulamaz. İngilizler, hükümetin de uygun bulmasıyla, geniş ölçüde işgal planı uygularsa yeni baştan İngilizlerle savaşa girişmekten yana mısınız? Girişilirse başarı sağlanacağına ne denli güveniyorsunuz? Bu üsteleyici gidiş yurt yararına uygun mudur?" (belge: 88) gibi birtakım düşünceler ileri sürüyor ve sorular soruyordu.

Erzurum Merkez Kurulunun l5 Eylül 1919 günlü telinde: "Yönergenizin altıncı maddesinin (yani Heyeti Temsiliye'nin başvurulacak kat olmasıyla ilgili) tüzüğümüzle uygunluğu sağlanmak üzere, Merkez Kurullarından onay alınması gerekir." denilmekte idi.

Malatya'daki komutan İlyas Bey'in 15 Eylül 1919 günlü telinde: "Elazığ ili halkının, Kongrenin amaç ve isteği bildirilerek hiç olmazsa biraz aydınlatılmasına değin, bu işlerin geri bırakılması yerinde görülürse, uygun bulduğumu saygı ile bildiririm." düşüncesi ileri sürülüyordu. (belge: 89)

İçinde bulunduğumuz Sivas'ın Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulu da uzun bir raporunda: "Bildirilen maddelerin bütününden, yurtta geçici bir yönetim kurulacağı anlaşılmaktadır." diye başlandıktan sonra: "Bunun, Cemiyet tüzüğünün özel maddesine ve hiçbir maddesine dayandırılamayacağı" üzerine dikkatimiz çekiliyor ve: "Padişaha dilek sunmaya elverişli ortamı, büyük bir ağırbaşlılık, içtenlik ve tatlılıkla aramayı" öğütlüyordu (belge: 90).

Heyeti Temsiliye üyelerimizden olup birçok çağrı ve ricalarda bulunduğumuz halde bize katılmayan, Sivas Kongresinde bulunmamak için özürler uyduran Servet Bey'in: "Esselâmü aleyküm" diye dinsel sözlerle başlayan 15 Eylül 1919 günü Trabzon'dan çektiği açık telinde: "Sivas Kongresi Bildirisini ve sonra genelgenizi aldık. Karşılık olarak bildirdiğimiz düşünceler Kâzım Paşa Hazretlerince görülmek istenmiş ve görülmüştür. ................. Önce Sivas Kongresi'nin, Genel Kongre biçimine girmiş ve bir Heyeti Temsiliye meydana getirmiş olduğu anlaşılıyor ki, işin bu yönü kararlarımıza aykırıdır........... Sivas Kongresi, Heyeti Temsiliyemiz arasına üye seçmeye yetkili olamayacaktı. ............... İstanbul Hükümeti ile yazışmayı kesme, bir olupbitti oldu. .......... Heyeti Temsiliye'nin başvurulacak kat olması işi kamuoyu üzerinde pek kötü etkiler yapacaktır. İşin bu yanından kesin olarak vazgeçilmelidir ................. Sivas Kongresi, Erzurum Tüzüğünü değiştirmeye yetkili değildir. Bu Kongre, Doğu İlleri Heyeti Temsiliye'sine uymak zorunda olacaktı. Erzurum kararları üzerine kamuoyunun bir sarsıntı evresi geçirdiği bu günlerde, ondan başka hükümlere kuşkulu gözlerle bakacağından kuşkunuz olmasın" deniliyor ve bu tel "Erzurum Kongresi hükümleri dışında yapılacak işlere katılamayacağız." protestosu ile sona eriyordu. (belge: 91)

On Beşinci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa 15 Eylül 1919 günü gönderdiği yazısında: "Sivas Kongresi'nin sorusuna Trabzon Merkez Kurulundan Servet, İzzet ve Zeki beylerin vermek istedikleri karşılığı okudum. Pek yakından tanıdığım bu kişilere güvenim ve saygım üstündür. Adı geçenlerin görüşlerine etki yapan temel düşünceyi anlıyorum ve benimsiyorum." dedikten sonra, ayrıntılar üzerideki görüşlerini ileri sürüyor ve bu arada: "Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu İlleri adınadır. Sivas Kongresi ise bütün ulusu temsil eden bir kongredir ki, bu kongrenin de ayrıca bir heyeti temsiliyesi olması doğaldır. Ancak, Sivas Kongresi Heyeti Temsiliyesi, Doğu Anadolu İlleri Heyeti Temsiliyesi'ni ortadan kaldırmış olmuyor. Bu Heyeti Temsiliye elbette her an vardır, Yalnız, bu Heyeti Temsiliye'den olup şimdi Sivas Kongresi Heyeti Temsiliyesi'ne girmiş bulunanlar varsa bunların, Doğu Anadolu İlleri Heyeti Temsiliyesi'nden çekilmelerini istemek doğru olabilir. Sivas Kongresi, bütün ulusun yararını ve Doğu Anadolu İlleri Heyeti Temsiliyesi de Doğu Anadolu illerinin hak ve yararını korur.......... Heyeti Temsiliye'nin başvurulacak kat oluşu ve yetkileri, işin en önemli noktasıdır ki, bu konuda tezlikle davranmaktan sakınılmasında sizinle tam bir görüş birliğindeyim. Heyeti Temsiliye yönerge tasarısının birden beşe kadar olan maddelerine gelince; bunların değil sorulmasını, bir bildiri ya da bir dilek olarak yayımını bile çok görürüm." düşüncesinde bulunuyordu. (belge: 92)

Trabzon'da Servet Bey'e yazdığımız yanıt teliyle Kâzım Karabekir Paşa'ya verdiğimiz karşılıktan da söz edeyim. Servet Bey'e yazılan tel şu idi:

Trabzon'da Servet Beyefendiye

Sorduğumuz işler üzerine Trabzon Merkez Kurulunun ne düşündüğünü bildirir yanıt daha gelmedi. Bu işler, ayrıca Kâzım Paşa Hazretleri'nden de sorulmuştu. Görüşleri birleştirmenin neden gerekli görüldüğü elbette anlaşılamamıştır. Sıra ile bildirdiğiniz düşüncelere gene o sıra ile karşılık veriyorum:

Önce Sivas Kongresi'nin genel bir kongre olacağını herkes biliyordu. Bunun sizce başka türlü görülmekte olduğunu şimdi ilk olarak sizden işitiyorum. Heyeti Temsiliye sorununa gelince, bu kurul, aslında Erzurum Kongresi'nin seçip kabul ettiği kuruldur. Şimdi benimle birlikte Rauf Bey, Bekir Sami Bey, Raif Efendi, Şeyh Hacı Fevzi Efendi Sivas'ta bulunmaktadır. Daha dört üyemiz eksik olmakla birlikte çoğunluk, görevini yapmaktadır. Bu yönün de sizce açık olarak bilindiğinden kuşkumuz yoktur. Çünkü, sizi de durumun öneminden ötürü, daha Erzurum'da iken çağırmış ve öteki arkadaşların birlikte götürüleceğini bildirmiştik. Sivas Genel Kongresi'nin, tüzüğümüzün sekizinci maddesi uyarınca, bazı üyeler ile Heyeti Temsiliyemizi güçlendirebileceği, birlikte görüşülmüş ve bunda da sakınca görülmemiş; tersine, ulusal bütünlüğü temsil için bu iş gerekli sayılmıştı. Sivas Genel Kongresi'nde bundan başka bir şey yapılmamıştır. İstanbul Hükümeti ile yazışmayı kesmek, temel kararlarımızın dördüncü maddesinin dışında değil, içindedir; üstelik, o madde kapsamını aşan ve o zaman hiç düşünülemeyecek olan haince nedenler yüzünden yapılmış bir işlemdir. Aslında bu oldubittiyi yapan biz değil, İstanbul Hükümetidir. Şifre telimizde bildirilenlerin uygulanması kaçınılmaz bir iştir. Bundan hiçbir yolla dönülemez. Biz, uygulamak için sizin uygun görüşünüzü almayı bir ödev saydık. Uygun görüp görmemek sizin bileceğiniz bir iştir. Yalnız, şunu da bildireyim ki, bugün bütün Anadolu ve Rumeli'nin birlikte tutmak zorunda oldukları yönde azınlığın değil, çoğunluğun isteğine uymaya ve azınlıkları bu yöne çevirmeye kesin zorunluluk vardır. Başvurulacak kat ve yetki konusunda daha akla yatkın bir görüşünüz varsa bildirmek iyiliğinde bulununuz. Uyulması zorunlu görülen bugünkü yöntem, dikkatle incelenirse tüzüğümüze ve Erzurum Kongresinin temel kararlarına tam uygundur. Bunun dışına çıkıldığı noktayı göremiyorum. Şu duruma göre, sizin dışında kalmak istediğiniz tüzüğü ve belli kararları aşan işlerin açıklanmasını rica ederim. Bugün önlenemeyecek bir gidiş varsa o da, İstanbul Hükümetinin, ulus ve ülkenin kaderini alçakçasına İngilizlerin isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına kurban etmesidir. Buna karşı, burada alınan karardan başka bir karar alınabilecekse bildirmek iyiliğinde bulununuz.

Mustafa Kemal

Kâzım Karabekir Paşa'ya da verdiğimiz ayrıntılı yanıtın başlangıcı şöyle idi:

"Servet ve İzzet Beylerin, Heyeti Temsiliye'nin Trabzon Merkez Kurulundan sorduklarına karşılık olarak, çektikleri açık tel alındı. Telin içindeki açık olarak bildirilmesi sakıncalı olan düşünceleri, Heyeti Temsiliye, baştan sona, Servet ve İzzet Beylerin kendi kişisel görüşleri sayar. Heyeti Temsiliye, genelge ile istediği düşünceleri, İzzet ve Servet Beylerden değil, tüzük gereğince Trabzon Merkez Kurulundan istemiştir. Servet ve İzzet Beylerin görüşlerini bildiren özel telyazısı üzerine ve sizin hem kendilerine ve hem de Heyeti Temsiliye'ye karşılık olmak üzere ileri sürdüğünüz düşünceler üzerine aşağıdaki açıklamaların yapılması gerekli görülmüştür:

a-  Her şeyden önce, adı geçen kişileri, sizce de bilinen görüşe götüren temel düşüncenin ne olduğu, yazık ki, Heyeti Temsiliye'ce anlaşılamamıştır.

b-  Tüzüğün dördüncü maddesi, bir geçici yönetim kurulması nedenlerini ve koşullarını açıklar. Oysa, bilinen son hainlik olayları yüzünden alınmış ve alınmasının gereği üzerinde düşünce istenmiş olan önlemler, hiçbir zaman geçici yönetim kurmak amacı ile ilgili değildir. O halde, bu iş ile dördüncü madde arasında ilişki aramaya gereklik yoktur. önlemler, Padişaha doğrudan doğruya, dilek bildirmeye yol bulmak ve yasal bir hükümetin iş başına getirilmesini rica etmek amacına yöneliktir.

c-  Sivas'ta toplanan Kongre, Batı Anadolu delegeleriyle, Erzurum Kongresinin Genel Kurulunun kararı gereğince bütün Doğu Anadolu illeri adına yetkili olmak üzere seçilen bir özel kuruldan meydana geldiği için, elbette bütün Anadolu ve Rumeli adına ve bütün ulusu temsil edecek genel bir kongre niteliğini kazanmıştır. Bu kongre, Erzurum Kongresi kararlarını ve örgütlerini, olduğu gibi, ancak doğal olarak kapsamını genişleterek kabul eylemiş ve sonunda Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti, "Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti" genel adı altında genişletilerek birleştirilmiştir.

Tüzüğün üçüncü maddesi ve Kongrenin temel kararları daha başından, bu yüksek amacın gerçekleştirilmesini kesin erek olarak göstermiştir. Sivas Genel Kongresi, Erzurum Kongresi'nde Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti adına seçilmiş olan Heyeti Temsiliye'ce tam güven bildirerek onu, olduğu gibi, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti için Heyeti Temsiliye olarak kabul eylemiştir. Buna göre, Sivas Genel Kongresi'nin kararları başka, Erzurum Kongresi'nin kararları başka; Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Heyeti Temsiliye'si başka, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Heyeti Temsiliye'si başka gibi ayrılıklar ve başkalıklar söz konusu olamaz ve bunun söz konusu olması, elbette yürekten kopup gelen bütünlük amacımız ve kutsal ülkümüz için son derece zararlıdır. Böyle olunca, birbirini ortadan kaldıran heyeti temsiliyeler olmadığı gibi, birine girince, ötekinden çekilmesi istenebilecek üyeler de yoktur. Bugün bütün Anadolu ve Rumeli'ye yaygın olan Cemiyetimizin, Sivas'ta bulunan bir tek Heyeti Temsiliye, Erzurum Kongresi'nde tüzüğün özel maddelerine uyularak seçilmiş dokuz kişiden beşinin katılmasıyla görevini yapmaktadır... Hakları, yetkisi ve yararları, Doğu Anadolu illerinden elbette hiçbir bakımdan az olmayan Batı Anadolu'nun haklı ve yasal olan düşünce ve önerilerini dikkate almayarak onları, herhangi bir uydu durumunda bulundurmaya kalkışmak, bizim aklımızın bir türlü kabul edemediği işlerdendir... Bunun için Heyeti Temsiliye'ye altı üye daha katılarak güçlendirilmiştir." (belge: 93)

Bundan sonra daha birçok açıklamaları içine alan bu telimiz, olduğu gibi, Trabzon Merkez Kuruluna da çekilmiştir. (belge: 94)

Bu tartışmalar üzerinde daha birçok sorular soruldu ve açıklamalar yapıldı. Üstelik "Müdafaai Hukuk Heyeti Trabzon Merkezi" uydurma imzasıyla başka illere bizi yeren teller de çekildiği görüldü. (belge: 95) On beş gün sonra da Trabzon'dan bir tel aldık. Ama, Servet Bey'den değil... Olduğu gibi bildirirsem durum anlaşılır.

Sivas'ta Heyeti Temsiliye Adına

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Trabzon Belediye Kurulunun, örneği aşağıda bulunan telyazısı İstanbul'a şimdi çekiliyor. Bir örneğinin de On Beşinci Kolordu Komutanlığına yazdırıldığı bilgilerine sunulur.

1 Ekim 1919

Mevki Komutanı

Ali Rıza

Örnek

İstanbul, Sadrazam Ferit Paşa Hazretleri'ne

Bugüne değin Anadolu'dan yükselen ulusal çığlığı Trabzon, kendisine özgü ağırbaşlılıkla inceledi ve izledi. Ülke bu duruma daha çok katlanamaz. Yurt sevginiz varsa artık görevinizi bırakınız Paşa Hazretleri.

 

         Belediye Başkanı              Üye           Üye   Üye

         Hüseyin          Ahmet         Mehmet Avni   Mehmet Salih

         Üye              Üye           Üye           Üye

         Hüsnü            Temel         Mehmet        Şefik


Kazım Karabekir Paşa'nın Öğütleri

Kâzım Karabekir Paşa'dan 17 Eylül 1919 günü de kişiye özel bir şifre aldım. Pek içten ve kardeşçe bir dille yazılmış olan bu şifrede bir iki uyarma vardı. Kâzım Karabekir Paşa: "Paşam," diyor, "Sivas'tan gelen bildirimler ve genelgeler, kimi zaman Heyeti Temsiliye adına, kimi zaman da doğrudan doğruya sizden geliyor. 10 Eylül 1919 günü İstanbul'daki Hükümete doğrudan doğruya bildirim yaptığınız ve uyarma yazıları yolladığınız olmuştur. Şuna inanmalısınız ki, böyle imzanızla yaptığınız bildirimler, sizi en çok saygı ile sevenler arasında bile, büyük bir içtenlik ve düşünce esenliği ile eleştiriliyor. Bunun ne denli etkili olacağını ve tepkilere yol açacağını çok iyi bilirsiniz. Bu bakımdan, Heyeti Temsiliye ve Kongre kararlarının her zaman imzasız, yalnızca Heyeti Temsiliye diye yayılmasını rica ederim." Telyazısı şu sözlerle son buluyordu: "Yüksek kişiliğinizin her· halde ortada tek başına görülmemesi ülke yararı bakımından gereklidir. Oybirliği ile (bu işte oyları toplanan kişilerin ya da kurulun kimler olduğu daha bugüne değin öğrenilememiştir.) bilginize sunulan bu dileklerimin iyi karşılanacağına inanıyorum. Ellerinizden öperim." (belge: 96)

Kâzım Karabekir Paşa'yı gerçekten duraksattığını ve bizi eleştirmeye dek götürdüğünü gördüğünüz noktaları elden geldiğince belirgin olarak yorumlamanın ve açıklamanın gerekli olduğu besbellidir. O günlerdeki duygu ve düşüncelerimden esinlenen görüşlerimi, bugünün yeni etkilerine kendimi kaptırmaktan çekinerek belirtmek için, o gün verdiğim karşılığı olduğu gibi bilginize sunmayı yeğ görürüm:

19 Eylül 1919

On Beşinci Kolordu Komutanı Kâzım Paşa Hazretleri'ne

Y:

Sayın Kardeşim,

Derin bir içtenliğe dayandığından kuşku duymadığım kanılarınızı açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız, kardeşlik bağlarımızı pekiştirmiş ve beni yürekten sevindirmiştir. Aklınıza gelen sakıncaları çok iyi anlıyorum. 10 eylül günü hükümete doğrudan doğruya yazılmış bir bildirim yoktur. Yalnız, telgrafhanede bulunduğum bir sırada, Dahiliye Nazırı Âdil Bey'le makine başında bir rastlantı sonucu karşı karşıya geliverdik. Onun Sivas Valisi Reşit Paşa ya verdiği yersiz karşılıklar üzerine, ben de ona karşı, salt kişisel olmak üzere, bildiğiniz biraz sertçe uyarmalarda bulundum. Bu, basbayağı bir konuşma biçiminde olup geçmiştir. Bundan başka, gerek hükümete, gerek Padişaha gerekse yabancılara başvurmalarımızda hep "Kongre Kurulu" ya da "Heyeti Temsiliye" sözleri, imza yerine geçmiştir. Yalnız, Amerika Senatosuna yazılan ve sizin de bildiğiniz bir mektuba Kongre kararıyla beş kişi imza koymuştur ki bu arada benim de imzam vardır. İçerde yapılan açık yazışmalara gelince; bunda da "Heyeti Temsiliye" sözlerini imza yerine kullanmakta idik. Ancak, bunun kimi çevrelerde kötü etki yaptığı, güvensizliğe yol açtığı görüldü. Gerçekten, böyle genel bir deyimin bildirdiği kişiler ve kuvvet gizli kalıyor. Ortada sorumlu kimdir? Kimi yerlerden, özellikle Kastamonu, Ankara, Malatya, Niğde, Canik gibi yerlerden, doğrudan doğruya ben, makine başına çağrılmaya başlandım. Sanki "Heyeti Temsiliye" adı altında gizlenen kişilerle, aramızda birlik olup olmadığı üzerinde bir duraksama belirtisi sezildi. Trabzon'dan Servet Bey bile "Heyeti Temsiliye" imzalı genelgeyi kötüye yorarak ve adı geçen kurulun nitelik ve niceliği üzerinde birçok yanlış düşüncelere kapıldıktan sonra, beni makine başına çağırdı. Görüştükten sonra bütün bu tartışmaların, imzanın "Heyeti Temsiliye" olarak, belirsiz bir kişilik bildirir gibi atılmış olmasından çıktığını söyledi. İşte bu nedenlerden dolayı, bu imza işi siz kardeşimin bildirmenizden önce, Heyeti Temsiliye'de görüşülmüştü. Heyeti Temsiliye'nin, gizli bir komitenin yürütme kurulu olmayıp, hükümetten resmi izin almış, yasal ve türeye uygun bir derneğin temsilcilerinden meydana gelmiş olması dolayısıyla, ilgili yasaya uyularak, kararları ve bildirimleri sorumlu bir kişinin imzalaması zorunlu görülmüştü. Heyeti Temsiliye'nin bildirim ve yayımlarını genel ve belirsiz bir ad altında yaparak düşeceği yasadışı durumdan doğacak sakıncalar, bu bildirim ve yayımlara imza atılması üzerine ulusal akıma karşı olanların yapmakta oldukları zararlı propagandalara katabilecekleri zarardan pek çok görüldü ve sonuç olarak, bildirim ve yayımlara imza atılması, oybirliği ile karar altına alındı. Bu karar alındığı halde, bu kez yaptığınız kardeşçe uyarma üzerine, sorunun bir daha görüşülmesini Heyeti Temsiliye'ye önerdim. Daha önce ileri sürülmüş olan gerekçe ve düşüncelerden dolayı, yazılan şeylerin, Heyeti Temsiliye kararıyla olduğu açıklanmak üzere yazılmasına oybirliğiyle karar verdiler. Kendimle ilgili bulunduğundan, bu görüşmelerde tarafsız kalmayı uygun gördüm. İlke olarak, bir kişinin imza etmesi kabul edildikten sonra, benim yerime başka bir kişinin imza etmesi söz konusu oldu. Bu noktada, kurulun ileri sürdüğü sakıncalar şunlardır: Bütün dünya, benim bu işin içinde bulunduğumu bilir. Bugün başka bir kişinin imzasıyla bildirimler yapmaya başlanınca ve benim adımın ortadan kalkmasıyla, ya aramızda bir bozuşma ve ayrılık olduğu sanılacak ya da herhangi bir kişi imza eylediği halde benim ortaya çıkmaktan çekinir, yasadışı bir durumda bulunduğum ve böylelikle, yapılan işlerin de yasal olmadığı sanısına düşülecektir. Bundan başka, kamuya inan ve güven verici başka bir arkadaşımız, imzasıyla ortaya çıkınca, bugün benim için düşünülen sakıncalar yine o arkadaşımız için de düşünülecektir. O zaman onun da çekilip başka birinin imza atmaya başlaması gibi sonunda bizim için güçsüzlük belirtisi olacak bir sıra gütmek gerekecektir. Bilmem böyle bir tutumu ne ölçüde uygun bulursunuz? Gerçekten, özellikle işin başlangıcında, doğrudan doğruya beni saldırı hedefi olarak görmüşlerdi. Ama, gerek içerden gerek dışardan, beklenen saldırılar yapılmış, Tanrı'ya şükür, hepsi de amacımız yararına sonuçlanmıştır. İstanbul Hükümeti ve kötülüğümüzü isteyenler, her girişimlerinde bozguna uğramışlardır. Yabancılara gelince; Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizlerle pek önemli görüşmeler yapılmış ve bunların Sivas'a kadar gelen yetkili görevlileri, bizden yana bir tutumla, karşılıklı iyi ilişkiler kurma yolunu tutmuşlardır. Bizim de katıldığımız Kuvayi Milliye'nin, bir iki kişinin kışkırtması sonucu olmayıp, bütün anlamıyla ulusal ve kamuya yaygın bir biçim ve nitelikte olduğunu, bize de bilgi vererek, rapor ile kendilerinin bağlı bulundukları yerlere bildirmişlerdir. Bir de, bu gibi işlerde az çok önayak olanlar için, yurdumuzda bilinen ahlaksızlık gereği, bazı kirli vicdanlı kimselerin yapacakları dedikoduların önüne geçilemez. Bu duygusal durum, her ulusta da böyledir. Bu gibi sakıncalara karşı buraca düşünülen tek çare, bizim yürekten gelen sarsılmaz bir dayanışma ile kutsal amacımıza yürümekte bir an duraksama göstermemekliğimizdir. Ben, kamu yararına ve geniş kapsamlı olan işlerimizde kendi görüşlerime göre değil, bütün değerli arkadaşlarımın candan ve gönülden birliği ile çalışmayı yeğlediğimi, siz kardeşim de kabul edersiniz. Bununla birlikte, bu konuda başkaca düşünceleriniz olursa bildirmenizi siz kardeşimden bekler, üstün saygı ve içtenlikle gözlerinizden öperim kardeşim.

Mustafa Kemal

Baylar, İstanbul Hükümetiyle yazışmayı kestiğimiz 12 Eylül 1919 gününden sonra Ferit Paşa Hükümetinin düştüğü güne değin değişik zamanlarda Padişaha, yabancı devlet temsilcilerine, İstanbul Belediyesine ve bütün basına çeşitli andırı ve bildiriler yazıldı. (belge: 97)


Padişahın Bildirisi

20 Eylül 1919 günlü, Sadrazam Damat Ferit imzalı bir genel bildirim ile Padişahın da bir bildirisinin yayımlandığını hatırlayacaksınız. (belge: 98) Bu bildirinin dikkate değer yerlerini bir daha hatırlatmak isterim. Bunları sıra ile göstereceğim:

1-    Hükümetin izlediği siyasa sonucunda, İzmir'de geçen acıklı olaylar, Avrupa'daki uygar devlet ve ulusların dikkatlerini çekti ve kardeşlik duygularını uyandırdı.

2-    Bir özel kurul, olay yerinde tarafsız olarak soruşturmaya başladı. Hakkımız, uygarlık dünyasının gözleri önünde belirlenmektedir.

3-    Ulusal birliğimizi bozacak hiçbir karar ve öneri olmadı.

4-    Bazı kimselerce, sözde halk ile hükümet arasında karşıtlık olduğu ilan ediliyor.

