NUTUK

 

Ulusal Örgüt Genişliyor ve Güçleniyor

Baylar, Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi, yurtta kararsız görünen bazı yerlerin de duygusu ve içgücü üzerinde iyi etki yaptı. Her yerde, yüksek sivil memurlarla yüksek komutanlar başta olmak üzere, örgütlenmeye hız verildi.

Ali Fuat Paşa, batı illerinin hemen hepsi ile ilgilendi. Kendisi, Eskişehir, Bilecik ve daha sonra Bursa dolaylarında dolaşarak ve gerekenlerle yazışarak iş görüyordu.

Balıkesir'de bulunan Albay Kâzım Bey (Meclis Başkanı Kâzım Paşa) o bölgede