5-    Bu durum, yasa koşullarına uygun olarak, bir an önce yapılmasını istediğimiz seçimleri de geri bıraktırdığı gibi barışın yaklaşmakta bulunduğu bir sırada, varlığı çok gerekli olan Millet Meclisinin toplanmasını da geciktirecektir.

6-    Bugün, bütün ulusumdan beklediğim, hükümetin buyruklarına tam uymaktır.

7-    Büyük devletlerin adalet duyguları, Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı davranışı, durumumuzu ve onurumuzu koruyacak bir barışa yakında kavuşmak umudumu sağlamlaştırmaktadır.

Bilirsiniz ki, bu bildirinin yayımlanması bizim, ülke ile İstanbul Hükümeti arasında yazışmayı ve ilişkiyi kestiğimiz ve bunda direnmekte bulunduğumuz günlerde oluyor. Her halde, verdiğimiz yönerge ve genel buyruklara kesinlikle uyulsa, hiçbir yerden alınmaması ve halka okutturulmaması gerekirdi. Oysa, karar ve bildirimlerimize uyulmayarak ve görüşümüze büsbütün aykırı olarak bu bildirinin kimi yerlerce alındığı, şimdi bilginize sunacağım bir telyazısından anlaşıldı.

Trabzon Mevki Komutanına

Şevketli Padişahımız Hazretlerinin ulusuna karşı yayımladıkları kutlu bildirilerin hemen görevlilere ve halka ulaştırılması gereklidir. Böylece, şimdiki hain hükümetin melek yüzlü Padişahımız Efendimizi ne denli küstahça ve gözü peklikle aldatmakta olduklarını anlamayanlar kaldıysa, hepsi anlasınlar. Ulusu ve ülkesi için kutlu yüreğinin ne denli büyük bir sevgi ve esirgeyicilikle dolu olduğunu gösteren bu bildiride, en açık olarak göze çarpan şey, hükümetin haince gidişi üzerine ulusun, Halifelik katına sunduğu yakınma yazılarının daha Padişaha bildirilmemiş olmasıdır. Çünkü, ulusa ve yurda karşı hükümet üyelerinin çektikleri hainlik hançerini bilmiş olsalardı, bu hainleri bir dakika bile yerlerinde tutmayacaklarına kutlu bildirideki yürekten gelen anlatım en büyük tanıktır. Bu hainler, bu gerçeği bildikleri için Halife Efendimizi doğrudan doğruya ulusla karşı karşıya getirmiyorlar. Bunun için, ulusa düşen ödev, şanlı Padişaha sonsuz sevgi ve bağlılığını durmadan göstermek ve sunmakla birlikte, bütün ulusun ve ordunun birlik olarak, Padişahın söz götürmez haklarını, ulusun ve ülkenin varlığını kurtarmaya çalıştıkları; ama bu hain hükümetin, bu yasal ve gönülden bağlılığı anlatan bu davranışı, Padişahımız Efendimizden gizledikleri, üstelik büsbütün ters bir biçimde gösterdikleri gerçeğini, dün karar verildiği üzere, Halifelik katına aracısız bildirmektir. Erzurum halkının bu yolda yazacakları telin bir örneği oraya bildirilecektir.

21Eylül 1919    15'inci Kolordu Komutanı

Kâzım Karabekir

Kâzım Karabekir Paşa, bu telini şöyle bir ekleme ile bize de bildiriyordu:

"Bu konuda düşünceleriniz var mı? Bu kutlu bildiri, ulusun Padişahına gerçeği bildirmesine yeniden elverişli bir durum yaratmıştır ki Erzurum halkı, hükümetin bütün cinayetlerini sayarak, yeniden Padişaha dileklerini bildirecektir. Bunun örneğini ya çekilmek üzere ya da bilgi için sayın kurulunuza sunacağım."

Kâzım Karabekir

  

Makine başında karşılık olarak bildirdiğimiz düşünce şu idi:

"Ferit Paşa Hükümetinin canice işleri ve davranışları ile ilgili olan belgelerin ulusa, gerektiği ölçüde, köy ve bucaklara değin bildirilip yayılamamış olduğunu bilirsiniz. Bildirilmiş olsa bile bunlarla Padişahın bildirisini karşılaştırarak değerlendirmek ve gerçek durumu anlamak kesin değildir. Bundan dolayı biz aslında böyle bir bildirinin Babıâli'de uydurulmakta olduğunu daha önce haber almış ve bunun, ulusun zihnini karıştırmasını önlemek için, İstanbul'dan alınmamasını uygun bulmuştuk. İstanbul'la resmi yazışmanın da kesilmiş bulunması dolayısıyla, doğrudan doğruya Saraydan değil, yine Ferit Paşa'nın bir eklemesi ile Bâbıâli'den verilen bu bildirinin Sivas, Ankara, Kastamonu ve başka merkezlerde olduğu gibi, hiçbir yerden alınmamış olduğunu sanıyorduk. Bu bildiriyi almak için daha önce ulusun Padişaha durumu ve gerçeği bildirmesine izin verilmesi gerekirdi. Bunun için bu bildirinin dağıtılıp yayılmasına aracılığı yararlı bulmuyoruz. Ancak, bu bildiri Trabzon, Erzurum ve Sivas gibi merkezlerde gerekenlerce okunmuş bulunduğuna göre, düşündüğünüz gibi her merkezden İstanbul'a bir tel çekilmesi uygun olur."

     Mustafa Kemal

Padişahın bu bildirisinin, ulus üzerinde yapacağı kuşku götürmeyen kötü etkilerin bir ölçüde önüne geçebilmek için, söz konusu bildirinin içindekileri yalanlamaya ve hükümsüz bırakmaya yarayacak nitelikte Padişaha bir karşılık yazmayı ve bunu yurtta dağıtıp yayarak okutturmayı tek çıkar yol olarak düşündük ve böyle yaptık. (belge: 99 )


Halit Bey'in Trabzon ve Çevresinde Ulusal Örgütler Kurmakla Görevlendirilmesi

Baylar, Trabzon'da bir iki kişinin, pek yurtsever ve saygıdeğer olan Trabzon halkına hiç de bilgi verilmediği halde, onlar adına, oradaki ulusal varlığı kendi kişilikleriyle temsile kalkıştıkları ve bu yüzden ulusal girişim ve kararların gereği gibi yürütülmemekte olduğu kanısına vardım. Trabzon'da Vali bulunan Galip Bey adında bir kişinin de yıkıcı akımı yaratmakta etken olduğunu anladım. Bunun üzerine, Trabzon yakınlarında Torul'da bulunan ve daha tümenine komutaya başlamamış olan Halit bey'in, Trabzon çevresinde ulusal örgütler kurmak için görevlendirilmesi uygun görüldü ve Kolordu Komutanına bu düşünce bildirildi. 20 Eylül l919'da alınan karşılıkta: "İngilizlere karşı gizlenen Halit Bey'in, yaradılışı gereği, ortaya çıkarabileceği durumlar, bu elverişsiz zamanda belki düzeltilemez." yolunda bazı düşüncelerden sonra: "Halit Bey haberim olmadan dilekte bulunsa bile yerine getirilmemesi." deniliyordu. (belge: 100)

Kâzım Karabekir Paşa'nın bu teline verdiğimiz karşılıkta: İngiliz sakıncasının bizlerce düşünülmediğini bildirdik; sert ve kesin davranmak sakıncalı görüldüğüne göre, Trabzon'da durumun düzeltilmesi neye ve ne yapmaya bağlı ise, onun doğrudan doğruya kendilerince düşünülmesini, 22 Eylül 1919 günlü bir şifre de rica ettik. (belge: 101)

Bizim, On Beşinci Kolordu Komutanıyla bu yazışmaları yaptığımız günlerde, Torul'dan Yarbay Halit Bey de doğrudan doğruya bizimle haberleşmeye başladı. Kendisini karşılıksız bırakmamak ve durum hakkında aydınlatmak amacıyla karşılık yazdık.

On Beşinci Kolordu Komutanının, bir bakıma bizim 22 Eylül 1919 günlü telyazımıza karşılık olan, 27 Eylül 1919 günlü bir şifre telini aldık. Bunda, halkı önce aydınlatma ve uyarma görevini yaptığını; direnenler görülürse onlara karşı da hakkettikleri işlemi yapmaktan başka bir şey olmayan ve görüp geçirdiklerinin sonucu olan ilkesini, olduğu gibi Trabzon çevresinde de uyguladığını açıkladıktan ve Dokuzuncu Tümen Komutanı Rüştü Bey'i, kurmaylarıyla birlikte, Üçüncü Tümen Komutanlığı vekilliği ile Trabzon'a gönderdiğini; Halit Bey'i Trabzon için uygun bulmadığını bildirdikten sonra: "İngilizlerle ilgili görüşe gelince; bana kalırsa, elden geldiği sürece açık ve elle tutulur bir çatışmadan kaçınmayı yeğ tutarım." kanısı beliriyordu (belge: 102). Buna verdiğim 29 Eylül 1919 günlü özel ve kişisel karşılıkta şunları yazdım: "Trabzon ili kamuoyunun ne olduğu buraca da tam olarak aydınlanmıştır.. Trabzon merkezi dışında, bütün ilçe ve sancaklarıyla haberleşilmektedir. Merkezdeki durum da Valinin tutuklanıp uzaklaştırılmasından sonra ortadan kalkmıştır (Valiyi tutuklayarak gözaltında Erzurum'a gönderen, buyruğum üzerine, Halit Bey'dir). Rüştü Bey'in Üçüncü Tümen Komutanlığı vekilliği ile Trabzon'a gönderilmesinde aklıma gelen noktaları bildireceğim.

Birincisi; Valiyi tutuklayan Halit Bey'dir. Birkaç gün sonra Rüştü Bey'in böylece gönderilmesi Halit Bey'in davranışını oradaki kötülük isteyenlere karşı yermek gibi olabilir.

İkincisi; Halit Bey, önemli durumlarda Tümeninin başına geçmeyi beklerken, bugün geçirmekte olduğumuz önemli ve tarihsel anlarda başka bir kimsenin yerine geldiğini görmekten üzülebilir. Bu tutumdan vazgeçilmesini rica ederim. Bununla birlikte Kolordunuzun askeri işlerine karışmak istemem. (belge:103)

Kazım Karabekir Paşa'nın verdiği 2 Ekim 1919 günlü uzun karşılıkta, bu işlemin Halit Bey'in isteği üzerine yapıldığını ve kendisine durumu gereği gibi anlatmak için Erzurum'a çağrıldığını bildirdi. (belge:104) Oysa 1 Ekim 19l9 günü Üçüncü Tümen Emir Subayı Üsteğmen Tarık imzasıyla, Başyaverim Cevat Abbas Bey'e gelen özel bir şifrenin son cümleleri şöyleydi:

"Son günlerde Komutan Bey, Üçüncü Tümenin bugünkü komuta durumunun değiştirilmesini Kolordudan istedi. Eğer Kolordu bu öneriyi kabul etmez ve yerine getirmezse, buyruk almadan komutayı ele alacağını ve önceki karar gereğince Kolordudan ayrılarak doğrudan doğruya Kongrenin buyruğuna gireceğini bildiririm. Paşa Hazretlerine gereği gibi bilgi veriniz efendim." (belge: 105)

Bu tarihten on beş gün sonra idi. Kâzım Karabekir Paşa'dan 17 Ekim 1919 günlü şu teli aldım:

"Bölgemde ulusal isteğin gerçekleştirilmesi ve yerine getirilmesi için son noktaya değin askerlikten ve komuta zincirine uymaktan kimsenin ayrılmamasını, geleceğin sıkıdüzeni için de çok gerekli görüyorum. Gözü peklikle sağgörünün (basiretin) bağdaştırılmadığı yerlerde ve işlerde, sonuç pek parlak da olsa, çabucak tersine döndüğü ve değerden düştüğü benzerleriyle anlaşılmıştır. Özellikle İngiliz, Fransız temsilcilerinin bulunduğu Trabzon çevresinde, komuta zincirinin çok güzel görülmesine ve sağgörüyle iş yapmaya pek çok gereklilik vardır.

Ne yazık ki, verdiğim açık yönergeye uymayarak Halit Bey'in, kendi eliyle ve asker kılığı ile valiyi tutuklamak gibi yadırganır işleri dillere destan olmuştur (Halit Bey'e bu işi yaptıranın kim olduğunu bildirmiştim). Seçimlerde de böyle davranırsa, kendisi için İngilizlerin bir çıkış daha yapmaları ve güç durumun belirmesi önlenemez (seçimlerin çabuklaştırılması ve ulusal isteğe uygun olarak yaptırılması için, Halit Bey'e ve başka gereken birçok kişilere, çalışmaları, özellikle rica edilmişti. Bir de, İngiliz girişiminin önlenemez ne gibi bir durum yaratabileceğini, kendi durumumu gözönüne getirerek, bir türlü anlayamamış olduğumu açıklamalıyım). Bunun için, adı geçen kişiyle yazışma yapılmayarak yüksek isteklerinizin uygulanmasında beni aracı kılmanızı çok rica ederim. Onun kişisel durumu söz götürmez sayılıyorsa herhangi bölgeden milletvekili seçilmesi üzerindeki yüksek düşüncelerinizin bildirilmesini dilerim."

Bu tele 19 Ekim 1919 günü kısaca şu yanıtı verdim:

"Halit Bey'in milletvekili olmak ya da olmamak konusundaki eğilimini bilemediğimden bu yolda bir düşünce bildiremeyeceğim efendim"

Baylar, Ferit Paşa Hükümetinin düşmesine değin geçen günler içinde karşılaştığımız sorunlar çeşitlidir. Engeller ve güçlükler az değildi. Bunların hepsini sayıp açıklamaya kalkışmak yüksek kurulunuzu çok yorabilir. Bunun için, bu evreyi tamamlayacağını sandığım bazı noktalara yalnız dokunmakla yetineceğim.

Ali Galip'in salık vermesi üzerine, İstanbul Hükümetince Dersim Mutasarrıflığına atandığı anlaşılan ve Sivas'a gelen Osman Nuri Bey, 8 Eylülde Sivas'ta alıkonuldu.

Ulusal akıma karşı haince davranışlarda bulunduğu gerçekleşen Ankara Valisi Muhittin Paşa, özel bir amaçla görev gezisine çıkmıştı. 13 Eylülde Çorum'da bulunuyordu. Muhittin Paşa'nın yakalanıp gözaltında Sivas'a gönderilmesi için Ankara'da Kolordu Komutanına ve Samsun'da Beşinci Kafkas Tümeni Komutanına buyruk verildi, Muhittin Paşa tutuklu olarak Sivas'a getirilmiştir. Kendisiyle görüştüm. Gereken öğütleme ve uyarmalarda bulunduktan sonra yaşına saygı göstererek Samsun üzerinden İstanbul'a gönderdim. Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey de üç dört gün sonra özel olarak Sivas'a çağrıldı.

Ulusal eyleme karşı oldukları anlaşılan Niğde Mutasarrıfı, Saymanı ve Komiserinin gözaltında Sivas'a gönderilmeleri için 16 Eylülde Niğde'de Tümen Komutanlığına emir verildi.


Kastamonu Valisinin İstanbul Hükümetince Değiştirilmesi ve Bundan Çıkan Olay

Baylar, Kastamonu'da Vali bulunan İbrahim Bey, ben ordu müfettişi iken kurmay başkanım bulunan Albay Kâzım Bey'in yakından tanıdığı bir kişi idi. Bundan dolayı, kendisine her türlü gizli şeyler bildirilmişti. Aramızda şifre ile yazışmalar yapılıyordu. Kendisi İstanbul Hükümetince İstanbul'a çağrıldı. Bu çağrıya hiç uymaması gerekirken, anlaşılmaz nedenler ve düşüncelerle -sanki İstanbul'da tutuklanmak için- Kastamonu'dan ayrılmıştı. İstanbul, İbrahim Bey'in yerine bir başkasını Kastamonu valiliğine atamıştı. Yeni vali, 16 Eylülde İnebolu'ya varmış bulunuyordu. Onun tutuklanmasını oradaki ilgililere buyurduk. Bu işte ilgi çekici küçük bir evre oldu. İzin verirseniz biraz açıklayayım: Kastamonu'da ve Kastamonu ili içinde sarsıntı ve duraksama belirtileri görülmeye başlayınca Kastamonu'ya, güvenilir ve gücü yeten bir subayın gönderilmesini Ankara'da bulunan Ali Fuat Paşa'dan rica etmiştim. Fuat Paşa, Kastamonu Mevki Komutanlığı göreviyle oraya Albay Osman Bey'i göndermişti. Osman Bey, tam 16 Eylül günü Kastamonu'ya varmıştı. Yeni gelen vali için verdiğimiz buyruğun uygulanmasını ondan bekliyorduk. Bildirdiğim buyruğu verdikten sonra, uygulama ve yürütümle ilgili bilgiyi telgraf başında bekliyordum. Gece olmuştu. İstediğim bilgiyi verecek Kastamonu'da bir kişi bulamıyordum. Sonunda, 16/17 Eylül gecesi, Kastamonu ve çevresi Komutanı Albay Osman Bey, Kastamonu telgrafhanesine geldi ve aynen şu teli verdi:

"Bugün Kastamonu'ya geldim. İstanbul Hükümetinin adamlarıyla Vali Vekili ve Jandarma Komutanının düzeni üzerine evimde tutuklandım. Yurtsever örnek subaylarımızın yardımlarıyla şimdi kurtuldum. Ben de Vali Vekilini ve Jandarma Alay Komutanını birlikte tutuklattım. Telgrafhaneye el koydum. Burada durum önemlidir. Kongreden çok rica ederim; bütün kararlarından buraya bilgi vererek Kastamonu'nun sayın halkını aydınlatsın. Yeni valinin İnebolu'ya indiği haber alınmıştır. Kendisi için ne işlem yapılacaktır? Buraya vali vekili ve başka görevli atanması için Ulusal Kongrenin bana yetki vermesini rica eder ve bu dileklerimin karşılığını şimdi makine başında beklediğimi bilgilerine sunarım."

Osman Bey'le makine başındaki haberleşmemiz şöylece biraz daha sürdü. Kendisinden sordum:

"Şimdi orada üstünlüğü sağladınız mı? Ne kadar kuvvetiniz var? Orada ilin ileri gelen görevlilerinden güvenilir kim vardır? Yeni atanıp İnebolu'ya geldiği öğrenilen valinin adı nedir?"

Osman Bey'in karşılığı şu idi: "Şimdi ilde üstün durumdayım. Herhalde Kongre, yardımcı olarak, beni aydınlatmalıdır. Atanan valinin, Konya valiliğinden emekli, çok eski bir kişi olduğu söyleniyor. Adı Ali Rıza'dır. Kuvvetim, iki yüz elli kişi çıkarır bir tabur ve dört tüfekli bir ağır makineli bölüğüdür. Halk ile daha görüşülememiştir. İlin ileri gelen görevlilerinden Defterdar Ferit Bey vardır."

Osman Bey'e şu buyruğu verdim: "Şimdi kendiniz vali vekilliğini üzerinize alınız. Asker ve sivil bütün kuvvetleri elinize almaya tam yetkilisiniz. Gelmekte olan valiyi hemen tutuklatacak önlemleri çabucak alınız. İşlerinize eylemle engel olanlara karşı hiç duraksamadan silah kullandırınız. İl Defterdarı, benim Diyarbakır'dan tanıdığım Ferit Bey ise, size yardım etmesi gerekir. Bolu Mutasarrıfına, aldığınız durumu ve size verilen yetkiyi şimdi bildirerek onun da İstanbul'a karşı böyle davranmasını benim yerime söyleyiniz. Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey'e de, benim yerime gene bu yönergeyi veriniz. Yanınızda hangi şifre anahtarı vardır?"

Osman Bey'in yanıtı: "Vali vekilliğini Defterdar Ferit Bey'e vereceğim, kendim alamayacağım. Bildiğiniz Ferit Bey'dir. Sinop Mutasarrıfı bildiğinizdir, kendisi görevden çıkarılmıştır; vekillik, Jandarma Tabur Komutanı Remzi Bey'dedir. Mazhar Tevfik Bey'in Sinop'ta olduğu bildiriliyor. Şifre anahtarı tutuklu Alay Komutanındadır; istendi, alacağım karşılığa göre sonucu bildiririm efendim."

"Yanınızda başka şifre anahtarı var mıdır? Ferit Bey şimdi nerededir, durumu biliyor mu?" diye sordum.

"Durumdan bilgisi yoktur, şimdi çağrıldı, gelecektir. Ben hiç şifre anahtarı almadım; çünkü tutuklanacağımı bilmiyordum. Makam (Valilik Makamı) şifresiyle yazarım umudunda idim." yanıtını verdi.

"Oradaki Jandarma Tabur Komutanı kimdir? Ne kadar Jandarma kuvveti vardır, buyruğunuz altına girdi mi?" sorusunu yazdırdım. Buna da verdiği yanıtta: "Jandarma Komutanı Emin Bey yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. Merkezde Jandarma sayısı otuz beş kadardır. Polis Müdürü Halil Bey de yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. Polis sayısı kırktır. Piyade Tabur Komutanı Şerif Bey, kendisi biraz budala olduğundan şimdilik tutuklanmıştır. Jandarma Tabur Komutanı Emin Bey yüzbaşıdır. Defterdar Ferit Bey geldi, yanımdadır."

"Emin Bey'i biraz anlatır mısınız?" sorusuna; "318 çıkışlı, Üsküplü Emin, tanırsınız. Ayrıca ellerinizden öpüyorlar."

Bunun üzerine şu satırları yazdırdım: "Emin Efendiyi tanırım, teşekkür ederim. Ferit Bey'e durumu anlattınız mı? Önemli işler makam şifresiyle bildirilebilir. Sinop Mutasarrıf Vekili olan Jandarma Komutanına güvenilemezse onun yerine sizce uygun görülecek birinin vekilliğe geçirilmesi için gerekli önlemlerin alınması düşünülmelidir. Yardım istiyor musunuz?"

Osman Bey: "Kuvvetçe yardımı gerekli görüp görmediğimi daha sonra bilginize sunacağım. Jandarma Tabur Komutanı yeni geldiği için, durumu anlaşılamamıştır efendim," yanıtını verdi. Osman Bey'e başka bir söyleyeceği olup olmadığını ve Ferit Bey'le durum üzerinde görüşüp görüşmediklerini sorup anladıktan sonra, şu teli yazdırdım:

16/17 Eylül 1919

Osman Bey ve Ferit Beyefendi'ye

Önlemlerinizde ve işlerinizde başarı dilerim. Bize durumunuzdan ve gelmekte olan valinin tutuklandığından bilgi vermenizi bekleriz.

Mustafa Kemal


Kastamonu da İstanbul'a Karşı Gelmeye Başlıyor

Ferit Bey, Vali Vekili; Albay Osman Bey, Kastamonu ve dolayları Komutanı olarak çalışmaya başladıktan bir iki gün sonra, kendilerini yeniden telgraf başına çağırarak bilgi istemiştim.

İstanbul'da gereken yerlere, istenildiği gibi, halkın imzası altında teller yazıldığı ve bütün illere ve sancaklara da bu tellerin gönderildiği bildirilmekle birlikte birtakım sorular da soruluyordu. Bu arada: "Halk diyormuş ki:

1-    Başka illerin kamuoyu bizimle birlik değiller midir?

2-    Bu olağandışı durum ne güne dek sürecektir?

3-    Hükümetin direnmesine karşı ne gibi önlem alındı? Bizi aydınlatmak iyiliğinde bulununuz Paşam." diyordu.

Halktan geliyormuşçasına sorulan bu soruların Vali Vekili ve Komutan Beylerin de kafalarında yer etmekte olduğunu düşünmek, ona göre karşılık vermek yorulmaya değerdi. Bundan dolayı saatlerce Sivas-Kastamonu telini tutan uzun bilgi verildi ve açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaları şöylece özetleyebilirim :

1-  Ulusal tepki, yurdun her köşesinde bütün sertlikle ve coşkunlukla vardır. Bütün illerin en ufak köylerine değin halk ve en ufak birliğine değin bütün ordularımız baştan aşağı duyarlı ve tam birlik olarak, kendilerine bildirilen kararları uygulamakta ve yürütmektedirler.

Halkın ikinci ve üçüncü sorusuna karşılık olmak üzere de:

2-  Ne zaman ki Kastamonu halkı, bu durumu olağandışı bulup kaygıya düşmekten kurtulacak ve amacımızı gerçekleştirinceye dek dayanmakta kararsızlık belirtisi göstermeyecektir; işte o zaman bu olağandışı durum kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hükümetin direnmesi olağandır. Buna karşı başka önleme kalkışmadan önce, ilk önlemimizi gereği gibi ve her yerde kesinlikle uygulama yollarını düşünelim. Örneğin: Bolu durumu üzerine ne yapılmıştır? Bolu kesimine dek bütün yerlerin İstanbul'la resmi haberleşmesinin kesildiğine güvenebilir miyiz? Bununla ilgili olarak beklediğimiz bilgi daha gelmedi. İşte bu dediğim önlem, İstanbul'a değin yayılabilirse hükümetin direnme gücü kalmayacağını sanırım. Ama bundan sonra da gene çok bilinçsizce ve çok bönce bir ayak diremeyi sürdürmek isterlerse kuşkusuz daha etkili önlemler uygulanabilir.

Bundan sonra Vali ve Komutanın verdiği bilgilerden şunlar anlaşıldı: İnebolu'dan İstanbul'a geri gönderilen yeni vali, Zonguldak'ta Dahiliye Nazırından şöyle bir buyruk almış:

"Bolu ve çevresi açıktır. Zonguldak'a çıkınız, ilin gereken yerleriyle haberleşiniz ve son buyruğa değin orada bekleyiniz." Gerçekten yeni vali, Zonguldak'ta kalmış ve şuna buna gözdağı vermeye başlamış. Ferit ve Osman Beyler, Zonguldak Mutasarrıfına yeni valiyi tutuklayıp karadan Kastamonu'ya gönderilmesini emreylemişler; Mutasarrıf bunu yapmamış. Bununla birlikte, bu girişimi öğrenen yeni vali, orada barınamayarak İstanbul'a dönmüş. (belge: 106)


Ali Fuat Paşa Batı Anadolu Ulusal Kuvvetler Komutanı

Sırası gelince bildirmiştim ki Yirminci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, Kongre adına bazı kararlar ve önlemler almıştı. Ali Fuat Paşa'ya Kongrece "Batı Anadolu Kuvayi Milliye Komutanı" diye bir san verildi. Paşa, Eskişehir ve dolaylarını ulusal bir bölge sayıp komutanlığına Süvari Yarbayı Atıf Bey'i; Afyonkarahisar dolaylarını da ulusal bir bölge sayıp komutanlığına Yirmi Üçüncü Tümen Komutanı Ömer Lûtfi Bey'i atamıştı, Bu tümen ile, Anadolu'ya geldiğimizin daha ilk günlerinde ilgilenildiğini o günlerle ilgili konuşmalarım sırasında söylemiştim. İstanbul Hükümeti, Fuat Paşa'nın yerine Hamdi Paşa'yı atamış ve göndermişti. Hamdi Paşa Eskişehir'e dek geldi. Orada kendisine 16 Eylülde İstanbul'a dönmesi gerektiği bildirildi.

İngilizler, Eskişehir Bölgesi Kuvayi Milliye Komutanı olan Atıf Bey'i tutuklayıp İstanbul'a gönderdiler. Kuvayi Milliye Komutanı olan bir kişinin kendini kolaylıkla düşman eline düşürmeyecek önlemleri almış olması gerekirdi. Bu konudaki dikkatsizlik ve önlemsizlik, kendisini kurtarmak için uzun süre üst üste girişimlerde bulunmamızı gerektirdi. Bilirsiniz, o sırada Eskişehir'de İngiliz birlikleri vardı. Fuat Paşa, toplayabildiği Kuvayi Milliye ile birlikte Eskişehir'e yakın Cemşit denilen yere gitmişti. Eskişehir'i uzaktan sardı. Eskişehir'de bulunan İtilaf Kuvvetleri Komutanı General Soli Flud'un (Solly Flood) Fuat Paşa'ya gönderdiği bir mektupta kullanılan deyimler ve Kuvayi Milliyemizi niteleyişi; komutanlarımızın ve Kuvayi Milliyemizin yüksek şeref ve onurlarına karşı bir saldırı sayıldığından ve adı geçen Generalin hak ve yetkisi dışında görüldüğünden, bu konu üzerine İstanbul'da bulunan İtilaf Devletleri siyasal temsilcilerinin bir andırı ile dikkatleri çekilmişti. 25 Eylül 1919 günü General Soli Flud'un Fuat Paşa'nın yanına gönderdiği bir kurul -ki bir kurmay binbaşı ile Eskişehir'deki İngiliz Kontrol Subayından meydana gelmişti- İngilizlerin içişlerimize ve ulusal hareketimize hiç karışmayacaklarına söz verdi. Bu sıralarda İngilizler, Merzifon'da bulunan kuvvetlerinin geriye alınmasına memnun olup olmayacağımızı sormuşlardı. Elbette pek memnun olacağımızı bildirmiştik. Gerçekten oradaki kuvvetlerini bütün ağırlıkları ile birlikte, önce Samsun'a çektiler. Sonra oradan da İstanbul'a götürdüler. Eskişehir'de üstünlük sağladıktan sonra, Fuat Paşa'yı Bilecik ve Bursa dolaylarına göndermeyi düşünüyorduk.


Konya Valisi Cemal Bey İstanbul'a Kaçıyor, Konya Halkı da İstanbul'u Tanımıyor

Baylar, Konya'da vali bulunan Cemal Bey, Ferit Paşa Hükümetinin İstanbul'da önemli bir dayanak noktası durumuna girdi. Konya'da Ordu Müfettişi olan Cemal Paşa'nın İstanbul'a gidip geri gelememesi, orada bulunan Kolordu Komutanı Salâhattin Bey'in kararsızca davranışları ve sonunda habersiz İstanbul'a çekilip gitmesi, Konya ve dolaylarını Vali Cemal Bey'in hükmü altında bırakmıştı. Oraya, amacı yakından anlamış bir kişinin gönderilmesi gerekiyordu. Sivas'ta yanımızda bulunan Refet Bey'in gönderilmesi uygun görüldü. Refet Bey yola çıktı. Konya'da, Heyeti Temsiliyece gönderilen bir komutanın gelmekte olduğu haber alınınca yurtsever kişiler canlanmış; öte yandan da Vali Cemal Bey cezaevinde ne kadar kanlı katil, ne kadar tutuklu varsa hepsini çıkarıp silahlandırmış ve kendisine bir kuvvet yapmak istemişti. Konya'nın sayın halkı, bu alçakça davranışa karşı ayaklanarak, yurtseverliğin gerektirdiğini yapmaya karar vermiş ve bunu sezen Cemal Bey, 26 Eylülde İstanbul'a kaçmıştır. (belge: 107) Halk, Belediye dairesinde toplanarak Hoca Vehbi Efendi'yi vali vekilliğine getirmişti.


Refet Bey'in Yerinde Olmayan Bazı Önerileri

Baylar, ilgi çekici bir noktadır; şimdi hatırıma geldi, yüksek topluluğunuza bildirmeden geçemeyeceğim. Sivas-Konya yolu üzerinde bir telgraf merkezinden, Refet Bey'den özel bir tel aldım. Refet Bey bunda, Konya ve dolaylarında başarı sağlamak için kendisine İkinci Ordu Müfettişliği san ve yetkisinin verilmesi gerekli olduğunu bildiriyordu. Refet Bey uzun bir süre sonra, Ankara'da bulunduğum sırada, Bolu ve dolaylarında baş kaldıranların tepelenmesi için görevlendirildiği zaman da oradan bir şifre ile, halk üzerinde önemli etkisi olacağından söz açarak, kendisinin generalliğe yükseltilmesini benden istemişti. O zamanlar Refet Bey'in gerek birinci ve gerek ikinci isteklerini yerine getirecek resmi görev ve yetkide bulunmadığımı açıklamaya gereklik yoktu. Özellikle bunu Refet Bey'in pek iyi bilmiş olması kuşku götürür müydü?

Refet Bey, bu isteklerini yerine getirmek için, benim İstanbul Hükümeti katında aracılık etmemi anlatmak istiyordu da denilemezdi. Çünkü, dünyaca biliniyordu ki ben, Ordu Müfettişliğinden ve askerlikten çekilmiş olduktan başka, Padişah ve İstanbul Hükümetince kovulmuştum ve benim için ölüm yargısı çıkarılmış idi. Çalışmalarım, bir kongrenin seçtiği kurul içinde, Heyeti Temsiliye içinde, onun adına oluyordu. Ulusal çalışmalarda bulunmak ve özellikle bu konuda başarılı olmak için resmi san ve yetki gerekli ise, aslında o, benim kendimde yoktu. Başarı sağlamak için, içinde bulunduğum durum ve koşulların ne olduğu anlaşıldıktan sonra, benden resmi yöntemlere göre san ve yetki aramanın yeri olamayacağı söz götürmezdi. Elbette Refet Bey'i Konya'ya görevli olarak gönderirken biz kendisine, amaca uygun olarak her türlü iş ve davranış için tam ve geniş yetki vermiştik. Bunun kullanılması ve uygulanması, onun yeteneğine ve gücüne bağlı idi.

Baylar, her yeri çalışmaya ve ulusal örgütler kurmaya yöneltmek için uğraşırken İstanbul Hükümetinin isteklerine hizmet eden kimi sivil örgütlerin baş yöneticilerinin sözde ruhsal gözdağı veren telyazıları da alıyorduk. Örneğin, Urfa Mutasarrıfı Ali Rıza adında biri, yaptıklarımızın İtilaf Devletlerine saldırı sayıldığını ve bu yüzden bütün Osmanlı ülkesinin İtilaf Devletleri askerlerinin işgali altına gireceğini, böylelikle Türk Hükümetine son verileceğini, ilgililerle görüşerek öğrendiğini bildiriyor ve İstanbul Hükümeti ile anlaşmamızı öneriyordu. Bu telin Mutasarrıfa yabancılarca yazdırıldığına kuşku yoktu. Buna, elbette gereği gibi karşılık verildi. (belge: 108)


General Harbord Kurulu ve Generale Verdiğim Karşılık

Baylar, hatırınızda olsa gerekir ki ülkemizde ve Kafkasya'da inceleme yapmak üzere Amerika Hükümeti General Harbord'un başkanlığı altında bir kurul göndermişti. Bu kurul Sivas'a geldi. 22 Eylül 1919 günü General Harbord ile uzun uzadıya görüşmelerde bulunduk. Generale, ulusal ayaklanmanın amacı ve ereği; ulusal örgüt ve birliğin ortaya çıkış nedeni; Müslüman olmayan azınlıklara karşı olan duygular; yabancıların ülkemizdeki yıkıcı propagandaları ve işleri üzerine geniş ve kanıtlı açıklamada bulundum. Generalin bazı beklenmedik sorularıyla karşılaştım. Örneğin: "Ulus, düşünülebilen her türlü girişim ve özveride bulunduktan sonra da başarı elde edilemezse ne yapacaksın?" Verdiğim karşılıkta -yanlış hatırlamıyorsam- demiştim ki:

Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen girişim ve özveriyi yaptıktan sonra başarır. Ya başarmazsa demek, o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyle ise, ulus yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.

Generalin sorduğu sorudan asıl amacın ne olabileceğini araştırmak istemedim. Ama, verdiğim karşılığı onun beğendiğini bugün yeri gelmişken söylemek isterim.


Abdülkerim Paşa'nın Aracılığı

Baylar, Eylülün 25'inci günü akşamı, Ankara'da bulunan Yirminci Kolordu Komutan Vekili Mahmut Bey'den aldığım bir şifre telde şunlar bildiriliyordu: "Bu gece İstanbul telgrafhanesinden Fuat Paşa'yı telgraf başına istediler. Dahiliye Nazırlığının il şifresiyle bir kapalı tel yazdırdılar." Bunun özeti şöyledir: "Padişahın bildirisindeki bilgince yol göstermelere uymakla yurdu kurtarma işi başarılacaktır: Ulusal eylem, uygarlık dünyasında iğrenç erekler gibi gösterildi. Hükümetle ulusun ayrılığı, yabancıların işe karışmasına yol açacaktır. Konferans, hakkımızda karar verirken bu anlaşmazlık, iyilik ve esenlik belirtisi olmayacaktır. Sonuç olarak, eylemin yöneticileriyle görüşmek üzere, yüksek kişilerle bildirilecek yerde buluşma, bir oldubitti biçiminde istenmekte ve zamanın darlığından, hemen yanıt beklenilmektedir. Görüşlere saygı gösterileceği, kişiliğe ve şerefe dokunulmayacağı da uzun girişlerle ekleniyor. Teli yazan bu kişi, kurmay tuğgenerallerden Abdülkerim Paşa'dır. Bu tele Ticaret ve Ziraat Nazırı Hadi Paşa aracılığı ile ve gene bu şifre ile yanıt beklemektedir. Adı geçenin, bu düzeni ile, görüşme isteğinin bizden geldiğini duyurup yaymak amacını güttüğü anlaşılıyor. Telgraf başında beklemekte olduklarından, bir dakika önce kabul edilip edilmeyeceği ile ne karşılık verileceğinin bildirilmesi saygı ile rica olunur. Ali Fuat Paşa Hazretlerine de yazılmıştır." (belge: 109)

Mahmut Bey'e o gün saat 7 sonrada makine başında verdiğim telde şunları bildirdim: "Kerim ve Hadi Paşalara, Fuat Paşa'nın Ankara'da bulunmayıp işi olduğunu ama görüşmek istiyorlarsa Sivas'ta bulunan Heyeti Temsiliye ile ve bu kurul arasında bulunan Mustafa Kemal Paşa ile makine başında diledikleri gibi görüşebileceklerini bildirirsiniz. `Onlar görüşmek isteğinde iseler' diye bildirmeye dikkat etmek gereklidir." (belge: 110)

Mahmut Bey, Kerim Paşa'nın Ankara'ya çektiği teli olduğu gibi bize de yazdı. İçindekiler, aşağı yukarı Mahmut Bey'in özetlediği şeylerdi. (belge: 111)

Baylar, İstanbul Hükümeti ile ilgiyi kesişimizin on beşinci günündeyiz. Ulusal karara karşıt bir durum alan kimi yerler de, ister istemez ulusal akıma uymaya zorlandı. İstanbul Hükümetine hizmet eden kimi görevliler ya kaçtılar ya da boyun eğme durumuna getirildiler. İstanbul'a, bütün yurttan, her gün İstanbul Hükümetinin düşürülmesi isteğini bildiren binlerce tel yağdırılmaya başlandı. İtilâf Devletlerinin Anadolu'da dolaşan subay ve sivil görevlileri, ulusal ayaklanmaya; karşı tarafsız olduklarını ve "ülkenin içişlerine karışmayız" sözünü her yerde açıktan söylemeye başladılar. Bu durum karşısında artık Padişah ve Ferit Paşa, ulusal eylem yöneticileriyle anlaşmaktan başka çıkar yo1 kalmadığı, ama her halde, yerlerini bırakmaksızın bu anlaşma yolunu bulabilecek aracılar araştırmaya başladıkları kanısına varmak yanlış olmaz inancındayım.

Baylar, adı geçen, rahmetli Abdülkerim Paşa, benim çok eski arkadaşım idi. Çok namuslu, ulusal onuru olan ve temiz yürekli bir yurtseverdi. Selanik'te ben kolağası, o binbaşı olarak bir odada çalışmış, yıllarca özel arkadaşlık etmiştik. Rahmetlinin durumundan ve sözlerinden bir tarikattan olduğu anlaşılıyordu. Tekkelere devam ettiği de görülmüştür. Ama, herhangi bir şeyhe mürit olduğunu bilen yoktu. Çünkü kendisini, inançlarında din ve vicdan anlayışında tinsel katlardan "birinci hazret, büyük hazret" sayardı ve kardeşlik çevresinde bulunanlara: -konuştuğu kimsede, kendisince gördüğü yeteneğe göre- "hazret", "kutup" ve daha başka makamlar verirdi. Bana da "kutuplar kutbu" derdi. Şimdi açıklayacağım haberleşmemizde bu sözlere rastlayacağız. Kerim Paşa'nın kendine özgü bir konuşma ve yazma yöntemi vardı. Kerim Paşa, çok açık yürekle ve zamanında kendisine pek çok ün kazandıran yüksek bir dil uzluğu ile görüşür ve öyle yazardı. Kendisinde inandırma niteliği ve gücü olduğu da sanılır ve varsayılırdı. Bizim, Selanik'te bulunduğumuz sıralarda, orada ordu komutanlığı ve ordu müfettişliği görevi ile bulunmuş olan Hâdi Paşa, Kerim Paşa'yı, açıkladığım özelliği ile dostlar arasında sayılır ve sevilir biri olarak bellemişti.

İşte, Ferit Paşa'nın hükümetteki arkadaşı Hâdi Paşa, sıkışmış olan Padişahın ve Ferit Paşa'nın, pek uygun bir yolla yardımına yetişmek istiyordu. Kerim Paşa, Ali Fuat Paşa'yı da Selanik'ten tanıyordu.

Baylar, 27 /28 Eylül 1919 gecesi, gece yarısına bir saat kala telgraf başında Kerim Paşa ile karşı karşıya geldik. İkimiz birbirimizi şu sözlerle tanıdık:

Sivas - "Mustafa Kemal Paşa telgraf başındadır. `Kerim Paşa'ya söyleyiniz, buyursunlar.' diyorlar."

İstanbul - " Siz, yüce kişileri Mustafa Kemal Paşa Hazretleri misiniz, ruhum ?"

Ben - " Evet, Sayın Kerim Paşa Hazretleri," dedikten sonra:

Kerim Paşa - "Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine" adresini yazdırdı ve: "Paşaya söyleyiniz anlar; Birinci Hazret karşınızdadır." sözlerini, bir çeşit parola gibi ekledi. Kerim Paşa: "Yüce esenliğiniz yerindedir inşallah kardeşim," diye başladı.

Kerim Paşa'nın, İstanbul Hükümetince, temiz yürekli ve temiz ahlaklı oluşundan yararlanılarak, nasıl aldatıldığını anlamak için sözlerinin başlangıcını olduğu gibi, kendisine yeniden söyleteceğim. Rahmetli Kerim Paşa şöyle devam etti :

"Yurdun iyiliği için, büyük yurtsever kardeşimle ve yüksek Heyeti Temsiliye üyesi dostlarla görüşmek isterim. Sizlere ulaştırılmak üzere Ali Fuat Paşa aracılığı ile bir tel çekmiştim. Yüksek ellerinize ulaşan işte o teldeki ilkelere göre, inşallah sevindirici bir çözüm yolu buluruz. Ülkenin geçirmekte olduğu nazik, önemli ve güç dönemi Tanrı'nın yardımı ile kolaylık alanına ulaştırırız. Bunun için, Tanrı bağışı ile nurdan yaratılmış, kurtarıcı dileklerimizin gönül aydınlatıcısıyla bununla ilgili önemli şeyler konuşarak, yurt ülküsünde birleşelim, değil mi pek akıllı ve öngörüşlü kardeşim? Ne buyurursunuz, ruhum? Kötücül alçakların, bu güzel ülkemiz üzerindeki iftiralarını ve açıkça kötülük gütmelerini önleyelim ve onları umutlarının pusularında kötürüm ve cansız bırakalım ve yalnız hükümet ile ulusun, sadece yurt esenliği ile ilgili hizmetlerini ve işlerini uzlaştıralım ki ortak ve yüce ülkümüz aslında hep birdir. Yurt kaygısı ile gösterilen bunca temiz duygulu gösterilerin, uygarlık dünyası karşısında kutsal topraklarımızın elde tutulması ve korunması ile ilgili en büyük yurtseverlik olduğunu bir kez daha belirtmek için bugünkü durumun güçlüklerini kaldıralım ve buna çare bulmak için de, bu sevgili kardeşinizle görüşmeye başlayalım. Bekliyorum kardeşim. Bu girişimim üzerinde hükümetin, geniş ölçüde bir iyi niyet gösterdiğini sözlerime eklerim, ruhum."

Baylar, Kerim Paşa ile 27/28 Eylül, gece yarısından önce saat 11'de başlayan bu görüşmemiz, gece yarısından sonra saat yedi buçuğa dek, tam sekiz buçuk saat sürdü. Üç evreye ayrılabilen bu görüşmemiz, "esericedit" denilen büyük tabaka kâğıtlardan yirmi beş sayfa doldurdu. Bunların hepsini burada okuyarak, dinlemeye katlanışınızı kötüye kullanmaktan korkarım. Rahmetli Kerim Paşa'nın, köklü görüşlere ve - kendisinin anlayışına uymasa da - yazık ki, güçlü bir mantığa dayanmamakla birlikte tatlı sözlerinin ve gösterişli cümlelerinin okunup işitilmesini sağlamak için, yayımlayacağım belgeler arasına, bu görüşmemizi de olduğu gibi katacağım.

Yalnız bu görüşmede iki yanın, güttükleri amaç ve dayandığı temel noktalar üzerinde, özellikle sonuç üzerinde kısaca bir fikir verebilmek için izin verirseniz her evresinden birer parçacık olsun söz edeceğim.

Kerim Paşa'nın, bilginize sunduğum ilk teline yanıt verirken biraz da onun yöntemine, anlatım özelliğine uymuş olduğum görülecektir.

Verdiğim karşılıkta ben de şöyle başladım:

"Kerim Paşa Hazretlerine: Kutuplar kutbu, deyiniz, anlar." diye başladıktan sonra: "Şimdi yanıt veriyorum." dedim.

"Pek saygıdeğer ve temiz yürekli kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretlerine: Tanrı'ya şükürler olsun sağlığım yerindedir. Büyük ve soylu ulusumuzun yasal haklarını anlamış ve onu korumaya ve savunmaya bütün varlığı ile girişmiş olduğunu görmekle pek mutluyum.... Görüşmek için gösterilen isteğe candan teşekkür ederiz. ........................ Fuat Paşa Hazretleri aracılığı ile çekilmiş olan telyazısının içindekileri öğrenmiş bulunuyoruz. ................................................ Temel olarak alınan bildiri içindekilerinin Ferit paşa ve arkadaşlarına yönetilmiş bir haykırış ve çıkışma olduğunun, azıcık düşünme ve inceleme ile ortaya çıkacağı besbellidir. Padişahın yüreğini derin üzüntülere uğratan davranışlar ve işler, ulusumuzca değil, ama Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Âdil Bey, Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa ve bunların çalışma arkadaşları bulunan Harput Valisi Ali Galip Bey, Ankara Valisi Muhittin Paşa, Trabzon Valisi Galip Bey, Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey, Konya Valisi Cemal Beylerce işlenmiştir.

Malatya'daki alçakça girişim, Çorum'daki haince düzen, Konya'da yapılan çılgınca girişim, gerçek evreleriyle size bildirilmemişse sizi de çözüme başlangıç olmak üzere düşündüğünüz noktadaki yanılmanızdan dolayı özürlü sayarız. ........................... Yabancıların görüşlerinin bizden yana değişmesi gerçeğin kendisidir. Ancak bu değişme, hiçbir zaman Ferit Paşa Hükümetinin güttüğü siyasa sonucu değildir. Bu sonuç, ulusumuzun varlığını gösterme ve tanıtlama yolunda kendisinin yaptığı dayançlı (azimli) girişimlerin meyvesidir. İşte bu konuda, Padişahı aldatıyorlar. .......................

Kurtuluş çaresi ve yaşama ilkesi ancak ve ancak "Kuvayi Milliye'nin etken ve ulusal iradenin egemen" olmasındadır. Bu sağlam ve yasal ilkeden en küçük ayrılış, Tanrı korusun, devlet, ulus ve yurdumuz için çok acı bir yıkım doğurur. .............................................

Temiz duygularla yapılan ulusal eylemimizi kötüye yormaktan ve böylece yaymaktan geri durmayan aşağılık kötücüllerin çok olduğu kuşku götürmez. Ama, ne çok yazıktır ki, hep kötülük düşünen bu adamların başında, sonsuzluğa dek yaşayacak olan devletimizin Sadrazamı Ferit Paşa ve nazırlık görevinde bulunan Âdil Bey, Süleyman Şefik Paşa gibi devlet adamları var.

Yurdumuza takım takım Bolşevikler girdiğini ve ulusal eylemin Bolşevik ayaklanması olduğunu resmi olarak duyuran ve yayan bu karayazılı (bedbaht) kişilerdir.

Yüksek ve temiz duygularla yapılan ulusal eylemimizin, İttihatçıların son ölüm kalım çabası olduğunu ve İttihatçıların parasıyla yönetildiğini resmi olarak ve açıkça dünyaya, yabancı gazetecilere söyleyen bu aymazlardır.

Anadolu'da karışıklık olduğunu ajanslarla resmi olarak duyuran ve -Ateşkes Anlaşmasının özel maddesine göre- sevgili yurdumuzun düşman eline geçmesine yol açmak isteyenler bu bilgisizlerdir.

Malatya'daki Müslüman halkla Sivas'taki Müslüman halkı birbiriyle boğazlaşmaya sürüklemek isteyen bu zavallılardır. Ulusal eylemin önüne geçeceğim diye Sivas'ı ve ulusal duyarlığın görüldüğü her yeri, yabancıların işgalini isteyen bu hainlerdir. Bununla birlikte, bizim kutsal amacımız, tam siz kardeşimin düşündükleri gibi, kötücüllerin bu güzel yurt üzerindéki kara iftiralarını ve açıkça yaptıkları kötülükleri önlemek ve onları umutlarının pususunda kötürüm ve cansız bırakmak ve devlet ile ulusun yürüttüğü işleri ancak yurdun esenliği ile ilgili noktada uzlaştırmaktır. Tanrı'ya şükürler olsun, bu amacın gerçekleştirilmesinde artık ulusumuz her türlü kötücül davranışları kırmış ve bütün yiğitliğiyle dayançlı adımını atmıştır. Yabancılar bile, ulusun yaygın gücünü, dayançlı dileklerini, İstanbul Hükümetinin ise, tersine, ne denli köksüz ve ulus ile ilgisi bulunmayan güçsüz bir kurul olduğunu çok iyi anlamıştır. Merzifon'u boşalttılar. Samsun'u da boşaltmaya başladılar. İçişlerimize ve ulusal eylemimize karşı tarafsız kalacaklarını söylüyorlar. İşte ulusal girişimlerimizin, bağımsızlığı sağlama yolunda elde edebildiği ilk sonuç budur.

Ulusal akımdan, İstanbul'da Anayasa hükümlerine uyulmakla sonuç alınabilecektir.

Şimdiki hükümetin, geniş ölçüde bir iyi niyet beslediği sanısının yerinde olmadığını bildirmeme izin vermenizi rica ederim.

Ben, daha Erzurum'dan, Ferit Paşa'ya gerçek durumu açıklayarak, ulusun gücüne ve iradesine karşı çıkacak hiçbir kuvvet kalmadığını yazmıştım ve kendisine, karşı gelme ve engelleme davranışını sürdürmemesi gerektiğini hatırlatmıştım. Bu aymaz kişi, buna yanıt vermemekle birlikte, ulusal akımın birkaç kişinin kışkırtmasından doğduğunu ilân etti ve bir çıkar tutkusu ile, bilisizlikten ve aymazlıktan doğan körlükle iki yanı da kollayarak yerlerinde tutunabilecekleri yanlış kanısında bulunan birkaç valisinin aldatıcı raporlarını, benim temiz ve yurtseverce uyarmalarıma üstün tuttu. Bugün o, her türlü kötülük, hainlik, güçsüzlük ve uyuşukluk içine daldıktan ve ulus da bütün olup bitenlerin gerçek yüzünü tam açıklıkla öğrendikten sonra, bize düşen ödev, pek çabuk davranarak ulusun isteklerine uyacak yeni bir hükümetin iş başına gelmesini sağlamaktır.

Eğer bugünkü hükümet üyelerinin kişisel durumları ve canları için herhangi bir kuşkuları varsa, bugün için böyle şeylerle uğraşmak düşüklüğünde bulunulmayacağına, pek yüksek olan ulusumuz adına kendilerine istedikleri sözü ve güvenceyi vermeyi de ulusumuz yararı için gerekli sayarız. Ama, tuttukları yanlış yoldan dönmemede dikbaşlılık direnirlerse bundan doğacak sonuçların sorumluluğu kendilerine düşecektir.

İşte, yaptığımız iyicil girişim dolayısıyla bir kez daha ve son olarak, yüksek kişiliğiniz gibi yüreği gerçekten yurt ve ulus sevgisiyle ve Padişaha sevgi ve bağlılıkla dolu olan ve kardeşlik anılarını her zaman saygı ile taşıdığım kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretleri aracılığıyla da bildirmiş olmak, bizim için her türlü vicdan rahatlığının gerçekleşmesine yaramıştır."

Baylar, buraya değin söylediğim sözler bir maddenin özetidir.

Bundan sonra gelen maddede:

"Ulusal eylem, olanca genişliği ile İstanbul'a doğru ilerlemektedir. Ferit Paşa ve arkadaşları bunu bilmektedir. Siz de bu bilgiyi isteyip aydınlanınız." dedikten sonra gerçekten o günlerde yapılmış olan başarılı askeri hareketlerle ilgili raporları özetleyerek anlattım ve: "Artık, bütün bu hareketleri durdurmak, yalnız ve ancak bir şeye bağlıdır. O da, ulusun isteklerine bütün anlamıyla uyacak bir kişiye hükümet başkanlığının verilmesine ve o kişinin de ulusal amaçları anlayarak ona göre önlem almaya girişmesine bağlıdır." dedim.

"Bütün bu söylediklerimiz karşısında siz kardeşimin de bir diyeceğiniz varsa bildirmek iyiliğinde bulunmanızı rica ederim." cümlesinden sonra: "Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi adına Mustafa Kemal" diye imzamı koydum.

Bundan sonra, Kerim Paşa: "Önce sizinle birlikte bulunan sayın kişilerin hepsine selam ve saygılarımı sunmak iyiliğinde bulunmanızı rica ederim." başlangıcı ile görüşmemizin ikinci evresini açtılar. Kerim Paşa devam etti:

"Başladığım kısa konuşmanın bütün evrelerini siz anlattınız. İki yerde, işin çözümlenmesi için, doğru görüşe varılmadığını söyleyerek özürlü sayılacağımı ileri sürdünüz. Her ne kadar, bütün ülkede olup bitenler bilinemeyince bir işte hakemlik etmek güç ise de, yurtla ilgili işin çözümlenmesinde ışığımız, tertemiz yurt kaygısı olduğundan, dayanılacak temel, sağlam ve aydınlıktır. Yurdun alınyazısı için hüküm verileceği şu sıralarda, bütünlük gösteren bir ulus ve hükümetin göreceği işi göz önünde tutarak, bunun kolay çözüme ulaşması dileğimi bilginize sunmak isterdim.

Çıkış noktası olarak aldığıma işaret buyurduğunuz Padişah bildirisini anlayışta, ben yanılmış olabilirim. Yalnız, izin veriniz de asıl işin çözümlenmesinde en büyük bir dayanak sayılan bu yüksek bildirideki bütün yönleri açıklayarak, Padişahın bildirdiklerinin geniş kapsamını anlatayım. Ben sanıyorum ki, Padişahımız..."

Ben, hemen Kerim Paşa'nın sözünü keserek şunu yazdırdım: "Kerim Paşa Hazretleri, gereğinden çok açıklamalar, asıl amaçtan bizi uzaklaştırabilir; şu da var ki, Padişah bildirisi yorumlarıyla çokça uğraşmak yararsızdır. Rica ederim, asıl iş üzerinde görüşelim."

Kerim Paşa yanıt verdi:

"Asıl iş üzerinde görüşeceğiz, izin veriniz, devam edelim efendim."

Ben- " Rica ederim, en son söz ve öneri üzerinde anlaşalım." dedim.

Kerim Paşa- " Evet, oraya geleceğiz efendim."


Ferit Paşa Hükümeti Çekilmelidir

Söze ben devam ettirdim ve: "Kerim Paşa Hazretleri, yasal çalışmalarımızın ve ulusal gösterilerin artık daha çok kötüye yorulmasına ve düzeltilmesinin gerek görülmesine ve hele, bu düzeltmeler ve değiştirmeler için de cinayeti ve hainliği kanıtlanmış olan bir hükümetin üyelerince yapılan yasadışı savunmaların temel olarak alındığını görmeye dayanamayız. Biz son durumu açıkladık ve ulusun kesin isteğini bildirdik. Bilmem yeniden bildirilmesi gerekli midir? Siz, ulusun sonuçlandırılması gerekli bu isteğine karşı Ferit Paşa Hükümetinin, devletin en yüce katını daha da kirletmesine aracılık etmek istiyorsanız, bu çabalamalarınızın hiçbir yararlı meyve vermeyeceğinden başka, siz kardeşimiz için eskiden beri beslediğimiz kardeşlik duygularını da sarsacağından kaygılanırım.

Şimdi, Ferit Paşa, hiç zaman yitirmeden yerini bir namuslu kimseye bırakacaksa ve buna inanıyorsanız çözümlenecek hiçbir güçlük kalmamıştır. Yoksa, aracılığınız, kalbinizin kırılmasından ve yararsız bir yorgunluktan başka bir sonuca ulaşmayacaktır.

Ferit Paşa, yerini korumayı sürdürürse kendisinin acıklı bir sonuçla karşılaşmasına yol açacaktır. En son ve en kesin söz şudur: Amacımız bu sarsılmaz gerçeği Padişahın bilgisine sunmaktır. Siz, ancak bu kutlu görevi yapmakla, bugün yurdun ve ulusun yüksek kişiliğinizden beklediği dinsel ve ulusal görevi yerine getirmiş olursunuz."

Kerim Paşa: "Sözü uzatmamak elbette temel amaçtır." diye başlayarak, sözü gereğinden çok uzattı. Bu uzun sözler şu tümce ile sona erdi : "Yurt için burada yaptığım şu girişim elbette Tanrı ve ulus katında, bütün temizliği ile değerli kalır ve işin gerçek sahibi olan Yüce Tanrı, ulus ve yurdun kurtuluşunu sağlayacak esasları yaratarak tamamlar. Ulu Tanrı, güçlükleri çözücüdür. Değerli gözlerinizden öperim."

Yeniden yanıt vermek sırası bana, gece yarısından sonra saat 4.30'da geldi. Kerim Paşa'nın dokunduğu noktaları karşılıksız bırakamazdım. Ben de uzun düşünceler ileri sürdüm ve sonunda: "Şu halde," dedim, "bizim ve sizin gibi özverili ve yurtsever kişilerin yapacağı girişimin amacı ne olmak gerekir? Yönetiminin her dakikasından ulus için, geleceğimiz için yeni bir yıkım yolu hazırlamaktan başka bir sonuç beklenmeyen Ferit Paşa ile ulusun arasını bulmak gibi olmayacak işlerle uğraşmak mı, yoksa bir an önce bu yasadışı kurulun yerine ulusun ve ülkenin ihtiyaçları ve alınyazısıyla orantılı yeni bir kurulun devlet işlerini yüklenmesi gereğini padişaha bildirmeye yol aramak mıdır? Bu iki noktadan biri için evet ya da hayır biçiminde karşılık vermek iyiliğinde bulunursanız, Tanrı ve ulus katında bütün temizliği ile değerli kalacağından kuşku olmayan soylu girişiminizin bizlerle ilgili yöndeki evresini tamamlamış olursunuz."

Kerim istediğimiz kısa yanıt yerine yine uzun bir yanıt verdi. Ama bu uzun sözler arasında bazı cümlelerle bize Padişahın aldatılmış olmayıp her şeyi bildiğini anlatıyordu.

Kerim Paşa'nın bazı cümlelerinde şunlar vardı: "Yüce Padişahlık katı, kesin karar ve çözüm katı olup, yasal bir devlette bu yüksek kat, bütün ulusun yöneleceği bir mihraptır. Anadolu'nun bütün dileklerinin Halifenin bilgisine sunulduğunu bana bildirmişlerdir. Öyleyse, kamu işlerinin kıblesi ve yüce dileklerin kabul yeri Padişahımız Efendimiz her şeyi biliyorlar."

Kerim Paşa kendine özgü tümcelerle anlattığı düşüncelerini şöylece bitirdi: "Ulu Tanrı, nice yüksek etmenler yaratarak ve kullarına esin vererek, bu çözülmesi güç düğümü bütünüyle çözecektir. Elbette Tanrı'nın buyruğu güzeldir ve yakındır. Tanrı'nın eli her elden üstündür. Tanrı'nın bağışı ile geleceğimiz ve ulusal haklarımız yüceliğinde kutlu ve esenlikli olacaktır. İşte, bağışlayıcı ruh budur, sevgili ruhum."

Bu kez baylar, gece yarısından sonra saat 6.10'a gelmiş olmakla birlikte üçüncü evrenin açılmasına ben yol açtım.

Rahmetli Kerim Paşa'nın, pek hoşlandığını bildiğim bir deyimle, "büyük hazret!" deyimiyle söze başladım:

"Ümmetin ve ulusun yöneleceği yüksek bir kat olduğu içindir ki, ulusun dileklerini bildirmeye yol bulmak için çalışmaktan geri durmadık.

Yalnız, büyük bir yanılmadan sizleri kurtarmak amacıyla bilginize sunalım ki, Anadolu'nun bütün dileklerinin Halifenin bilgisine sunulduğu yolundaki sözlere, ulusun şimdilik güveni sağlam değildir. Çünkü, ulus inanıyor ki Padişah, hainlikleri belli olan birkaç kişiyi ulusa üstün tutmazlar."

Kerim Paşa'nın dokunduğu noktalara yanıt verirken de şunları söyledim: "Pek güzel ve yakın olan Tanrı buyruğunun yerine gelmesiyle, mutsuzluğa ve zulme uğramış soylu ulusumuzun kurtuluşa ve esenliğe ermesi için, tükenmez gücü ve esirgeyiciliği olan Tanrı'ya yalvarır ve ufukları her zaman inatçı bir dumanla sarılı İstanbul'daki bazı kişilerin gerçeği görmekten bayağıca direnme duygularının ortadan kalkmasını bekleriz. Ulusun yüce ruhu da işte böyle duyarlıdır. .................................... Yalnız, bir daha söylememe izin vermenizi rica ederim ki, evet ya da hayır biçiminde karşılık verilmesini rica ettiğimiz sorular ne yazık ki yanıtsız bırakılmıştır. Azizim, Tanrı'nın eli her elden üstündür; ama, böyle de olsa, güçlükleri ve sorunları çözmeye girişenlerin kararlaşmış bir ereği olmak gerektir. ............................... Ulus, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi, ulusal haklarımız kutlu ve esenlikli olacaktır. İyicil dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Çalışmak bizden, yardım ölümsüz Tanrı'dandır.

"Mustafa Kemal"

Artık Kerim Paşa'nın yorulduğu anlaşılıyordu. "Son iki sözüm, ruhum." diye başladı ve: "Ulusal ülkünün ilkelerini yüce bilmek ve korumak koşuluyla öz dileklerin sayılıp döküldüğünü ve Tanrı'nın eli..... yüce ayetinin hayırla kabul buyurulması üzerine dönülmüş" olduğunu söyledikten sonra: "Allahaısmarladık, yine görüşeceğiz..." diyerek çekilmek istedi.

Bırakmadık. Son sözü söylemek istedik ve dedik ki: "Kardeşimizin hatırında kalması için son bir cümle söylüyorum. Ulus güçlü, anlayışlı, dayancında kesindir. Eylem hızlı yürümektedir. Şevketli Padişahımızın karar vermek ve sorunları çözmek iyilikseverlik ve büyüklüğünü göstermelerinin zamanıdır." (belge: 112)

Baylar, bundan sonra Ferit Paşa Hükümeti daha ancak üç gün dayanabilmiştir. Sonra görüşemediğim dostum rahmetli Kerim Paşa'nın bazı kişilere söylediğine göre, bu konuştuklarımızı olduğu gibi Padişaha bildirmeyi başarmış ve onun üzerine direnme gücü kırılmış.

Kerim Paşa'nın Kara Vâsıf Bey'e yazdığı 8 Kasım 1919 günlü mektubunda da buna işaret edilmiştir.

Rahmetlinin bu mektubunda şu satırlar vardır:

 "Eski sadrazam, en son görüşme üzerine ve bunun pek sürekli etkisi ve önemle tartışılması sonunda artık çekilmek gerektiğine inanarak ve bütün manevi gücü kırılarak, çekilme dilekçesini sundu. .............. İşte, sessiz sedasız, yurt için çalışılan ve tek başına temiz duygulu önemsiz bir girişim ile pek başarılan büyük olay budur....

Şurası dikkate alınmalıdır ki, bu yazıları benim yazmamdan sonra eski sadrazam ile Padişahımız Efendimiz Hazretleri bunun sonucunu öğrenmeleri üzerine sonra yazıların sağlam dayanakları karşısında kararlarını vermişlerdir. ................. Girişimimin ve yazılan yazıların ne kerteye dek yüksek esasları kapsadığı ve nasıl bir temiz vicdan ve keskin görüşle günün gerçeklerini kâğıda geçirdiği elbette Tanrı katında ve ulus tarihinin önünde soyluluk parıltısı olarak kalacaktır...

Bütün bunları sayıp dökmeye beni yönelten nedenler, geçmiş olayların gerçeklerini görmektir ......" Rahmetli Kerim Paşa, mektubunun sonunda: "Bu kâğıdımın bir örneğini Heyeti Temsiliye'ye göndermek iyiliğini esirgemezseniz; yüksek gerçeklerin tam olarak ve birlikte yayımlanmasına yardım etmiş olursunuz." demiş; ama mektubun örneği değil, aslı bana gönderilmiştir. Bu mektubu da yayımlanacak belgeler arasına koyacağım. (belge: 113)

Baylar, bu görüşmenin yapıldığı gecenin ertesi günü, yani 28 Eylül günü, özeti bütün kolordulara şifre bildirildi.


Trabzon'dan Gelen Öneri

Rahmetli Kerim Paşa'nın Fuat Paşa'ya yazdığı ilk telyazısında, İstanbul'dan yüksek kişilerin ulusal eylemi yönetenlerle belli bir yerde buluşmalarından söz edildiğini görmüştük. Buna benzer, ama tersine olarak, yani Anadolu'dan İstanbul'a gitmek yolunda bir öneri de bundan daha önce Trabzon'dan çıkmıştı. Bunu, izin verirseniz biraz açıklayayım: Trabzon Valisi Galip Bey, 18,19 Eylül günlerinde Ardase'de görev gezisinde bulunuyordu. Kâzım Karabekir Paşa'nın Ardase'ye gidip Vali ile görüşmesi söz konusu idi. Bu iş üzerinde 19 Eylülde telgraf başında Kâzım Karabekir Paşa ile görüştük. Görüşmeye yol açan, 18 Eylül günü Trabzon'dan aldığım bir telyazısı idi. Kendisine, olduğu gibi verdiğim bu telyazısında: "Ulusun yararına olmayan 6 maddeyi kabul etmiyoruz (Bu 6 madde İstanbul ile ilişkiyi kesme buyruğudur). Dileklerimizin Padişaha ulaştırılması işi ise, gönderilecek bir kurul ile sağlanabilir kanısındayız." denilmekte idi. (belge:114) Kâzım Karabekir Paşa, makine başında Trabzon Valisi ile görüşmüş, özetini bildirdi. Vali, soru biçiminde birtakım düşünceler ileri sürmüş, Karabekir Paşa uygun karşılıklar vermiş. Vali en sonunda: "İstanbul'a bir kurul gönderilerek işin Padişahın bilgisine sunulmasını ve bu kurulla kendisinin gitmesini önermiş ise de, biz türlü araçlarla durumu bildirmeye giriştiğimiz için, bu düşüncesinden vazgeçmiştir. Böyle bir kurulun gitmesi ve buna, Sarayın durumunu bilen Gümüşhane delegesi Zeki Bey'in de katılması önerilmektedir." denilmekte idi. (belge:115)

Tuhaftır ki, iki gün sonra, yani 21 Eylül 1919'da , Torul'dan Yarbay Halit Bey'in gönderdiği bir şifrede de bu kurul işinden söz ediliyordu. Kuruntulara çokça kapılan Padişahı, yabancıların ve Ferit Paşa'nın kucağına atmamak için, İstanbul'a kimliği ve görevi gizli tutulacak bir kurul gönderilmesinin uygun olacağı ve bu kurula delegelerden Servet ve Zeki Beyler alınırsa kıvançla kabul edecekleri, Zeki Bey'in ağızıyla bildiriliyordu. (belge:116) Halit Bey'e, 22 Eylülde verdiğim karşılıkta, Zeki ve Servet Beylerden oluşan bir kurulun İstanbul'a gönderilmesinin uygun olmadığını bildirdim. 24/25 Eylül günü Halit Bey'den aldığım bir telde, Trabzon'daki karşıtçıların başı olan Trabzon Valisi Galip Bey'i, Kolordu ile Erzurum Valisinin çağrısını kabul edip Erzurum'a gitmediğinden, ister istemez, silahlı kuvvetle göz altında bu gece (24/25 Eylül) Erzurum'a gönderdim." deniliyordu. (belge:117)

Baylar, garip rastlantı değil midir ki, rahmetli Kerim Paşa'nın ilk aracılık telyazısı, Trabzon Valisinin tutuklandığı gecenin ertesi gün, Trabzon'da Vali ile Zeki ve Servet beylerin ve bunların aldatmaları üzerine bazı kişilerin İstanbul ile ilişki kesmeyi bozma yolundaki girişimlerinin ve İstanbul'a kimliği gizli bir kurul olarak gitmekle ilgili planlarının başarısızlığa uğratılmasının gerçekleştiği bir günde, yani 25 Eylül günü çekiliyor ve bizi ancak 27/28 Eylül gecesi aramayı gerekli görüyorlar. Yapılan yazışmalardan anlaşıldığına göre, Erzurum'a giden Vali Galip Bey, yeniden Kâzım Karabekir Paşa'ya, İstanbul'a bir kurul aracılığı ile başvurmaktan söz etmiştir; bunu Paşa'nın 27 Eylül günlü bir izin isteme telinden anlıyoruz. Buna 28 Eylülde karşılık olarak çekilen telde: "Kerim Paşa ile yapılan görüşme özeti okunduktan sonra "söz konusu başvurmanın gerekli görülüp görülmeyeceğinin bildirilmesini rica ederiz. Gerekli görülürse, Trabzon Valisinin ulusal eylemimize karşı gelmekte Dahiliye Nazırı Âdil Bey'den hiçbir ayrılığı olmadığından kendisinin yüce ulusal eylemimize hiçbir yolla karışmasına izin verilmemesi" yanıtı veriliyor. (belge :118) Kâzım Karabekir Paşa'nın 30 Eylülde verdiği yanıtta ise: "Trabzon Valisinin bu gibi işlere karıştırılmaması yolundaki" düşüncemizin doğruluğu kabul olunduktan sonra "Trabzon'un durumunda çoktan beklenen düzelme oldu." deniliyordu. (belge:119)

Baylar, bu son söylediklerimle bir gerçek üzerinde daha sizleri aydınlatmak isterim. Trabzon Valisi Galip Bey ile Zeki Bey'in, Saray ve Ferit Paşa ile ilişkileri vardır. Bir kurul olarak İstanbul'a gitmek istemelerinin, ulusal amaca hizmet için olmayıp, İstanbul'da gerekenleri aydınlatmak ve bazı önlemler önermek ve yeni buyruklar almak gibi ereklere dayandığından bence kuşkulanmaya gerek yoktu. Nitekim, Zeki Bey daha sonra İstanbul'a gittiğinde, arkadan yeterince para ve cephane yollamaya söz verilerek ve özel yönerge ile, Trabzon ve Gümüşhane dolaylarında örgütler kurmak üzere gönderilmiştir. Adı geçeni, İnebolu'da tutuklatarak Ankara'ya getirtmiştim. Bana, bu söylediklerimin hepsini itiraf etti. Yalnız, sözde İstanbul'u aldattığını, alacağı para ve silahları bize teslim etmek niyetinde bulunduğunu söyledi. Buna, o gün ve dahası bugün bile inanacak bönler bulunabilir mi? Bununla birlikte, ben bu kişiyi, Erzurum Kongresi ile ilişkisine saygı gösterip, yalnız gerekli uyarma ve öğütlemelerle yetinerek salıvermiştim.


İlk Bozkır Olayı ve İzmit Mutasarrıfının Karşı Koyması

Baylar, İstanbul Hükümetince Kolordu Komutanı olarak Konya'ya gönderilen Sait Paşa'yı 30 Eylülde İstanbul'a geri gönderdik. Konya Valisi kaçak Cemal Bey'in, kaçmadan önce düzenlediği ilk Bozkır olayının önüne geçmek için, Yirminci Kolordu ve Niğde'deki On Birinci Tümenin aracılığı ve yardımlarıyla gereken önlemler alındı ve İstanbul'un beklediği kötülüğü durdurduk. Ereğli, Bolu, Adapazarı, İzmit dolaylarında kurulmasına çalışan Kuvayi Milliye örgütleri, Eylül ayının son günlerinde büyük duyarlık göstermeye başladı ve o çevrelerdeki Kuvayi Milliye başkanları, hükümet çekilmemekte direnirse İstanbul'a yürümeye hazır bulunduklarını bildiriyorlardı. Bu durumu 28 Eylülde bütün yurda ve elbette İstanbul'a da genelge ile bildirdik. Ancak, İzmit kentinde 2 Ekim günü olumsuz denebilecek yeni bir durum karşısında kaldık. O sırada İzmit Mutasarrıfı, Suat Bey adında bir kişi idi. Kendisini telgraf başına çağırdık. Son günlerdeki bildirimlerimizin hepsi alınarak gereğinin yapılıp yapılmadığını sordum. Mutasarrıf Bey, yaptığı açıklamada diyordu ki: "Bildirimleri aldım. Anlaşmazlık ve karışıklık olmaması için, halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru bir tutum olarak gördüm. Olumsuz söylentiler vardır. Heyeti Temsiliye'den açıklama istemek ve özellikle amacın, İttihat (İttihat ve Terraki hükümeti) hükümetini önceki biçiminde diriltmek olup olmadığını kesin olarak anlamak istemektedirler. Ben en tarafsız bir adam olmak üzere düzeni ve güvenliği korumakla yükümlüyüm. Ben, her kim ve her ne için olursa olsun, sonucu bilinmeyen bir serüvene başkalarını sürüklemeyi doğru görmem. Yavaşlık ve sakıntı ile davranılması düşüncesinde olduğumu tam bir tecrübem üzerine bilginize sunarım." (belge: 120)

Verdiğim yanıt işte şu idi:

Sivas, 2 Ekim 1919

Suat Bey'e

Y: İzmit'te en küçük anlaşmazlığa ve karşılığa meydan vermemek, temel göreviniz olduğu gibi bizim de özellikle rica ettiğimiz bir iştir. Örgütlerimizin ve ulusal eylemimizin yasal amacını ve niteliğini, gerek size ve gerek İzmit'te birçok kişilere ve bütün dünyaya karşı yazdığımız ve yazmakta bulunduğumuz bildiri ve açıklamalarla, en kinci düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza kuşkumuz kalmamıştır. Artık, ancak ayak takımının söylentisinden başka bir niteliği olmayan dedikoduların karar vermede etkili olabileceğine olanak göremiyoruz. Bundan başka, halkın sorup öğrenmeyi gerekli gördüğü noktalar var idiyse, bunlar neden hemen sorulup çözümlenmemiş bulunuyor? Siz tarafsız durumda kalmayı yeğ görüyorsunuz. Oysa tutumunuz hiçbir zaman tarafsızlık olamaz. Çünkü, siz ulusun yasal ayaklanmasına karşı tarafsızlığınızı ileri sürdüğünüz halde, haince davranışlarıyla yasa dışı olan ve aslında yok sayılan Ferit Paşa Hükümetinin memurluğunu yapıyorsunuz. İttihatçılığın diriltilmesiyle uğraşacak dar görüşlülerden olmadığımızı siz pek güzel anlayabilirsiniz. Size, pek temiz duygularla ve fakat bütün kesinliği ile şunu bildiririm ki, siz artık Ferit Paşa Hükümetine güven beslemiyorsanız bunu, Dahiliye Nazırlığına resmi olarak bildirmelisiniz. Eğer ulusun kararına ve isteğine aykırı olarak Ferit Paşa Hükümetine güveniniz varsa, İzmit'in sayın halkını yasal ulusal eylemlerinde serbest bırakmak üzere hemen görevinizden ayrılıp İstanbul'a gidiniz. Bu iki noktadan herhangi birine uymazsanız sizin için doğabilecek durumun yaratıcısı ve sorumlusu yine siz olacağınızı tam bir içtenlikle bildirmeyi bir vicdan görevi sayarım.

Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal

Mutasarrıf Bey'in: "Kulunuzu soğukkanlılıkla dinleyiniz efendim; bendeniz iyi anlatamadım. Amacınızın yüceliği ve yasallığı üzerine hiç söz söylenemez." cümleleriyle başlayan yanıtında yazılan satırlar: "Bizi yarınki cuma namazı toplantısına dek kendi kendimize bırakınız. Ferit Paşa'ya, kim bilir kaç kez kalemle saldıran bendenizi ne denli kötü gözle görüyorsunuz efendim?" cümleleriyle sona eriyordu. (belge: 121)

Bunun üzerine, ertesi günkü cuma namazı toplantısına değin bekleyeceğimizi bildirmek için yazdığım telyazısına şu iki cümleyi ekledim: "Sizi kötü gözle gördüğümü sanmanız doğru değildir. Çünkü vicdanımız sızlamaksızın varabileceğimiz yargılar, ancak, gerçek sonuçların alınmasına bırakılmıştır efendim." (belge: 122)

O günlerde İzmit'te Albay Asım Bey adında bir kişi, tümen komutanı olarak bulunuyordu. Asım Bey'e de, bir iki günden beri telgraf başında bildirimde bulunulmuştu, Ama hiçbir yanıt alınamıyordu. Onu da, 2 Ekim günü makine başına çağırdım, konuştum. Kendisine: "Hükümetin düşeceği ve belki de düşmüş olması kesindir. Bu durumda ulusun dayancı ve iradesi her türlü kuşkunun üstünde bir sağlamlık gösteriyor." dedikten sonra, kesin düşünce ve kararını beklemekte olduğumu söyledim. (belge:123) Tümen Komutam Asım Bey'in uzun uzun özür ve düşünce bildirmekle doldurduğu karşılığından çıkan olumlu anlam, şimdiye dek yanıt vermeyişinin, İstanbul'daki Kolordu Komutanına yazdığı buyruk isteme yazısına karşılık alamayışından ileri geldiği (belge:124) ve yarınki cuma namazında kararlar alınacağı cümleleriyle özetlenebilir. (belge:125) Bazı öğütleri ve isteklendirmeleri kapsayan yanıtımızda başlıca şunları dedim: "Ferit Paşa'nın yarına değin çekilmesi çok kuvvetle beklenebilir. Böyle olunca, yarınki toplantınız sonunda Padişah Hazretlerinden ve belli olursa yeni hükümet başkanından, hükümetin ulusal isteklere tam olarak uyacak tarafsız kişilerden kurulmasının rica edilmesini ve bunun beklendiğinin bildirilmesini sağlayınız. Bir de, yurdumuzu ve ulusal bağımsızlığımızı kurtarmak için, kurulacak yeni hükümet ile birlik olarak, daha pek çok çalışmaya gereksinmemiz olduğundan tam sessizlik içinde, Heyeti Temsiliye kararı ile bildirdiğim noktaları göz önünde bulundurarak örgütler kurulmasının sürdürülmesini rica ederim." (belge: 126)



İstanbul'da Hükümet Değişikliği ve Gelişen Olaylar

Ferit Paşa'nın Çekilmesi

Baylar, ben Asım Bey'e bu son tümceleri yazdırırken (2 Ekim 1919, saat 3.40 sonrada) araya imzasız şöyle bir özel tel girdi:

"Paşa Hazretleri, İstanbul'da yakın arkadaşlar söylediler. Bütün akşam gazeteleri yazıyormuş. Ferit Paşa sağlık durumu dolayısıyla çekilmiş; Tevfik Paşa, hükümeti kurmakla görevlendirilmiş. Daha sabahtan söyleniyordu; fakat doğrulanmamıştı, şimdi doğrulandı efendim."

"Bu teli kim veriyor? Anlayınız," dedim, Sormaya zaman kalmadan telin şöylece arkası geldi:

"Biz, Ankara telgrafçıları. Paşa Hazretlerine saygılarımızı sunarız ve yurdumuzun başına karabasanlı bir bela olan bu hükümetin devrilmesi için, ulusun başında bulunup başarı sağlayışınızı kutlarız. Kendisine söyleme iyiliğinde bulununuz."

Telgraf haberleşmesi kesildi. Gerçekten 2 Ekim günü Ferit Paşa Hükümeti düşmüş bulunuyordu. Fakat, yeni hükümeti kuran Tevfik Paşa değil Âyandan Birinci Ferik (Senato üyelerinden korgeneral) Ali Rıza Paşa idi.

Baylar, sırası gelmişken bilginize sunayım; bütün telgrafçılarımızın, ulusal girişim ve eylemlerimize yaptıkları özverili hizmetlerinin ulusal tarihimizde önemli yeri vardır. Kendilerine bugün açıkça teşekkür etmeyi bir ödev sayarım.


Ali Rıza Paşa Hükümeti

Baylar, Ferit Paşa Hükümetinin düştüğünü ve Ali Rıza Paşa'nın yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiğini 2/3 Ekim 1919 günü yazdığım bir genelge ile bütün ulusa bildirdim. Bu genelgenin bir örneğini de, bilgi edinilmesi için, yeni Sadrazama ulaştırdım. (belge: 127)

2 Ekim günü, yeni hükümet başkanıyla, görüşmek istemiştik. Ertesi gün, bakanlar kurulunun toplantısı sırasında Heyeti Temsiliye ile görüşeceklerine söz vermişlerdi.

Bilginize sunduğum bu genelgede belli başlı noktalar şunlardı:

1-  Yeni hükümet, Erzurum ve Sivas kongrelerinde kararlaştırılan ve saptanan örgütlere ve ulusal amaçlara saygı gösterirse, Kuvayi Milliye ona yardımcı olacaktır.

2-  Yeni hükümet, Meclisi Milli'nin toplanarak gerçekten denetleme işine başlayıncaya dek, ulusun kaderi ile ilgili hiçbir yüklenmeye girmeyecektir.

3-  Barış Konferansına atanacak delegeler, ulusun isteklerini gerçekten anlamış ve güvenini kazanmış bilgili ve güçlü kişilerden seçilecektir.

Bildiride bu saydığım ilkelerin yeni hükümetçe kabul edilmesinin önerileceği belirtildikten sonra: "Bu konuda başkaca düşündükleri varsa yarın öğleye değin tez elden bildirilmesi" istendi.

3 Ekim 1919 günü Sadrazam Ali Rıza Paşa'ya yazdığım telyazısında: "Ulus, şimdiye dek, başına geçenlerin Anayasaya ve ulusal isteklere aykırı davranışlarından üzüntü duydu. Bundan dolayı, yasal haklarını tanıtmak ve kaderini yetkili ve güvenilir ellerde görmek için kesin kararını verdi. Gereken dayançlı girişimlere başladı. Düzenli örgütlere bağlı Kuvayi Milliye, ulusun kesin iradesini bütünüyle gösterme ve tanıtlama gücünü kazandı.

Ulus, Padişahın güvendiği yüce kişiliğinizle yüksek arkadaşlarınızı güç durumda bırakmak istemez. Tersine, yardımcı olmaya bütün içtenliğiyle hazırdır. Ancak, hükümet üyeleri arasında Ferit Paşa ile işbirliği yapmış nazırların bulunuşu, yüksek hükümetinizin görüşleriyle ulusal isteklerin uygunluk derecesini büyük bir açık yüreklilikle anlamak zorunluğunu doğurmuştur. Ulusa tam güven gelmeden, iyiliğe doğru atılmış olan adımın durdurulması ve yarım önlemlerle yetinilmesi uygun görülmemektedir. Bundan dolayı, şu ilkelerin sizce kabul edilip edilmeyeceğini kesin ve açık olarak anlamak isteriz." dedik ve genelge dolayısıyla bildirdiğim üç ilkeyi saydık. Daha sonra: "Bu temel noktalarda uyuşma olduğu anlaşıldıktan sonra, olağandışı durumun düzeltilmesi amacıyla ikinci derecede bazı diyeceklerimizin de" bulunduğunu bildirdik. (belge: 128)

Ali Rıza Paşa bugün ant içmek üzere Saraya gideceklerinden telyazımıza yarın yanıt verileceği bildirildi.


Ali Rıza Paşa Hükümetinde Sezilen Duraksama

Biz, bazı davranışlardan, Ali Rıza Paşa Hükümetinde bir duraksama, bu hükümette bulunan kişilerin de kafalarında bir bulanıklık sezer gibi olduk. Onun için bazı önlemler almayı uygun gördük.

Gene o gün bir genelge yazdık. Bunda: "Hükümet ile ulus arasında, görüş ve istek yönünden uyuşma sağlandığı, genelge ile bildirilinceye dek, eskisi gibi resmi yazışmanın kesilmiş bir durumda bulundurulması" gerektiğini bildirdik. (belge: 129)

Bundan başka, her yerden gelen öneri ve düşünceleri birleştirerek bütün kolordu komutanlarına ve ulusal eyleme yardımcı olan valilere de 3 Ekim günü, bazı gizli bildirimlerde bulunduk. Yeni Hükümet ile ilk yazışmalarımızı gösteren bu belgeleri, olduğu gibi yüksek görüşlerinize sunmayı, bundan sonraki yazışmalarımızın ve ilişkilerin kolaylıkla anlaşılabilmesi için uygun görüyorum. İzin verir misiniz?

Şifre

Sivas, 3.10.1919

Bütün Kolordu Komutanlıklarına ve Ulusal Eyleme Yardımcı Valilere ve Vali Vekillerine

Aşağıdaki telyazısının Harbiye ve Dahiliye Nazırlarına çekilmesi ve çekildiğinin bildirilmesi rica olunur:

"Dahiliye Nazırının haince davranışlarına alet olarak halkı silahlandırmaya ve birbirini öldürtmeye kalkışan Konya Valisi Cemal ve Elazığ Valisi Ali Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil beylerin tutuklanarak askeri mahkemeye verilmeleri ve Trabzon Valisi Galip, Kastamonu eski Valileri İbrahim ve Ali Rıza beylerle Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın görevlerinden çıkarılmaları ve ulusun yasal haklarına saldırıda bulunmadıklarından ve ulusal eylem ve ülküye yardımcı olmalarından dolayı görevlerinden çıkarılan Sivas Valisi Reşit Paşa'nın bu görevinde bırakılması, Bitlis eski Valisi Mazhar ve Van eski Valisi Haydar beylerin hemen açık bulunan illere atanıp çalıştırılmaları istenir."

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi adına

Mustafa Kemal

Şifre

Sivas, 3.10.1919

 

Bütün Vali ve Kolordu Komutanlarıyla Bağımsız Mutasarrıflıklara

Sadrazama, anlamca aşağıdaki örneğe uygun olarak, başvurulması ve sonucun bildirilmesi rica olunur:

"Müslüman halkı silahlandırmaya ve birbirini öldürtmeye kalkışan ve orduyu dağıtmak ve sonunda yurdu savunmasız bırakmak için buyruk veren ve ordunun sırlarını, şifrelerini çalmak için düzenler kurarak bunları açığa vuran ve ulusun, Anayasa hükümlerine göre dokunulmazlığı bulunan özel haberleşmesine engel olan eski nazırlardan Ali Kermal Bey ile Süleyman Şefik Paşa'nın ve Dahiliye Nazırı Âdil Bey'in, Millet Meclisi açıldığında Yüce Divana verilmek üzere, hiçbir yere kaçmalarına meydan verilmemesini ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit Bey'in gene bu nedenlerden dolayı hemen tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini yasanın dokunulmazlığı ve kutsallığı adına isteriz."

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi adına

Mustafa Kemal

 

Elbette Harbiye Nazırlığına geçen Cemal Paşa, orduya resmi bir bildirim yapacaktı. İşte ona ilk yanıt olmak üzere şu telin çekilmesini kolordulara salık verdik :

Şifre

Üçüncü, Yirminci, On İkinci, On Beşinci, On Üçüncü

Kolordu Komutanlıklarına

Yirminci Kolordu Komutanı Fuat Paşa'ya (ayrıca)

Konya'da Refet Bey'e (ayrıca)

Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın ilk bildirimine yanıt olmak üzere aşağıdaki telyazısının gizli olarak kendisine çekilmesi ve sonucun bildirilmesi rica olunur:

"Sizin, ilk günden beri büyük bir inançla yasal ulusal eylemin başında bulunduğunuzu biliyoruz. Harbiye Nazırlığına gelişiniz sevinçle karşılanmıştır. Yüksek başarılarınıza bütün ordu ve bütün Kuvayi Milliye yardımcı olacaktır. Ancak, başarı sağlamanız için aşağıdaki işlerin olabildiğince çabuk gerçekleştirilmesini rica ederiz:

a)  Cevat Paşa, ya da eski Birinci Ordu Müfettişi Fevzi Paşa, Genelkurmay Başkanlığına atanmalıdır.

b)  Galatalı Albay Şevket Bey, ya da Yusuf İzzet Paşa, İstanbul'daki Kolordu Komutanı ve İstanbul Muhafızı olmalıdır. Yusuf İzzet Paşa İstanbul Muhafızlığına ve Galatalı Şevket Bey 25 inci Kolordu Komutanlığına atansa da olabilir.

c)  Albay İsmet Bey Harbiye Nazırlığı Müsteşarlığına atanmalıdır.

d)  Tümen Komutanı Yarbay Kemal Bey'in Polis Genel Müdürlüğüne atanmasına yardım edilmelidir.

e)  Ordu üzerinde kötü etki yapmış olan ve Harbiye Nazırlığını işlemez ve değersiz bir duruma getiren ve Meclisi Millî'nin kararı olmadan eski rütbeleri ile göreve alınıp özel siyasal düşünce ile çalıştırılmakta bulunan emeklilerin hemen eski durumlarına getirilmeleri ve önemli ve etkili görevlerin güvenilir ellere verilmesi gereklidir.

f)  Eski Üçüncü Kolordu Komutanı Albay Refet Bey, nedensiz olarak çekilmeye zorlandığından bu işlemin düzeltilmesiyle kendisinin bugün bulunduğu Konya'da On İkinci Kolordu Komutanlığına atanması ve Fuat Paşa'nın, kendisi için yapılan işlem düzeltilerek, Yirminci Kolordu Komutanlığında bırakılması gereklidir.

g)  Fuat Paşa'nın yerine atanan Hamdi Paşa ve On İkinci Kolorduya atanan Sait Paşa hemen eski durumlarına getirilmelidirler.

h)  İlk fırsatta müfettişliklerin yeniden kurulması ve Doğu Anadolu'daki kolorduların, On Üçüncü Kolordu ile birlikte Kâzım Karabekir Paşa emrine ve Batı Anadolu'daki kolorduların, İstanbul ve Edirne de içinde olmak üzere, Ali Fuat Paşa emrine verilmesi ve şimdilik iki müfettişlikle yetinilmesi uygun görülmektedir."

Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Ali Rıza Paşa Hükümeti Ulusal Örgütleri ve Amaçları Sorguluyor

Baylar, yeni Sadrazamdan beklediğimiz yanıt, sonunda geldi; şudur:

Çok ivedidir.

Sadrazamlık, 4.10.1919

Sivas'ta Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesine

Y : 2 ve 3 Ekim 1919

Erzurum ve Sivas Kongelerinde kararlaştırılıp saptandığı, telyazılarında bildirilen örgüt ve amaçların neler olduğu Hükümetçe bilinmediğinden işin gereği incelenmek üzere, her şeyden önce, adı geçen kongrelerde alınan kararların tez elden bildirilmesini dilerim efendim.

Sadrazam

Ali Rıza

 

Sadrazam Paşa ve sayın arkadaşlarının -içlerinde, biraz sonra görüleceği gibi, Kuvayi Milliye'nin delegesi olarak hükümete girdiğini bildiren Cemal Paşa bulunduğu halde- hükümeti kurdukları güne değin, ulusal amaçların neler olduğunu bilmediklerini söylemeleri şaşılacak iş değil midir? Bundan daha çok dikkati çeken nokta, ulusal isteklere uyup uymamak konusunda karar verebilmek için, her şeyden önce, kongrelerin kararlarını istemeleridir. Oysa, bu denli gürültü doğuran ve uygulanması, kendilerinden önceki hükümetin düşmesi sonucunu veren kongre kararlarını bilmemeleri düşünülebilir miydi? Amaçlarının, zaman kazanmak ve bize karşı hiçbir yüklenmeye girmeksizin, yeni ve şeytanca önlemlerle ulusu aldatarak kurulmuş olan dayanışmayı ve bağlantıyı gevşetmek olduğuna hiç kuşku etmedim. Ama bozuşma olacaksa, ben de her şeyden önce onların içlerinde sakladıklarını ulus önünde belirtecek bir yol tutmayı yeğledim. Bundan dolayı, Sadrazamın ve sayın arkadaşlarının isteklerini yerine getirdim. 4 Ekim 1919 günlü telyazısı ile Kongre bildirisini, olduğu gibi ve tüzüğün yalnız örgütle ilgili temel noktalarını da özet olarak bildirdim. (belge:130) Hiçbir yerden resmi yazışmalara girişilmemesi için yeniden genel bildirimler yapıldı. (belge: 131)

Baylar, o gün şöyle bir tel aldık:

Sadrazamlık, 4.10.1919

 

K: Başkanlığım altında kurulan yüce hükümet ulusun isteklerine göre yurdun mutluluk ve esenliğini sağlamak için kesin bir dayançla çalışmak konusunda tamamiyle görüş birliğine varmıştır. Osmanlı topluluğunun dağılmaması, ulus bağımsızlığının korunması, yüce Halifelik ve Padişahlığın dokunulmazlığı, Anayasa hükümlerince bütün ulusun gücüne ve iradesine dayanılarak sağlanacağı kuşkusuzdur. Ateşkes Anlaşması tarihindeki sınır içinde kalan bütün Osmanlı topraklarının ve kentlerinin anlaşmaya temel olan Wilson İlkelerine uyularak doğrudan doğruya yüksek Padişahlığın yönetimi altında bırakılması ve sınır içinde kalıp büyük Müslüman çoğunluğunun oturduğu ülkenin birliğinin parçalanmasını önleyerek bu topraklar üzerindeki, tarih, soy, din ve coğrafya bakımından olan haklarımız için, hak ve adalete uygun bir karar alınmasının sağlanması da bugünkü hükümetçe kesin olarak istenmektedir. Millet Meclisinin toplanmasına değin ulusun kaderi ile ilgili herhangi bir kesin ve resmi yüklenmeye girişilmeyeceği ve Barış Konferansına gönderilecek delegelerin ulusal istekleri anlamış, güvenilebilir, güçlü ve iyi düşünür kimselerden seçileceği kuşku götürmez. Ülkemizde meşrutiyet yöntemi gereğince, ulus egemenliği yürürlükte bulunduğundan görevini iyi bilen şimdiki hükümet, ulusun kararını almaksızın yurdun kaderi üzerine bir karar veremeyeceği için, seçimlerin bir an önce yapılmasını sağlayacak her türlü davranış ve girişimlerde bulunmakta ve Millet Meclisinin toplanmasını çabuklaştıracak kolaylıkları göstermeye çalışmaktadır. Ancak, hükümetin tutacağı yol, yasalara eksiksiz uymak, aykırı durumları önleyip ortadan kaldırmak olduğundan; olağandışı ve yasaya uymayan durumların sürüp gitmesi ise, Osmanlı devlet merkezi ile Anadolu'yu birbirinden ayırarak birçok tehlikeli sonuçlar doğurmakla, Tanrı korusun, başkentin varlığını tehlikeye düşüreceğinden ve düşmanların yer yer yurdumuzu işgal etmeleriyle sonuçlanıp ülkenin bütünlüğünü bozacağından; bugünkü hükümet, sizin e1 koyduğunuz resmi dairelerin boşaltılacağına, hükümet işlerindeki kesikliğin giderileceğine ve hiçbir zaman dokunulmaması gereken hükümet erkine saygı gösterileceğine, yabancılarla siyasal ilişkilere girişilmeyeceğine, milletvekili seçimlerinde halkın özgürlüğüne hiç dokunulmayacağına söz vermenizi istiyor.

Sayın baylar, dikkat buyurulursa bu telyazında ne adres vardır ve ne de imza. Sadrazamlık katından yazıldığı anlaşılıyor idiyse de, başka bir şey daha anlaşılıyordu; o da, bu satırları yazan kişi ya da kişiler, Heyeti Temsiliye'yi tanımak ve onunla imzalı olarak resmi yazışma ve görüşmelerde bulunmak istemiyorlardı.

Bir de bizim kongrelerde aldığımız kararların ve kendilerine önerdiğimiz üç noktanın dikkate alınmasını, yeni hükümetin Sadrazamı ve nazırları olağan buluyorlar. Bu karar ve ilkelerin sağlanmasına aslında çalışmakta olduklarını söylüyorlar.

Ancak Sadrazam: "Hükümetin kılavuzu yasa hükümleridir. Görevi, aykırı durumları önleyip ortadan kaldırmaktır." gibi bir başlangıçtan sonra, bizim durumumuzun ve davranışlarımızın olağandışı ve yasaya aykırı olduğuna dokundurarak, bu durum sürüp giderse, merkezle Anadolu'nun birbirinden ayrılığı sonucu vereceğini bildirip bundan doğacak tehlikeleri sayıyor. En sonunda baklayı ağzından çıkararak: "Sizin el koyduğunuz resmi dairelerin boşaltılacağına, hükümet işlerindeki kesikliğin giderileceğine ve hükümet erkine saygı gösterileceğine, yabancılarla siyasal ilişkilere girişilmeyeceğine, milletvekili seçimlerinde halkın özgürlüğüne hiç dokunulmayacağına söz vermenizi istiyoruz." diyor. Böylece, bizim varlığımızı ve çalışmalarımızı ortadan kaldırmak amacında olduğunu anlatmış bulunuyor.

Baylar, belki unuturum, ayrıntılara girişmeden önce söylemeliyim ki bizim el koyduğumuz resmi daire yoktu. Yalnız Sivas Valiliği Heyeti Temsiliye'yi okulların tatil bulunması dolayısıyla lisede konuklamıştı. Söz konusu edilmek istenilen resmi daire bu olacaktı. Yeni hükümet her türlü yürütümüne başlangıç olmak üzere Heyeti Temsiliye'yi buradan kovarak, onun erkini ve onurunu kamunun gözü önünde kırmak istiyordu.

Baylar, kimden kime yazıldığı açıkça belli olmayan bu telyazısı üzerine, Sivas telgraf merkeziyle İstanbul telgraf merkezi arasında işte şu haberleşme oldu:

Olağanüstü

İstanbul Merkez Müdürlüğüne

Sadrazamlık merkezinden yazılan telyazısı, başlığı ve imzası olmadığı için Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi'nce kabul edilmedi. Telin örneği merkezimizde tutulmaktadır. Gerekenlere bilgi verilmesi rica olunur.

İmza

Kongre Merkezi

 

"Bize, üzerinde Sadrazam Paşa Hazretleri'nin yanıtıdır başlığı ile Âmetçi (Hükümetle Saray arasında haberleşmeyi sağlayan dairenin başkanı) Bey verdi ve örneği telgrafhanededir. Siz Paşa Hazretlerine böyle veriniz."

"Heyeti Temsiliye'ye geldiği ve kimden olduğu belli değildir. Bundan dolayı, başlık ve imza olmadığı için, kabul etmiyorlar."

"Öyle ise şimdi dağıldı. Bakanlar Kurulu toplantısında bu konuda bir şey yazarlarsa elbette durum belli olur efendim.

Bu yanıtı verdikleri zaman dağıldılar. Artık bize bir şey gelmez. Fakat Sadrazam Paşa evinden belki yazar. Bizim bu merkezin işi, toplantı dağılınca biter, kapanır azizim."

"Siz, dediğimizi Âmetçi Bey'e söyleyin."

"Âmetçi Bey de gitti. Yalnızım."

"Telefonla söyleyiniz."

"Bizde şehir telefonu yok. Bununla birlikte siz teli öylece saklayınız da sabahleyin resmi olarak bir şey yazdıralım efendim."

"Sadrazam Paşa'ya telefon edin."

"Kardeşim, Sadrazam Paşa'ya anlatamayız ki...

Olağanüstü

Babıâli, 4.10.1919

 

Sivas Kongre Merkezi Müdürlüğüne

Erenköyü'nde oturan Sadrazam Paşa Hazretleri telefondan arandığı ve saat yirmi biri yirmi beş geçtiği halde bulunamadı. Yapılacak haberleşme sonucu, zorunlu olarak, yarın bildirilecektir efendim.

Babıâli Müdürü

Hüseyin Hüsnü

Olağanüstü

İstanbul, 4.10.1919

 

Kongre Merkezine

K: Babıâli Müdürlüğünden de bildirildiği üzere şimdi yirmi biri yirmi beş geçeye değin, telefondan arandıkları halde Sadrazam Paşa Hazretlerinin konaklarından karşılık alınamadı. Biraz sonra yine arayacağım. Karşılık alırsam hemen bildiririm. Alamazsam sabahı beklemek zorunlu olacaktır efendim.

İstanbul Telgraf Müdürü

Tevfik

 

Baylar, ertesi gün, yani 5 Ekim 1919 günü, imzasız teli Sadrazamın Heyeti Temsiliye'ye yazdığı ve o Kurulun teline yanıt olduğu söylendi. Bunu resmi olarak saptayan, resmi ve imzalı bir açıklama olmamakla birlikte, biz böyle küçük bir noktada daha çok durmayı yararlı ve uygun görmedik. Sadrazam Paşa'ya yanıt yazmayı uygun bulduk. 5 Ekimde yazdığımız uzun yanıtın temel noktalarını özetleyeyim:

"Önerilerimizin hepsinin uygun görülüp kabul edilmiş olduğu anlaşıldı." dedikten sonra, bizim söz vermemizi istedikleri noktalar üzerinde açıklama yaptık ve dedik ki: "Olağandışı ve yasaya aykırı durumların etmeni ve yaratıcısı Ferit Paşa Hükümeti idi, Ferit Paşa Hükümetinin yaptığı yasal olmayan iş ve davranışların nedenlerinin ve etmenlerinin kaldırılması için sizler kesin önlem alırsanız, bu durum kendiliğinden ortadan kalkar.

Cemiyetimizin, (Müdafaai Hukuk Cemiyeti) şimdiki hükümete karşı yüklenmelerde bulunması ve kendilerine yardım edebilmesi için önce, hükümetin ulusal örgütlerimizi iyi karşıladığını açık ve kesin bir dille söylemesi gereklidir. Yoksa karşılıklı güven ve yakınlığın doğduğu kuşkulu kalacak ve karşıt davranış ve girişimlerin belirmesi beklenecektir."

Ali Rıza Paşa'nın imzasız telyazısındaki: "Ülkemizde, meşrutiyet yöntemi gereğince, ulusal egemenliğin yürürlükte olduğu" noktasına da: "Gerçekten öyle ise de Meclisi Mebusan'ın dağıtıldığı günden sonra dört ay içinde toplanması Anayasamızın açık hükümlerinden iken, temel seçim defterleri bile düzenlenmemiştir. Bu davranış, Ferit Paşa Hükümetinin açıktan açığa meşrutiyeti vurması ve Anayasaya kesin saldırısı demektir ve Ceza Kanununun özel maddesine göre ağır bir suç sayılarak bu suçu işleyenlere yasa hükümlerinin eksiksiz uygulanması, ulusal egemenliği kabul eden ve yasa hükümlerinin uygulanmasını kendisi için yasal bir ödev sayan her yasal hükümetin ilk kutsal görevidir." diye yanıt verdik. Ondan sonra şu önerileri ileri sürmeye başladık:

1-    Yurtta rahatlık ve güvenlik olduğunu ve ulusal isteklerin yüzde yüz haklı ve yasal olduğunu resmi bir bildiri ile açıklayarak ulusun genel birliğine hükümetin de katıldığını gösteriniz.

2-    Düşük hükümetin haince davranışlarına alet olmuş bulunan birtakım büyük memurlar vardır. Onları ilgili mahkemelere veriniz. Ulusal eyleme engel olan bazı eski valilerin devlet hizmetinde kullanılmamaları için gerekli işlemi yapınız. Ulusal eyleme hizmet ettikleri için çıkarılanları eski görevlerine atayınız.

3-    Önceki rütbeleriyle göreve alınmaları Meclisi Milli'nin onayından geçmemiş olan ve çalıştırılmamalarının tek nedeni birtakım kötü siyasal düşüncelerden başka bir şey olmayan emeklileri hemen eski durumlarına getiriniz. Önemli askeri görevleri yetkili ellere veriniz.

4-    Eski nazırlardan Ali Kemal ve Âdil beylerle Süleyman Şefik Paşa'nın, Meclisi Milli açılınca Yüce Divana verilmek üzere, hiçbir yere kaçmalarına meydan bırakılmamasını; Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit Bey'in hemen tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini; yasanın dokunulmazlığı ve ulusal hakların kutsallığı adına isteriz.

5-    Ulusal eyleme katılmış ya da ulusal eylemle desteklemiş olanlara karşı başlanan kovuşturma ve baskılara son veriniz.

6-    Basını yabancı sansüründen kurtarınız.

İşte baylar, özet olarak saydığım bu noktalarla ilgili düşünce ve önerilerden sonra telimizi şöyle bitirdik: "Bilginize sunduğumuz şeylere ve ileri sürdüğümüz önerilere ulusu inandıracak açık ve uygun yanıt verilinceye değin, ulusal amaçları gerçekleştirmek için, ulusça alınmış olan eylemli (fiili) önlemlerin, eskisi gibi sürdürülmesinin zorunlu olacağını, bütün illerle bağımsız sancaklardan ve bunlara bağlı yerlerden aldığımız kararlar üzerine tam bir kesinlikle bildiririz.

İmza: Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliye'si adına, Mustafa Kemal. (belge:132)"

Baylar, İstanbul'la haberleşme biter bitmez, şu genelge ile ülkeye durumu bildirdim:

 5.10.1919

 

Genelge

Belediyelere ve Basına

 

Sadrazam Paşa Hazretleri Erzurum ve Sivas kongrelerindeki temel kararları ve ulusal örgütlerin isteklerini yerinde görüyorlarsa da düşüncelerinde bazı açıklanması gerekli yönler bulunduğundan hükümetle ulusun gerçekten anlaşmasının sağlanması amacıyla ve bütün merkezlerden alınan düşüncelerin özüne dayanılarak verilen yanıt ve ileri sürülen öneriler, aşağıda gösterilmiştir. Kamuoyuna bildirilir. Gelecek yanıt ve ona göre alınacak kararlar da hemen bildirilecektir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi adına

Mustafa Kemal


Yunus Nadi Bey'e Aracılık Yaptırıyorlar

Baylar, Ali Rıza Paşa Hükümetinin iş başına geçtiğinin beşinci gününe geldik. Daha da anlaşamıyoruz. ülkenin İstanbul ile olan resmi yazışması ve resmi ilişkisi yine kopmuş durumda sürüp gidiyor. Sadrazam Paşa Hazretleri, önerilerimize karşılık vermiyor ve hiçbir zaman da vermemiş olduğunu göreceksiniz. Hükümet üyelerinden hiç kimse bizimle görüşmek istemiyor.

Bugün, yani 6 Ekim 1919 günü, Yunus Nadi Bey arkadaşımız, Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa'yı, çağırması üzerine dairesinde ziyarete gitmiş. Cemal Paşa, Yunus Nadi Bey'e durumdan, özellikle hükümetle Heyeti Temsiliye arasında daha anlaşmaya varılamadığından söz açmış ve anlaşıldığına göre, bizi haksız göstermiş ve kendilerinin her şeyi kabule ve uygulamaya hazır bulunduklarını anlatmış ve her halde anlaşmazlık çıkaran ve bunda direnen yanın, Heyeti Temsiliye olduğunu söylemiş. Belki de, Yunus Nadi Bey'in bizimle yakından tanışıklığı dolayısıyla, arabuluculuk yapmasını önermiş olacak.

Yunus Nadi Bey, bu arabuluculuk isteğini kıvançla kabul etmiş; yalnız Yunus Nadi Bey'in, Cemal Paşa'nın verdiği bilgiyi temel ve gerçek olarak aldığı ve durumu ona göre yorumladığı şimdi sözünü edeceğim telyazısından anlaşılmakta idi.

Yunus Nadi Bey'le telgraf başında olan bu görüşmemiz, yeni hükümet ile bizim, görünüşte olsun, anlaşmamıza neden olması bakımından önemlidir. Bundan dolayı, izin verirseniz biraz açıklayacağım.

Harbiye Nazırı Paşa'nın beni telgraf başına çağırdığını haber verdiler. Zaten dairemizde bulunan makine başına gittim.

İstanbul : "Harbiye telgrafhanesi; Yunus Nadi Bey sizinle görüşmek istiyor efendim." denildikten sonra: "Harbiye telgrafhanesinde makine başında hazırım." dendi.

"Hazır olan kimdir?" dedim.

Telgrafçı : "Yunus Nadi Bey ve yanında Nazır Paşa'nın yaveri Cevat Rifat Bey vardır efendim. Nazır Paşa'yı istediler mi, yoksa.. " açıklamasında bulundu.

"Kendileriyle şimdi görüşürüz. Yalnız, beni telgrafa çağırdıkları zaman: "Nazır Paşa istiyor." demişlerdi. Çağıran Nazır Paşa mıdır? Yoksa siz mi?"

Yunus Nadi Bey : "Nazır Paşa'nın izin vermesi üzerine, yaveri aracılığı ile Harbiye telgraf merkezinden sizi aradık. Yanlış anlaşılmıştır efendim," dedi.

Ben : "Teşekkür ederim. Buyurun," dedim.

Bunun üzerine Yunus Nadi Bey'in sözleri alınmaya başlandı. Yunus Nadi Bey konuşmasına şu girişi yaptı: "Ulusal iradenin ulus egemenliğini etkin kılmasının mutlu sonucu olarak meydana gelen değişiklik üzerine, burada kurulan hükümetle ulusal örgütler arasında birleşik bir düzen kurulmasının gecikmeyeceği kanısına varmıştım. Soruşturmam üzerine, daha bir iki noktada uyuşmazlık bulunduğunu anladım. Bu uyuşmanın gecikmesi, içerde ve dışarda iyi olmayacağından bazı dileklerde bulunmayı ödev saydım."

Ondan sonra, şimdi özetleyeceğim noktalarla ilgili bilgi ve düşüncelerini, birinci sorun olarak söylediler.

1-    Ferit Paşa Hükümetinde bulunmuş olan bazı kişilerin, bu hükümete katılmalarından dolayı, kötü gözle görülmelerinin doğru olmadığını ve Abuk Paşa'nın, Ferit Paşa Hükümetinin düşürülmesinde rol oynadığını;

2-    Rıza Paşa Hükümetinin, geçiş dönemi hükümeti olduğunu, ancak milletvekilli seçimleri sonuna değin sürebileceğini;

3-    Şimdiki hükümetin, ulusal isteklerin hepsini iyi karşılamak ve iyi sonuçlanmasına çalışmak konusunda en ufak bir kuşkuya yer vermemekte olduğunu söylediler ve:

4-    Özellikle, Cemal ve Abuk Paşalar gibi kişilerin, hükümette ulusal örgütlerin birer delegesi ve kefili gibi görülmelerinde duraksamaya yer yoktur, hükümünü verdiler.

İkinci sorun olarak da Yunus Nadi Bey, kişilerle ilgili yöne dokundular. Bunda bizimle tam duygu birliğinde olmakla birlikte: "Biraz ılımlı davranmayı salık vermeye cesaret edeceğim." dedi ve görüşünü: "Ulusal başarının sağladığı iyi etkilerin, bazılarınca öç alma olarak yorumlanıp lekelenmekten korunmasının önemli olduğu" sözleriyle açıkladı.

Yunus Nadi Bey: "Şimdiki hükümet ileri gelenleriyle yaptığım görüşmelerden ulusal örgütün isteklerinin hepsini yerine getirmeye ve yürütmeye kararlı oldukları anlaşılıyor." dedikten sonra şu bilgiyi verdi:

"Harbiye Nazırı Cemal Paşa, bugün yayımlanacak bildiride, bu yönün yeterince belirtilmiş olduğunu ve ancak, bildiri, hükümetin resmi diliyle yazıldığına göre, her yön dikkate alınarak yazılmış olduğunu, göstermelik birkaç sözcüğe önem verilmemesi gerektiğini söyledi."

Yunus Nadi Bey, yeni Sadrazamın ve Hükümetinin -her türlü yanlış anlamayı ortadan kaldırmak için- ulusal örgütler ileri gelenlerinin göstereceği bir kurulla doğrudan doğruya görüşmek konusundaki gönülden isteğini bildirdikten sonra, bütün düşüncelerini şu cümle ile özetledi: "Şimdi benim en önemli saydığım yön, bunalımın geçmemiş olması ve karışık durumda sürüp gitmesidir." (belge: 133)

Yunus Nadi Bey, düşüncemi beklediğini istediğini söylediği için ben de şu yanıtı verdim:

Sivas, 6.10.1919

 

Yunus Nadi Beyefendi'ye

Heyeti Temsiliye'ce Sadrazam Paşa Hazretleri'ne yapılan temelli ve ikinci derecedeki önerilerle kendisinin Kurulumuza verdiği yanıtı, özellikle bu yanıtın son bölümlerini gördünüz mü? Söylediklerinizden ve düşüncelerinizden bu yazıları görmemiş olduğunuz ve önerilerimizin niteliğini ve içtenliğini gereği gibi anlamamış kişilerce size anlatılmış olduğu sonucuna varıyoruz. Bundan dolayı esas üzerinde burada tartışmanın güç olduğunu görüyoruz. Yalnız, kişisel olan yüksek düşüncelerinizdeki bazı noktaları aydınlatmak amacıyla, aşağıda, sırayla açıklamalar yapılımıştır:

Yeni hükümet ile ulusal örgütlerimiz arasında uyum sağlanmasının gecikmeyeceğine biz de inanmakta idik. Bunun gecikmesi nedenini bizde değil, yeni hükümetin dört günden beri göstermekte olduğu kararsız davranışta aramak gerekir. Yeni hükümet ile aramızda anlaşmazlık olduğunu da, yeni hükümet bize bildirmemiştir. Yeni hükümette bırakılan eski nazırların namuslarından kuşkuya düşmemekle birlikte, eski hükümetin ağır suç sayılacak işlerine bilerek ya da bilmeyerek katılmış oldukları, göz önünde tutulacak önemli bir noktadır. Abuk Paşa'nın, hükümetin düşürülmesinde oynamış olduğu rolü bilmiyoruz, Biz, sonuç sağlayan gücü pek iyi biliriz. Bizim amacımız, bu hükümeti, sizin düşündüğünüz gibi, geçiş dönemi hükümeti saymak değildir. Tersine, ulusun kaderini karara bağlayacak ve barışı yapacak en önemli bir hükümet olabilmesini dileriz. Ulusumuzun yararı ile ilgili konularda yabancıların bizce hiç önemi yoktur. Biz gidişimizi yabancıların dedikodusuna uydurmak güçsüzlüğünü kötü görenlerdeniz. İç ve dış durumu bütün açıklığı ile biliyoruz. Attığımız adım, rasgele değil, derin düşüncelere, sağlam temellere ve bütün ulusun düzenli örgütlere bağlı gerçek gücüne, dayancına ve iradesine dayanmaktadır. Ulus, egemenliğini, bütün anlamıyla, bütün dünyaya tanıtmaya kesin karar vermiştir. Bunun için de, her yerde her türlü önlem alınmıştır. Bugünkü hükümetin, ulusal istek ve dilekleri iyi karşılamasını ve sonuçlandırmak için çalışmasını isteriz. Çünkü, başka türlü iş başında kalamaz. Abuk Paşa'yı bilmiyoruz. Fakat Cemal Paşa'dan, ulusal örgütlerimizin delegesi olmaktan başka bir şey beklemeyiz. (Baylar, şunu açıklamalıyım ki Cemal Paşa bizim delegemiz değildi ve böyle bir durum ve görevin kendisine verilmesine bildiğiniz tutumundan dolayı, yer de yoktu. Ancak, Yunus Nadi Bey'in telyazısında: "Cemal Paşa'nın delege gibi kabul edilmesinde duraksamaya yer yoktur" denilmiş olmasından, Cemal Paşa'nın bunu istediği kanısına varılmış ve bir olupbitti halinde delegelik verilmiştir.) Bu bakımdan, nazır olur olmaz kendilerinin herkesten önce ve aracısız olarak bizimle ilişki kurup gerçek durumu anlayacağını ve ona göre hükümetle ulusal örgütlerin görüşlerini birleştirmeye girişeceğini umuyorduk. Oysa, daha böyle bir ilişki kurmaktan çekindiği görülüyor. Bizim, yeni hükümete karşı yaptığımız öneriler ve hükümetten isteklerimiz, kişisel ve temelsiz olmayıp iller ve bağımsız sancaklarla bunlara bağlı yerlerin ve beş kolordu komutanının ve ulusal örgütlerden yana olan yüksek memurların Heyeti Temsiliye'mize bildirdikleri önerilerden, Heyeti Temsiliye'mizce, hükümeti elden geldiğince güç duruma sokmamak yönü de dikkate alınarak, çıkarılmış özetin özetidir. Bu önerilerde ve isteklerde düşündüğünüz ve anlattığınız sakıncalar da yoktur. Hükümet, Heyeti Temsiliye'mizle, güvenilir ve gerçek ilişkiler kurar ve görüşmelerde bulunursa, ileri sürülmüş olan isteklerin ve önerilerin hükümetçe uygulanabilecek şekil ve zamanını belli etmek için hiçbir engel yoktur. Yalnız, Sadrazam Paşa'nın, Heyeti Temsiliye'mize 4 Ekimde, telimize karşılık olarak gönderdiği telyazısındaki son bölümler dikkat çekicidir. Eğer, yasal ulusal örgütlerimizi ve bunların başında bulunanları, yasa dışı sayma anlayışı sürdürülecekse, hiçbir uzlaşma yolu bulunamayacağı kuşku götürmez. Bugün yayımlanacağını bildirdiğiniz bildiride, ulusal örgütümüz ve ulusal eylemimiz üzerine, her ne sebep ve yolla olursa olsun, eleştirici bir dil kullanılırsa; ve bu görünürde birkaç sözcükle yapılsa bile, bizce hemen her türlü uzlaşma olanağı kapanmış sayılacaktır. Aslında İstanbul Hükümeti, Heyeti Temsiliye ile tam olarak anlaşmadıkça, bildirisi hiçbir merkezce alınmayacaktır; belki İstanbul ile sınırlı kalır.

Heyeti Temsiliye'miz, bütün illerle bağımsız sancaklardan ulusun genel oyu ile seçilmiş temsilcilerin Erzurum ve Sivas'ta genel kurul halinde toplanarak ayrılmış ve seçilmiş oldukları yasal ulusal bir kuruldur. Temsil yeteneği ve gücü de yaptığı işlerle belirmiştir. Meclisi Mebusan toplanarak denetleme işine başlayacağı güne değin Heyeti Temsiliye'nin, ulusun ve ülkenin alınyazısıyla ilgilenmesi zorunludur. Hükümetin, kurulumuzla yürekten ilişki kurması ve görüşmesi, elbette kendi yerini sağlamlaştıracak ve gücünü artıracaktır. Ayrı ayrı yönlerde yürünürse, yurt ve ulusun yararları için birtakım sakıncalar doğacağı kuşku götürmez.

Biz bugünkü hükümette bulunan ve özellikle varlıklarının yurt ve ulus için yararlı olacağına inandığımız bazı kişilerin, daha önce olduğu gibi, yeni biçim hükümet manevralarıyla, birer birer hükümetten çıkarılmalarını görmek istemeyiz. (Baylar bu dediğimizin olduğunu göreceksiniz.) Sivas'ta kurulmuş bulunan Heyeti Temsiliye, hükümetle doğrudan doğruya, candan ve yürekten ilişki kurmaya hazırdır. Bu görevi, başkalarına vermek yetkisi yoktur. Hükümetle tam uzlaşmaya varılırsa, görüşmenin kolaylaştırılması ve sağlanması için başka yollar da düşünülebilir. Kısacası, bu karmakarışık durumun tez elden ortadan kaldırılması, her şeyden önce hükümetin; kendisine sunduğumuz ve önerdiğimiz yolda bir bildirisinin, yapmacık sözcüklerle değil, inandırıcı bir dille yayımlanmasına ve başka önerilerin iyi karşılanıp yerine getirileceği konusunda Sadrazamlığın sunularımıza doğrudan doğruya yanıt vermesiyle olanaklıdır. Yoksa şimdi bile Refik Halit Bey, telyazılarımızı ve bildirilerimizi kontrol etmekte, çalmakta ve dağıtımını durdurmakta iken hükümetin içtenliğinden söz edilmesi bize pek garip geliyor.

Hükümet, bu kararsız durumunu birkaç gün daha sürdürecek olursa, ulusun gözünde daha yerleşmemiş olan güven ve inanı büsbütün ortadan kaldırmaya yol açacaktır. Her yandan aldığımız telyazılarında, yeni hükümetin güvenilir olup olmadığı üzerine sorular sorulmaktadır. Saygılarımı sunarım kardeşim.

Mustafa Kemal

 

Baylar, Yunus Nadi Bey, verdiğim bilgilerden ve yaptığım açıklamalardan gerçek durumu anladı. Bizimle yazışmayı sürdürmeye gereklik görmedi. Tersine, yeni hükümeti ve özellikle Cemal Paşa'yı uyarmaya çalışmış... Gerçekten, açıklayacağım üzere, görünüşte olsun bir uzlaşma durumu ve görünüşü belirdi.

Baylar, 6 Ekim 1919 günü de geçti. Biz alınmış olan önlemlerin önemle ve özenle yürütülmesi gereğini genelge ile buyurduk. (belge:134)


Cemal Paşa, Hükümet Adına Ulusal İradeye Aykırı Davranışlardan Kaçınılacağına Söz Veriyor

Baylar, Yunus Nadi Bey'le yazışmamızın ertesi günü, sonunda, Sadrazamdan yanıt değil, Cemal Paşa'dan şu telyazısını aldık:

Harbiyeden, 7/10/1919 saat 12.07 sonra

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Şimdiye değin yapılan yazışmaların özeti:

1-  Hükümet, sizinle düşünce birliğindedir ve ulusal iradenin egemenliğini kabul eder. Ancak, bir öç alma hükümeti olmaktan kaçınır. Suçluların cezalandırılmasını, yasa yoluyla yerine getirmeyi de uygun görüyor.

2-  Zarara uğramış valilerin uğradıkları haksızlıkların giderilmesini ve durumlarının düzeltilmesini, yeterli olanların seçilip özellikle atanmalarını ve ordunun şeref ve düzenini yeniden sağlamayı tam olarak yüklenir.

3-  Devletin dışarıya karşı şeref ve onurunu yeniden sağlamak için ulusal iradeye ve Heyeti Temsiliye'ye dayanacaktır.

4-  Heyeti Temsiliye'nin delegesi olarak, saygılı ve içten bir duygu ile bilginize sunuyorum ki, Heyeti Temsiliye'nin, hem dışarıya hem içeriye karşı egemen anlamını vermeksizin, hükümete yardımcı durumunda kalmasını ister ve bu büyük kuvvetin yararını gereğince değerlendirir. İlk iş olarak, telyazılarının karşılıklı ve serbest çekilmesini; eski yerlerinde görevlendirilecek ve yeniden atanacak vali ve komutanların hemen yola çıkabilmelerini; özellikle yeni kabul edilen milletvekili seçimi yasasının duyrulabilmesini pek yararlı görür.

5-  Ulusal iradeye uymayan davranışlardan sakınılacağına söz verirsem, ayrıntıların şekli ve zamanı kalır ki, bunun da pek kolay olacağına güvenim vardır. Yurdun kurtarılmasına yönelmiş amacın gerçekleştirilmesine elbirliğiyle hemen çalışabilmek için, ayrıntılar üzerinde direnilmemesine yüksek yardımlarınızı bekler (amhsny), pek rica eyler ve bütün değerli arkadaşlara da saygılarımı sunarım.

Harbiye Nazırı

Cemal

Bu tele hemen, olumlu ve içten olan şu karşılığı verdik:

Şifre

Sivas, 7.10.1919

 

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

Y: Bildirdiklerinize madde madde, sıra ile aşağıdaki karşılık sunulur:

1-  Hükümetin bizimle ortak ve birlik olarak ulusal iradenin egemenliği esasını kabul buyurmasına, ulus adına teşekkürlerimizi sunarım. Hükümetin ve Heyeti Temsiliye i1e bütün ulusal örgütlerimizin öç alıcılıkla lekelenmesi bizce de, pek çok sakınılacak ve korkulacak bir şeydir. Bu noktada ve suçluların yasa yoluyla cezalandırılmaları gereğinde de, hükümetle tam görüş birliğindeyiz.

2-  İkinci maddedeki düşüncelerden dolayı da, özellikle teşekkür ederiz. Bildirdiklerimiz arasında bu noktanın açıklanmasını gerekli kılan şu idi:

Ulusal isteklere ve ulusal eyleme karşı gelmelerinden dolayı, ulusça yalnız bırakılan bazı vali ve komutanlar, şekle uyma düşüncesiyle, geçici de olsa görevlerine yeniden atanırlarsa, ilgili yerlerce kabulleri olanaksız görüldüğünden hükümet erkine karşı saygısızlık olabilir kaygısı idi.

3-  Üçüncü madde, özellikle teşekküre değer. Tanrı izin verirse, birleşmiş ve anlaşmış olarak yurdumuzun ve ulusumuzun mutluluk ve esenliğini sağlamak yolunu buluruz.

4-  Bütün içtenliğimizle ve büyük bir güvence ile bilginize sunarız ki, hükümetin gösterdiği ağırbaşlılığa ve yakınlığa karşılık, Heyeti Temsiliye, ne içeriye ne dışarıya karşı hiçbir zaman egemen durumu almayacak, tersine, birlikte kabul buyurulan görüşler çerçevesinde, hükümetin erkini ve gücünü artırmayı ve pekiştirmeyi, yurt ve ulusun esenliği için ödev sayacaktır. Bu konuda hiç kuşkuya düşülmemesini rica ederiz. Hele sizin, tüzüğümüzün sekizinci maddesi gereğince, doğrudan doğruya Heyeti Temsiliye'nin üyesi kimliğiyle, hükümet içinde delege olarak bulunmanız iki yanın iş ve kararlarında uygunluk sağlanmasının güvencesi olacağından, sevindiricidir.

Artık hükümet ile örgütlerimiz arasında her noktada görüşlerin uygunluğu ve uzlaşıklığı gerçekleştiğine göre, elbette haberleşme konusunda konulan kısıntılar kaldırılacaktır. Ancak, Heyeti Temsiliye, bütün Anadolu ve Rumeli'deki örgütlerin merkezleriyle bağlantısını korumak zorunda olduğundan, servis biçiminde yapılmakta olan haberleşmemizin eskisi gibi sürdürülmesine izin verilmesini özellikle rica ederiz. Burada şunu da bilginize sunalım ki hükümetin, buyruklarını bildirmeye başladığı dakikada, hiçbir yerden hiçbir türlü engele rastlamaması ve böylece hiçbir zaman erkinin kırılmaması gerekli bulunduğundan, bunun sağlanması için Heyeti Temsiliye'ce ilgililere gereği gibi bildirimler yapılmak üzere, kırk sekiz saat kadar zaman bırakılmasını rica ederiz. Heyeti Temsiliye'ce yapılacak bildirimlere temel olmak ve ulusa güven vermek üzere, yayımlanmasını rica eylediğimiz hükümet bildirisinin yayımdan önce gizli olarak bir örneğini Kurulumuza göndermek iyiliğinde bulunulmasını özellikle rica ederiz. Çünkü bu bildiride yer alabilecek bir sözcüğün, ulusça yanlış anlamaların sürüp gitmesine yol açabileceğini ve Heyeti Temsiliye'yi de ulusa karşı pek güç bir durumda bırakabileceğini bütün içtenliğimizle bilginize sunarız.

Heyeti Temsiliye'ce Padişaha sunulacak bir teşekkür yazısı ile ulusa yapılacak bildirim örneğini, ilgili yerlere yollamadan önce, size şimdi sunacağız. Bunların içindekiler üzerine hükümetin düşünceleri olursa saygı ile dikkate alınacaktır.

Yeni milletvekili seçimi yasası üzerindeki düşüncelerimizi daha sonra bildirmek üzere, adı geçen yasanın hangi esasa göre yapılmış olduğunu bildirmek iyiliğinde bulunmanızı rica ederiz.

5-  Temel konularda tam anlaşmaya varıldıktan sonra, sizinle sayın arkadaşlarınızın içtenliğiniz kuşku götürmeyeceğinden ayrıntılar üzerinde elbette kendiliğinden görüş birliği meydana gelecektir. Ben ve bütün çalışma arkadaşlarım, en büyük saygı ve içtenlikle, sizin de üyesi bulunduğunuz hükümetin başarıya ulaşmasına ve böylece yurdun kurtuluşuna yönelmiş amacımızın bir an önce gerçekleşmesine bütün varlığımızla çalışacağımıza güvenmenizi rica eder ve burada bulunan bütün arkadaşlarımın selam ve saygılarını sunarım.

Mustafa Kemal

Cemal Paşa, bu telyazımıza o gece yanıt verdi. Bunda: "Bildiriyi çabuk yayımlamanın zorunlu olduğunu, fakat gerekli noktalara dikkat olunduğunu" bildiriyordu (belge:135). Biz de o gece, incelik gereği olmak üzere, yanıt verdik. (belge:136)

Fakat baylar, hükümetin, bildirisini yayımlamadan önce bize göstermek istemediği anlaşılınca, biz de ulusa olan bildirimizi, onlara danışmadan yayımladık ve Padişaha yazılan teli de öylece çektik.

Baylar, 7 Ekim 1919 günlü olan bildirimiz; yürüdüğümüz yolun doğru ve başarıya ulaştırıcı olduğu ve bugüne dek olduğu gibi, tutulan yolda birliği koruyarak yürünmesi gerektiği konusunda ulusu, dolayısıyla aydınlatıp uyarmaya ve içgücünü artırmaya yardım etmek amaçlarını güdüyordu. (belge: 137)

Padişaha yazılan tel de ulus adına teşekkürü kapsıyordu. (belge: 138, 139)

Baylar, söz arasında küçük bir bilgi vereceğim. Kurulumuz, bütün yurda, ortak ulusal amacın gerektirdiği işleri yaptırmaya çalıştığı sırada, işgal altında bulunan İzmir'e de doğrudan doğruya bildirimler yapıyordu. Ali Rıza Paşa Hükümetiyle anlaşmakta olduğumuz 7 Ekim 1919 tarihinde, İzmir'e de şu teli çekiyorduk:

İvedidir

Sivas, 7 Ekim 1919

İzmir Valiliği Yüksek Katına

Şimdiye değin yapılan bildirimler ulaşarak gereği yapılmakta olup olmadığının, ulaşmamış ise, ne gibi engeller bulunduğunun tezlikte bildirilmesi rica olunur.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi adına

Mustafa Kemal

İzmir'in ve İzmir Valisinin hangi durum ve koşullar içinde bulunduğunu elbette biliyorduk. Bildirimlerimizi alıp alamayacağı kuşkulu olmakla birlikte, uygulayamayacağı besbelli idi. Fakat biz, bütün yurdun alınyazısıyla uğraşan ve işgali tanımayan bir kuvvet merkezi bulunduğunu düşmanlarımıza da bildirmekte yarar görüyorduk.


Kazım Karabekir Paşa'nın Benim Hükümet İşlerine Karışmamla İlgili Düşüncesi

Baylar, içinde bulunduğumuz günlerle ilgili sorun ve olaylara değinmişken, burada küçük bir noktayı daha açıklamama izin vermenizi rica edeceğim.

8 Ekim 1919 günlü olup Kâzım Karabekir Paşa'dan gelen bir telde şöyle bir düşünce ileri sürülüyordu:

"Heyeti Temsiliye'den sizinle Rauf Beyefendi'nin ve bu nitelikte yüksek etkin kişilerin milletvekili olduktan sonra da, hiçbir zaman hükümette görev almayarak, hep Meclisi Milli'deki grubun başında etkin durumda bulunmanızı ve hükümetin biçimi, kuruluşu ve üyelerinin değeri ve kimliği ne olursa olsun, her zaman Meclisi Milli içinde etkili ve denetleyici olarak kalmanızı en önemli bir başarı olayı ve uygulanması en gerekli bir karar sayarım.

Bir ülkünün ve bir grubun en yüksek ve en yetenekli tanınmış büyükleri, kendi çevresinden çıkıp da hükümet işine karışınca, Meclisi Milli hep güçsüz kalmış ve türlü akımlar karşısında ya sürüklenmiş ya da parçalanmıştır.

Yurt ve ulusun tam kurtuluşunun şiddetle söz konusu olduğu bu zamanda, bilginize sunduğum yolda, kesin bir karar almanızı üstün saygılarımla rica ederim."

Baylar, gerçekten, Erzurum'da bulunduğum sıralarda, Kâzım Karabekir Paşa, yüz yüze konuşmalarda da buna benzer düşünceler ortaya atmıştı. Benim de ileri sürdüğüm düşünceler şu anlamda idi: "Her şeyden önce, yurtta, ulusun varlığını ve iradesini göstermek ve bunu sarsılmaz bir biçimde Meclisi Milli'de temsil etmek gereklidir. Bu da, yurtta ulusal bir ülküye bağlı güçlü bir örgüt yapmak ve Mecliste bu örgüte dayanan bir grup bulundurmakla olabilir. En etkili kişilerin amacı bu olmalıdır. Oysa, şimdiye değin görüldüğüne göre, temel olan bu yöne önem verilmeksizin, az çok kendinde değer görenler, hemen hükümete geçmek isteğine ve tutkusuna kapılıyorlar. Bu gibi kimselerin kurduğu hükümetlerin dayanakları, Mecliste ulusal örgütlere bağlı güçlü bir grup olamayınca yalnız Padişahlık ve Halifelik katı olarak kalıyor. Bu yüzden, Millet Meclisleri, ulusal şerefi ve ulusal gücü temsil edemiyor; ulusal istek beliremiyor ve gereği yapılamıyor. Bundan dolayı, bizim için ilk ve en köklü ilke, önce ülkede ulusal örgütleri kurmak; sonra da gücünü bu örgütlerden alan bir grubun başında, Mecliste çalışmak olmalıdır. Hükümet kurmaya, ya da kurulacak herhangi bir hükümete girmeye kalkışmakta yarar yoktur. Çünkü, bu nitelikte bir hükümet, yurda ve ulusa hiçbir köklü hizmette bulunamadan, hemen düşmek; ya da Padişaha dayanarak Meclise karşı ve dolayısıyla ulusa karşı bir durum almak zorunda kalacaktır ki, birincisinde, kararsızlık gibi büyük bir sakınca sürüp gidecek; ikincisinde de ulusal egemenliğin yavaş yavaş yok sayılacak bir duruma getirilmesine hizmet edilmiş olacaktır." Nitekim, sizin bildiğiniz ve yapılan işlerle belli olduğu üzere, biz önce yurtta ulusal örgütler kurduk. Sonra Meclisi topladık. Önce Meclis hükümeti yaptık. Ondan sonra da hükümet yaptık.

Bundan başka, yeri geldikçe hükümete girilmeyeceği, yüksek görevler kabul olunmayacağı konusunda; büyük ve aslında ulusal ülküden başka hiçbir amaç gütmediğimiz ve en büyük çalışma payımızın, şimdiye değin olduğu gibi, bundan sonra da, Kuvayi Milliye'nin dengesini korumaya çalışmaktan başka bir şey olmadığı üzerine, ulusa karşı demeçler vermiş, bildirimler yapmıştık. Kâzım Karabekir Paşa, telyazısında, Erzurum'da iken bildirdiğim düşüncelerimi ve bunlarla ilgili olan bildirimlerimizi hatırlatarak övdükten sonra: "Fakat, bu güzel dayanç ve kararın şimdiye değin, bizde görülmüş deneme ve sonuçlarına göre, daha geniş kapsamlı olmasını da özellikle düşünür ve bilginize sunarım." diyorlardı. (belge: 140)

Baylar, Kâzım Karabekir Paşa'nın bu düşünce ve önerisi [yersizdi.] Telyazılarının sonunda söyledikleri gibi, yurdun ve ulusun kurtuluşu söz konusu olduğu bir zamanda ve benim açıkladığım üzere, daha yurtta hiçbir örgüt ve Meclis yok iken ve Meclis toplandığı zaman da Mecliste böyle bir örgüte ve ulusal güce güvenir ülkücü bir grup varlığını gösterememişken, her ne yolla olursa olsun, hükümet kurmaya ya da kurulacak hükümete girmeye isteklenmek elbette doğru olamazdı. Böyle bir davranışı, yurt ve ulus yararına hizmet isteğinden çok, kişisel tutku ve çıkar, ya da hiç olmazsa bilgisizlik saymakta yanılmazlık olmadığı inancındayım.

Ancak baylar, Kâzım Karabekir Paşa'nın dediği gibi, hükümetin biçimi, kuruluşu ve üyelerinin değeri ve kimliği ne olursa olsun, Mecliste kurulmuş siyasal bir grubun en sözü geçer yüksek üyelerinin, her zaman Meclis içinde etkili ve denetleyici kalması, en önemli bir başarı olayı ve uygulanması en gerekli bir karar sayılamaz.

Gerçekten, ulus egemenliği ilkesine göre yönetilen uygar devletlerde kabul edilen ve geçerlikte olan temel kural, ulusun genel isteklerini en çok temsil eden ve bu isteklerin gereklerini ve çıkarlarını en yüksek güç ve yetki ile yapabilecek olan siyasal grubun, devlet işlerinin yönetimini üzerine alması ve bunun sorumluluğunu en yüksek önderinin omuzuna yüklemesi ilkesinden başka bir şey değildir.

Aslında bu nitelikleri kazanamayan bir hükümet, görev yapamaz. Meclisin güçlü grup üyeleri arasından ama birinci derecede olmayanlarından güçsüz bir hükümet kurmak ve onu partinin birinci önderlerinin yönerge ve öğütleriyle yürütmeye kalkışmak düşüncesi elbette doğru değildir. Bunun acıklı sonuçları, özellikle Osmanlı Devleti'nin son günlerinde görülmüştür.

İttihat ve Terakki önderlerinin elinde oyuncak olan sadrazamlardan ve onların hükümetlerinden, ulusa gelen zararlar sayılamayacak kadar çok değil midir?

Mecliste çoğunlukta olan partinin, hükümet kurma işini, azınlıkta bulunan bir karşı partiye bırakması ise hiç söz konusu olamaz.

Kural ve yöntem gereğince ulusun çoğunluğunu temsil eden ve özel amacı belli olan parti, hükümeti kurma sorumluluğunu üzerine alır ve kendi amaç ve ilkelerini yurtta uygular.


Kazım Karabekir Paşa'nın Hükümet İşlerine Karışmak İstemesi

Aslında herkesçe bilinen ve uygulanmakta olan kuralı burada açıklamaktan amacım; yurtseverlik, ahlak yüceliği, yetkin kişilik ve buna benzer birtakım seçme nitelikler gereği imiş gibi gösterilmek istenilen boş sözlere karşı, ulusun ve gelecek kuşağın dikkatini çekmek ve onları uyarmaktır. Bu düşüncelerimi bildirmeme yol açmış olan Kâzım Karabekir Paşa'nın da bu noktada, genel olarak, benimle düşünce ve görüş birliğinde olduğuna hiç kuşkum yoktur. Çünkü, Kâzım Karabekir Paşa'nın amacı, elbette yalnız benim ya da Heyeti Temsiliye'de bulunan kimi arkadaşların hükümet kurmamamızı ya da hükümete girmememizi istemek değildi. Kâzım Karabekir Paşa, bu konu ile ilgili telyazısında, Rauf Bey'in ve benim adımı sayarken "bu nitelikte yüksek etkili kişiler" demiş olduğuna ve kendisini de bu nitelikte gördüğü doğal olduğuna göre, elbette kendileri de ilkelerinin dışında kalmayacaklardı. Oysa Kâzım Karabekir Paşa, yanlış anımsamıyorsam milletvekili olarak Mecliste çalıştığı sırada, bir durumun gerektirmesi üzerine, yeni bir hükümet kurulması söz konusu oldu. Ben, bu konuda görüşmek üzere, Fethi Bey, Fevzi Paşa, Fuat Paşa, Kâzım Paşa, Ali Bey, Celâl Bey, İhsan Bey ve hükümetteki arkadaşlarla ve daha başka on, on beş arkadaşı ve bu arada Kâzım Karabekir Paşa'yı Çankaya'da yanıma çağırmıştım. Kâzım Karabekir Paşa, yanıma gelmeden önce, o günlerde Parti Genel Yazmanı olan Recep Bey'in, Mecliste yanına giderek, kendisini çağırdığımı ve belki de hükümet başkanlığını teklif edeceğimi söyledikten sonra, şimdiden kendisinin durum üzerinde aydınlanmasına yardım edecek bilgi varsa, bildirilmesini söylemiştir

Kâzım Karabekir Paşa'nın, Çankaya'da toplantı ve görüşme sırasındaki davranışının anlamlı oluşu da orada bulunanların gözünden kaçmadı. Kâzım Karabekir Paşa, görüşme sırasında: "Böylece de ulusa hizmetten çekinmediğini" pek haklı ve uygun olarak ortaya atmıştı. Görüşme, varıp bir noktaya saplandı: Hükümet başkanı Fethi Bey mi, Karabekir Paşa mı olsun? Bu nokta üzerinde görüşülürken, Kâzım Karabekir Paşa, bana 8 Ekim 1919 günü öğütlediği gibi: "Hükümetin biçimi, kuruluşu ve üyelerinin değeri ve kimliği ne olursa olsun, her zaman Meclis içinde etkili ve denetleyici kalmayı, uygulanması en gerekli bir karar saydığını" söylemedi. Tersine, durumu, hükümeti kurmaya yetkili kılınmasını ister nitelikte görülüyordu. Oysa, daha yurdun ve ulusun tam kurtuluşunun söz konusu olduğu dönemin korkunç ve karanlık bir evresini daha yaşıyorduk.

Görüşmeleri sonuçlandırmadım; ara verdiğim bir sırada, Fevzi Paşa Hazretleri'ni bahçeye götürdüm. Kendisinin Fethi Bey ile Kâzım Karabekir Paşa'dan birisini hükümet başkanlığına seçmekte, yargıcı olmasını rica ettim. Fakat ikisini birden çağırıp işin, kişisel ve önemsiz bir iş olmadığını ve sorumluluğun yurtla ilgili ve büyük olduğunu açıkladıktan sonra açıktan açığa: "Hangisinin daha iyi yapabileceğini, ellerini vicdanlarına koyarak kendileri söylemelerini" onlardan isteyecekti.

Yeniden toplandık: "Hükümeti ya Fethi Bey ya da Karabekir Paşa kuracaktır. Görüşmelerin sonucundan bunu anlıyorum. Sorunun çözülmesinde Fevzi Paşa Hazretleri'ni yargıcı yapalım." dedim. Kabul olundu. Mareşal, Fethi Bey'i ve Karabekir Paşa'yı aldı, bahçeye çıktılar. Söylediğim gibi yapılmış. Fethi Bey: "Ben daha iyi yaparım." demiş. Mareşal da bu kanıda bulunmuş ve Fethi Bey seçilmiştir. Böylece Karabekir Paşa'nın hükümet kurmakla görevlendirilmesine aracılık fırsatı ortadan kalkmış oldu.


Padişah Köleliği İle Kazanılan İktidar, İktidarsızlık Örneğidir

Baylar, Ali Rıza Paşa Hükümeti ile başladığımız değinme noktasına gelelim:

Söylemiştim ki, hükümet, bize, bildirisini yayımlamadan önce vermediği için, biz de ulusa olan bildirimizi, hükümetin düşüncesini almadan yayımlamıştık.

Bunun üzerine hükümet, Cemal Paşa aracılığı ile daha dört maddenin türlü araçlarla yayılmasını gerekli görmekte olduğunu, 9 Ekimde bildirdi. Bu maddeler şunlardı:

1.    İttihatçılıkla ilişki bulunmadığı,

2.    Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na karışmasının doğru olmadığı ve savaşa sürükleyenlere karşı, adları açıklanarak, bazı yayımlar yapılması ve kendilerinin yasa yoluyla kovuşturulup cezalandırılmaları,

3.    Savaş sırasında her türlü ağır suçları işleyenlerin kanuna göre cezalanmaktan kurtulmayacakları,

4.    Seçimlerin serbest yapılacağı.

Cemal Paşa, bu maddeleri saydıktan sonra, bunların açıklanması ve yayılmasının, içerde ve dışarda birtakım yanlış anlayışların önüne geçeceğinden söz açarak, ülkenin yüksek yararları gereği olarak özellikle iyi karşılanmasını rica ediyordu. (belge: 141)

Baylar, Ali Rıza Paşa Hükümetinin ne denli yetersiz ve cılız düşündüğünü ve gerçeği görmekteki kısa görüşlülüğünü anlamak için, bu maddeler sanki birer ölçüdür. Devletin içine düştüğü dağılış çıkmazının derinliğini ve korkunçluğunu göremeyen mutsuzlar, elbette gerçek ve güvenilir çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Çünkü, o gerçek ve güvenilir çare, kendilerini daha çok korkutur. Akıl ve anlayışlarındaki sınırlılık, huy ve ahlâklarındaki gevşeme ve duraksama gereği böyledir.

Çoktan köle olduğuna kuşku kalmamış olması gereken Padişah ve Halifenin köleliği ile kazanılabilecek iktidarın, iktidarsızlığa örnek olması olağan değil midir?

Ferit Paşa'nın yerine geçen Ali Rıza Paşa ile önceki hükümetten kalan ve hükümete yeni giren çalışma arkadaşları arasında Fevzi Paşa'nın bıraktığı yerden başlayarak, onun gerçekleştiremediği yabancı isteklerini izleyip sonuçlandırmaktan başka ne yapabileceklerdi?

Bu, bizce, açık olarak biliniyordu. Ama, kolayca kestirip kavrayabileceğiniz birçok nedenlerden ve düşüncelerden dolayı, sabırlı ve dayanıklı davranmaktan başka başarı yolu yoktu.

Baylar, uzlaşmış görünmeyi uygun bulduğumuz bu yeni hükümetle bizim görüşlerimiz arasındaki uyuşmazlığın gelişen başlangıcını görmek için, bu dört madde ile ilgili düşüncelerimizi kapsayan yanıtımızı Büyük Millet Meclisi tutanaklarının ilk günlerle ilgili sayfalarında, bir kez daha gözden geçirmek iyiliğinde bulunursunuz. (belge: 142)

Baylar, bu günlerde İstanbul'daki basın ilgilileri, bir dernek kurmuşlar ve Tasviriefkar, Vakit, Akşam, Türk Dünyası ve İstiklâl gazeteleri adına 9 Ekimde, bazı sorular soruyorlar ve bu konuda yapacakları yayına temel olacak görüşlerin bildirilmesini istiyorlardı. Bunlara, gereken konu ve bilgiler verildi. (belge: 143)

Bu basın kurulunun başkanı olan Velit Bey'in de kendi gazetesi adına, dikkate değer soruları içine alan bir teli vardı. Ona da yaverim aracılığı ile yanıt verdirdim. (belge:144) Bunları belgeler arasında okuyacaksınız.


Damat Şerif Paşa Ulusu Zehirliyor

Baylar, yeni hükümete girmiş olan ve Heyeti Temsiliye'nin delegesi durumunda bulunan Cemal Paşa ile yapılan yazışmaların anlatılması, yüksek topluluğunuza, Dahiliye Nazırı Damat Mehmet Şerif Paşa'dan söz açmayı geciktirdi.

Biz, yeni hükümet ile uzlaşma yolu ararken Şerif paşa, çoktan ulusu zehirlemeye başlamış bulunuyordu.

Nazırlığa geçtiğini ilk bildiren 2 Ekim günlü genelgesinde yer alan şeyler anımsanırsa orada şu tümcelere rastlanır:

"Yurttaşların tam uzlaşık ve birleşik durumda bulunması, devletin gerçek yararları için gerekli olduğu halde, bir süredir, ülke içinde uyuşmazlık ve bölünme belirtileri görülmesi, güçlükleri bir kat daha artırması dolayısıyla, pek çok acınacak bir durumdur."

"........... başarı .................... hükümetin isteklerine uymakla; ülke yararına aykırı davranışlardan kaçınmakla sağlanacağından hemen merkezlerde ve merkeze bağlı yerlerde bu yolda öğütlemelerde bulununuz." (belge: 145)

Baylar, Damat Ferit Paşa'dan daha akıllı olduğu söylenen Damat Şerif Paşa, pek acemice işe başlamış oluyor. O günlerde İstanbul'da bizi, başkaldırıp ayaklanmış "simple soldat" değersiz bir asker sayan kimi romancılar gibi, Damat Paşa da ancak bön kişileri aldatabilecek kısa aklınca, bizi aymaz ve araştırmaz bir kişi sayıyordu galiba!

Oysa biz, hemen Nazır Paşanın alçakça amacını anlamış ve daha uyanık bir durum almış bulunuyorduk. Şerif Paşa, bizim yaptığımız işleri ve Ferit Paşa Hükümetini düşürmek için ulusça yapılanları, yurtta uyuşmazlık ve bölünme belirtileri olarak gösteriyor ve pek çok acınıyor.

Hükümetin isteklerine uymak ve zararlı davranışlardan sakınmak öğüdünü hemen bütün yurda yaymak için acele ediyor.

Bir de baylar, hükümetin, Dahiliye Nazırı Mehmet Şerif imzasıyla yayımlanan bildirisinin birkaç noktasına hep birlikte göz gezdirelim (belge:146) :

"Şimdiki hükümet bağdaşıktır." Çok doğrudur. Bu yön bütünüyle açığa çıkacaktır.

"Temel ilkelerde düşünce birliğindedir. Hiçbir partiden değildir. Çeşitli siyasal grupların hiçbirine de eğilimi yoktur. Hepsinden tinsel yardım bekliyor."

Bu cümlelerden çıkan anlam açıktır. Hükümet, ulusal örgütler ve onu yöneten Heyeti Temsiliye ile birlik değildir. Üstelik buna eğilimi bile yoktur. İtilâf ve Hürriyet Fırkası'ndan, Muhipler Cemiyeti'nden, Kızıl Hançercilerden, Nigehbancılardan ve bunlara benzer derneklerden ne ölçüde yardım bekliyorsa bizden de ancak o ölçüde... Cemal Paşa aracılığı ile bizi oyalamak ve aldatmak için gelen tellerde sözü edilen şeyler hep yalandır.

Sonra baylar, şu cümleyi okuyalım: "Yurt alınyazısına ulusun vekilleri aracılığı ile yön verilmesi, isteklerimizin en başta gelenidir."

Bundan çıkan anlam da şudur: Sivas'ta birkaç kişi toplanmış, ulus adına konuşuyor, ulusun alınyazısıyla ilgileniyor. Heyeti Temsiliye diye bir de ad takınarak ulusun ve yurdun işlerine -görevleri olmadığı halde- karışıyorlar. Bunların sözünü dinlemeyiniz. Çünkü bunlar ulusun vekili değildir!

Hükümet bu bildiride barış üzerindeki görüşünü de şöylece açıklıyor: "Wilson ilkelerinden gereği gibi yararlanılarak, Osmanlı Devleti'nin, birlik halinde ve Padişahına bağlı, bağımsız bir devlet olarak yaşatılması için hiçbir girişimden geri durulmayacaktır."

Yeni hükümet, bu görüşlerini başarabileceği görüşünü desteklemek üzere şunları söylüyor: "Aslında büyük devletlerin adaletli duyguları ve gerçekten gittikçe belirmekte olan Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı davranma isteği, bu konuda güven vermektedir."

Baylar, bütün bu düşünceler, Ferit Paşa Hükümetinin Padişah ağzı ile yayımladığı bildirinin harfi harfine benzeri değil midir?

Bu biçim bildiriler yayımlamanın amacı, ulusu aldatmak ve uyuşukluğa sürüklemek değil midir?

Hangi adaletten söz ediliyor? Hangi ılımlı davranma isteğinden dem vuruluyor? Bunların asılları var mıydı? Ülkenin merkezinden başlayarak, her yerde yabancıların davranışları, gerçekte bunun tersini ispat edecek eylemi ve seçik kanıtlar değil miydi?

Gerçekte Wilson, ilkeleriyle birlikte, ortadan çekilmiş ve Osmanlı ülkesinin, Suriye'de, Filistin'de, Irak'ta, İzmir'de, Adana'da ve her yerde, işgaline ilgisiz bulunmuyor muydu?

Bunca kesin dağılış belirtileri karşısında aklı, anlayışı, vicdanı olan adamların kendilerini aldatmaları düşünülebilir mi? Bu gibi adamlar, doğrusu, kendilerini aldatacak kadar bön olurlarsa onların yurt kaderini yönetmelerine, aklı eren, gerçeği ve acıklı durumu gören kişiler dayanabilirler mi? Eğer bu adamlar gerçeği biliyor ve kendilerini aldatmıyorlarsa, bunların ulusu aldatarak koyun sürüsü gibi düşmanın pençesine bırakmaya canla başla çalışmalarına ne anlam verilebilir?

Bu yönler düşünülerek yargıya varılmasını kamuoyuna bırakırım.


Biricik Suçumuz

Baylar, hükümetin bildirisi yersiz ve kapsadığı düşünceler yanlış olduğu halde biz, Heyeti Temsiliye adına o gün, 7 Ekim günü, yeni hükümeti desteklemeye karar veriyoruz. Yeni hükümet ile ulusal amaçlar arasında tam uzlaşma olduğunu ulusa muştuluyoruz ve her yerde hükümet işlerine kesinlikle karışılmamasını sağlayacak ve hükümetin erkini ve yürütümünü berkitecek önlemler alıyoruz. İçerde ve dışarda tam birlik olduğunu eylemle tanıtlayacak biçimde davranıyoruz. Kısacası, ülkenin esenliğini sağlamayı temiz yürekle ve içtenlikle düşünenlerin, akılca ve vicdanca yapmak zorunda oldukları -akla gelebilen- her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Bir gün önce milletvekillerinin seçimini sağlamak için özendirmelerde ve öğütlemelerde bulunuyoruz. Yalnız bir şey yapmıyoruz. Ulusal örgütleri kaldırmıyoruz ve Heyeti Temsiliye'yi dağıtmıyoruz. Biricik suçumuz budur.

Damat Ferit Paşa'dan sonra, başka bir Damat Paşa'nın çevresinde, sadrazam diye, nazır diye toplanmış birtakım beyinsizleri, alçak bir Padişahın alçakça düşüncelerini kolaylıkla uygulamakta serbest bırakmayacağımızı sezdiriyoruz.

Delegemiz Cemal Paşa, bizim hükümete karşı iyi niyet ve güven göstermemizi sağlamak için her çareye başvurmaktan geri durmuyor. Ahmet İzzet Paşa'ya da, hükümeti övdürerek varlığımızın silinmesi gereği üzerine öğütler verdiriyordu.


Ahmet İzzet Paşa'nın Öğüt Yazısı

Gerçekten Ahmet İzzet Paşa'nın şifre içinde kalan imzasıyla, Harbiye Nazırı Cemal Paşa'dan 7/8 Ekim 1919 günlü şöyle bir telyazısı almıştık:

Harbiye, 7/8 Ekim 1919

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Yeni hükümette çoğunlukla yer alan eski ve yakın arkadaşlarımı ziyaret ederek olup bitenleri soruşturmuş ve kendileriyle görüşmüştüm. Öğrendiğim bazı durumlar üzerine, ülkenin ve ulusun varlığı i1e ilgili yararlarını düşünerek ve aramızda kurulmuş olan dostluk bağlarına ve asker kardeşliğine güvenerek, aşağıdaki düşüncelerimi hemen bildiriyorum.

Birkaç aydan beri yurdun uğradığı düşman eline geçme ve dağılma tehlikesinin önüne geçilebilmesinde, şimdiye değin ulusal eylem ve kuvvetlerin yararlı etkileri, herkesçe kabul edilmiştir.

Yalnız, bu hizmetin sonuçlarından yararlanmanın, bundan sonra akıllıca ve yasaya uygun bir yönetimin kurulmasına bağlı olduğu da, (gerçeği) görenlerce biliniyor. Artık hükümet ve ulusun, ikilikten ayrılarak tam bir bütünlük göstermesine, değersiz düşünmeme göre, tez elden gereklik ve zorunluk vardır. Hükümette yer alan kişilerin iyi niyetlerine ve ılımlı düşüncelerine herkesin güveni olduğuna inanıyorum. Hiçbir hükümetin iş başında kalmasına elverişli olmayan bir iç durumun, dış siyasa üzerine yapabileceği uğursuz etkileri açıklamak gerekli değildir. Bir gün önce milletvekillerinin seçilmesi ve Meclisin toplanması için yüce hükümetçe ivedi önlemler alınmaktadır. Yurdun korunması yolundaki yiğitçe dayanç ve isteklerinizin hükümet üyelerince nasıl karşılandığı, bugünkü bildiriden anlaşılacağı için, iyi niyetle düşünce birliğinin gerçekleşeceğine güvenim tamdır.

Ancak, bu sabah yanıma gelen durumu bilir ve güvenilir bir kişi Kütahya ve Bilecik dolaylarında hoşa gitmeyen bazı durumlar olduğundan söz etmiştir. Bizi, erksizliğe ve anlaşmazlığa sürüklemek için dışardan ve içerden birçok yüreklendirme ve kışkırtmalar olacağı elbette kestirilir ve kabul edilir. Öte yandan, dün nazırlardan birinin gösterdiği, Kastamonu Vali Vekilinden gelmiş bir telyazıyla da, kimi görevlilerin atanması ve cezalandırılması gibi işlerde İstanbul Hükümetine emredilmek isteniyor gibi idi. Böyle durumlar, devleti bu kerteye getirmiş olan ve sizce de ne denli kötülendiği, bildirilerde ve ant belgelerinde sevinçle görülen bozuk yönetime olduğu gibi öykünme demek olacağından bu gibi adamların iş yapmalarına meydan verilmemesini, bilinen uyanıklığınızdan ve anlayışınızdan umarım. Kısacası artık yurtta birliğin sağlanmasını ve temel yasalara göre hükümetle bağlantı kurulmasını temiz yürekle salık vermek ve rica etmek isterim (Ahmet İzzet).

     Harbiye Nazırı

Cemal 

Bu telyazısına elden geldiğince hiçbir özel düşünce ve duygu belirtmemeğe çalışarak, yumuşak ve daha da ileri, güven verici bir yanıt vermek uygun görüldü. Yanıt şudur:

 

Şifre                       Sivas, 7/8 Ekim 1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

Ahmet İzzet Paşa Hazretlerine

Yüksek düşünceleriniz, değerine yaraşır önemle gözden geçirildi. Ulusal eylemin etkileri üzerindeki iyi görüşünüze teşekkür olunur. Bugüne değin olduğu gibi bundan sonra da, yapılan ulusal hizmetlerin bilgece sürdürüleceğine ve yasaya uygun bir bir yönetimin bütünüyle kurulmasına bütün varlığımızla çalışılacağına inanmanızı rica ederim. Çünkü çalışma amacınızın bir yasa çağı açmaya yönelik olduğunu bilginize sunarım. Çok şükür, hükümetle ulus, görüşlerinde tam uzlaşmış olduklarından, bundan böyle sürüp gideceğine inandığımız bu karşılıklı yakınlık ve tam birlik ulus ve yurt yararını sağlayacak biçimde sürüp gidecektir.

Kötü gidiş ve siyasası herkesçe bilinen Ferit Paşa Hükümetine ulusun baş eğmemesi ; isteklerine ve yaptığı işlere katılmaması, dış siyasamız üzerinde hiçbir kötü etki yapmamış; tersine, Ferit Paşa Hükümetinin yarattığı bütün kötü etkileri ortadan kaldırmış ve teşekkür edilmeye, öğülmeye değer olan bugünkü elverişli siyasal durumumuzu sağlamıştır.

Ulusun güvenini kazanan bugünkü hükümet ile birlik olmanın, iç durumumuzu dış siyasa üzerinde çok yararlı ve etkili kılacağına kuşku yoktur. Olağanüstü durumlarda bazı yerlerde kaçınılmaz bazı olaylar çıkması, zorunlu ve olağan şeylerdir. Özellikle Kütahya, Bilecik ve Eskişehir gibi yerlerin ve bu yerlerdeki suçsuz haksızlığa uğramış halkın gördüğü baskılar ve karşılaştığı kötülükler, bir an insaflıca düşünülürse, sızıltı konusu olarak görülen olayların ne kadar haklı olduğu en küçük bir usa vurma ile meydana çıkar. Buralardaki acıklı ve iç sızlatıcı durumun doğmasına, eski hükümetin uyuşuk durumunun sebep olduğu düşünülünce, bu olaylardan ulusal örgütleri sorumlu tutmaya kalkışmak, haksızlık olur inancındayım. Kastamonu Vali Vekilinin görmüş olduğunuz telyazısından dolayı, onu da özürlü saymanızı rica edeceğim. Çünkü böyle başvurular, yalnız Kastamonu'dan değil, daha bazı yerlerden de olmuştur. Eğer yeni hükümetin kararsız gibi görünen ilk tutumu bir iki gün daha sürseydi, bu türlü başvurmalar ülkenin her köşesinden yağacaktı. Bundan böyle, bu gibi olaylara kesin olarak meydan verilmemesi için gereken her türlü önlem alınacak, ilgililere etki yapılacak ve yüksek öğütlemelerinize uyularak tam birliğin sağlanması ve temel yasalara göre hükümetle içten bağlantı kurulması için, temiz yürekle çalışılacaktır. Saygı ile ellerinizden öperim efendim.

Mustafa Kemal


Ali Rıza Paşa Cumhuriyet Yapılacağını Seziyor

Baylar, Ahmet İzzet Paşa'nın yazdığı öğüt yazısı ile buna verdiğimiz karşılığın okunması bir anımı canlandırdı. Ulusça bilinmesi ve tarihe geçmesi için onu da söylemiş olayım:

Ali Rıza Paşa, bir gün Ahmet İzzet Paşa'yı ziyaret eder. Konuşma sırasında benim için birtakım yersiz sözler söyler ve bu sözlere önemli bir buluşunu da ekler: "Cumhuriyet yapacaklar, cumhuriyet!" diye bağırır. Doğrusunu isterseniz baylar, Makedonya'da Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı Orduları Başkomutanı Ali Rıza Paşa'nın, aslanlardan meydana gelmiş koskoca Türk ordularını bozguna uğratıp yok ettikten ve değerli Makedonya topraklarını düşmanlara bırakıp bağışladıktan sonra, devletin en sıkışık bir zamanında Vahdettin'in isteklerine hizmet etmek için gereken nitelikleri kazanmış olduğuna ve bu ünlü ordular başkomutanının, bu kez kendine en usta yardımcı olarak, eski kurmay başkanını Harbiye Nazırlığına getirmeyi düşüneceğine olağan gözüyle bakılabilirdi. Ama, ulusal girişimlerin cumhuriyeti kurma amacı güttüğünü bu kadar çabuk ve kolaylıkla sezip anlayabilmesini beğenmemek elden gelmez.

Baylar, bana bu bilgiyi veren, olayı İzzet Paşa'nın ağzından işiten ve şimdi aramızda bulunan çok saygıdeğer bir arkadaştır.


Salih Paşa Heyeti Temsiliye İle Görüşmek İçin Geliyor

Baylar, Cemal Paşa, 9 Ekim 1919 günlü bir şifre ile, Heyeti Temsiliye ile yakından görüşmek üzere Bahriye Nazırı Salih Paşa'nın yola çıkmasının uygun görülmekte olduğunu bildirdi. Ama, Salih Paşa biraz rahatsız olduğu için, görüşme yerinin olabildiğince yakın olması ve İstanbul'dan deniz yoluyla gitmesinin düşünüldüğü belirtildikten sonra, Heyeti Temsiliye'den kimlerle ve nerede buluşmalarının tasarlandığı soruldu.

10 Ekimde verdiğimiz yanıtta, buluşma yeri olarak Amasya'yı bildirdik. Görüşmek üzere, Heyeti Temsiliye'den benimle birlikte Rauf ve Bekir Sami beyler gidecekti. Bunu da bildirdik. Salih Paşa'nın İstanbul'dan hangi gün ayrılacağının ve Amasya'ya hangi gün ulaşabileceğinin zamanında bildirilmesini rica ettik.

Baylar, ülkenin her yerinde ulusal örgütleri genişletme ve sağlamlaştırma işlerini sürdürüyorduk. Bir yandan da milletvekili seçimini sağlamaya ve çabuklaştırmaya çalışıyor ve bu konudaki görüşlerimizi de gerekenlere bildiriyor ve bazı kişilerin seçilmesini de öğütlüyorduk. Ancak, Cemiyet adına aday göstermemeyi ilke olarak kabul etmekle birlikte, milletvekili olmak için çalışanların "Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti" ilkelerini ve kararlarını iyi karşılamış kişilerden olmasını pek çok istiyor ve bu gibi kimselerin, kendiliklerinden Cemiyet adına adaylıklarını koymaları gereğini de duyuruyorduk.

11 Ekim 1919 günü, bu bildirdiğim işlerle ilgili olarak, yeniden bazı buyruklar verdik. (belge:147, 148, 149)

Ulusal isteklere hizmet eden memurların, birer yolla, yerlerinin değiştirilmesi; ulusal isteklere karşı olduklarından dolayı ulusça kovulan görevlilerin de görev sanlarını bırakmamış olması yüzünden, kimi yerlerden yeni hükümetle uzlaşmamızın ne demek olduğunun anlaşılmadığı yolunda dokundurucu yazılar gelmeye başladı. Bu durumu, 11 Ekimde Cemal Paşa'ya yazarak, hükümetin dikkatini çekmek istedik.


Askeri Nigehban Cemiyeti

Bir de baylar, bilirsiniz ki, İstanbul'da Askeri Nigehban Cemiyeti (Askeri Gözcü Derneği) diye bir bozguncu topluluğu türemişti. O zamanki bilgiye göre bu topluluğun başında bulunanlar, Kiraz Hamdi Paşa, hırsızlıktan dolayı kovulmuş Kurmay Albay Refik Bey, eski Halâskâr grubundan Binbaşı Kemal Bey, Bandırma eski Sevkiyat Reisi (Asker Gönderme Başkanı) Topçu binbaşılarından Hakkı Efendi ve daha bu dernekle ilgisini kesip kesmediği bilinmeyen kovulmuş Kurmay binbaşılardan Nevres Bey gibi, kötü işleri yüzünden ordudan kovulmuş ya da emekliye ayrılmış kimselerle, ahlâksızlıkları ile tanınmış az sayıda başka adamlardı.

İşte bu dernek, 23 Eylül 1919 gün ve 8123 sayılı İkdam gazetesinde bir andırı yayımlamıştı. Bu dernek, bu andırısıyla, kendisine yurdun ve ulusun bekçisi süsünü vermek istiyordu. Cevat Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında, bu dernek hakkında kovuşturmaya başlanılmıştı. Hükümet değişikliğinden dolayı arkası kesildi.

Bu derneğin varlığı ve çalışmaları, ordudaki subayları sinirlendiriyordu. Bu yüzden Heyeti Temsiliye'ye başvurmalar başlamıştı.

12 Ekim 1919'da Harbiye Nazırı Cemal Paşa'dan, kendi başarısı bakımından bu bozguncu yuvasının kökünden sökülüp atılmasını ve üyelerinin şiddetle cezalandırılmalarını ve işlem sonucunun orduya genelge ile duyurulmasını rica ettim. (belge:150)

Cemal Paşa'dan 14 Ekimde aldığım: "Bu, kesin olarak kararlaşmıştır." (belge: 151) yolundaki kısa ve kesin teli 15 Ekimde bütün orduya özel olarak ulaştırdım. (belge: 152)

Fakat Cemal Paşa'nın bu kesin kararının hiçbir zaman uygulandığını hatırlayamıyorum.


İşgali Kötü Bulmayan Bir Siyasa

Baylar, anımsarsınız, İngilizler Merzifon'u ve arkasından Samsun'u boşaltmışlardı. Bu nedenle ve Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi üzerine, Sivas halkı fener alayı yaptı, gösterilerde bulundu. Birtakım söylevler verildi. Bu sırada halk da "Kahrolsun işgal!" diye bağırdılar. Sivas'ta çıkmakta olan İradei Milliye (Ulusal İrade) gazetesi, bu olayı olduğu gibi yazdı. Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa, bu gazetenin haberini söz konusu ederek Sivas Valiliğine yaptığı bir bildirimde: "Kahrolsun işgal! gibi yazılar, hükümetin şimdiki siyasasına uygun değildir." diyordu.

Bu ne demektir, baylar? Hükümet, düşmanların yurdumuza girişini kötü görmeyen bir siyasa mı güdüyordu? Yoksa: "Kahrolsun işgal!" denildikçe, ülkenin daha çok işgaline mi yol açılacaktı? İşgal ve saldırılar karşısında ulusun durup susması, işgalden üzülmüş görünmemesi mi akla ve siyasaya uygundu?

Böyle bozuk ve hayvanca bir düşünce batış ve dağılış uçurumuna dek tekmelenmiş bir devleti kurtarabilecek siyasaya temel olabilir miydi?

İşte bunun üzerine, 13 Ekim 1919'da Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya çektiğim bir telde: "Yurdun kimi yerlerinin boşaltıldığını gören ulusun, böylece ve daha da belirgin olarak, duygusunu göstermesini pek uygun ve yerinde gördüğümüzü" bildirdikten ve: "Ulusun gerçek duygularına dayanarak hükümetin, haksız işgalleri tanımadığını resmi siyasa diliyle bildirmesini ve Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı olarak, düşmanların bugüne dek işlerimize karışmalarını protesto etmesini ve düzeltme istemesini beklemekteyiz." dedikten sonra: "Bu durumdan yararlanarak, hükümetin güttüğü siyasada, Heyeti Temsiliye'ce daha öğrenilmemiş yönler varsa aydınlatılmasını" rica ettim. (belge 153)

Delegemiz ve Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa'nın verdiği yanıt çok ilgi çekicidir. (belge: 154) 18 Ekim 1919 günlü olan bu yanıtta, şu cümlelerin anlamları dikkate değer : "Ulusal isteklere uygun olarak işleri yürütme sorumluluğunu yüklenen İstanbul Hükümeti, tutumunda ve yürütümünde siyasanın gereklerini kollamak, yabancılara karşı daha konukseverce ve ılımlıca davranmak zorundadır."


Süngülerini Ulusun Kalbine Saplayan Yabancıları Konuk Sayan Bir Harbiye Nazırı

Baylar, Rıza Paşa Hükümeti ve o hükümette Harbiye Nazırı olan kişi, sevgili yurdumuza giren, süngülerini ulusun canevine saplayan yabancıları konuk sayıyor ve onlara karşı konukseverce ve ılımlıca davranmakta zorunluk görüyor! Bu ne düşüncedir, bu ne kafadır? Ulusal istekler bu mu idi?

Harbiye Nazırı: "Özellikle ulusal girişimlerin yanlış yorumlanması yolundaki çalışmaların daha güçten düşmediği şu sıralarda, bildirmiş olduğum sakıngan (ihtiyatlı) davranışların yersiz olmadığı kabul buyurulur." inancında olduğunu söyleyerek, ulusal girişimlerin dokunca (zarar) vermiş olduğunu kapalıca anlatıyor ve bu yüzden meydana gelen kötülüğü gidermek için aldığı önlemlerin yersiz olmadığını bize de kabul ettirmek ustalığını göstermeye çalışıyor.

Harbiye Nazırı, telyazısını şu cümle ile bitiriyor:

"Erginliğini tanıtlamış olan soylu ulusumuzun güvenini kazanmış bulunan şimdiki hükümetin, yürütümünde serbest kaldıkça dışarıya karşı daha çok sözünü dinletebileceği açık bir gerçek olduğuna göre, sayın Heyeti Temsiliye'den hükümetin yaptığı işleri daha çok destekleyici olmalarını rica ederim."

Baylar, Cemal Paşa gerçekten önemli noktalara dokunuyor. Önce, ulusun erginliğini tanıtladığını söyleyerek, bizim, ulus adına yol göstermemize ve uyarmalarımıza gereklik olmadığını anlatıyor ve bununla bizi ulus yanında gereksiz birtakım karışıcılar sayıyor. İkincisi, bizim, hükümeti serbest bırakmadığımızı ve bu yüzden dışarıya karşı sözünü dinletmeye engel olduğumuzu söylüyor.

Baylar, soylu ulusumuzun erginliğini tanıtlayan eserler, Erzurum, Sivas kongreleri ve bu kongrelerde aldığı kararlar ve bu kararların uygulanmasına çalışmakla, birlik ve dayanışma meydana gelmesi ve Sivas Kongresini yapanları yok etmeye kalkışan Ferit Paşa Hükümetini devirmek gibi işler, davranışlar ve uyanıklık idi.

Bu kadarla yetinmek, bütün bu çalışma ve davranışlarda olduğu gibi, ulusa yaptığımız kılavuzluk edici vicdan ödevinden, bundan sonra vazgeçerek hükümeti serbest bırakabilmek ancak, bir koşulla olabilirdi. O da, özgür davrandığı anlaşılacak, Millet Meclisine dayanan ulusal bir hükümetin, yurdun ve ulusun alınyazısını tam anlamıyla sağlama bağladığına inanmaktı. Ulusun "Kahrolsun işgal!" diye yükselen sızıltı çığlığını boğmaya çalışan, duygusuz ve anlayışsız kimselerden kurulmuş, hayvan ve dokusunda hainlik bulunan bir hükümetin, böncesine, bilgisizcesine ve miskincesine davranışlarına seyirci kalmak; aklı, anlayışı ve yurtseverliği olan kimselerden istenebilir miydi?

Bir de baylar, Cemal Paşa: "Ulusun güvenini kazanmış bulunan şimdiki hükümet" sözüyle pek büyük ve açık bir yalan söylüyordu. Ulusun hükümete güveni daha gerçekleşmemişti. Bu söz, ancak ve hiç olmazsa, Millet Meclisi önünde hükümetin güvenoyu almasından sonra söylenebilirdi. Oysa, daha Millet Meclisinin üyeleri bile seçilmiş değildi.

Harbiye Nazırı, bu sözü söylediği dakikada yalnız bir kişinin güvenini kazanmış bulunuyordu. O kişi de, devlet başkanlığını kirletmekte olan hain Vahdettin'di.

Heyeti Temsiliye'nin, kendileriyle uzlaşmayı gerekli görmüş olması, ulustan alınmış bir güven gibi sayılmak isteniyor. Eğer amaçları bu idi ise kendilerine güven aracı olan bu Kurulu aradan çıkarmaya çalışmak neden gerekli oluyordu?


4.Bölüm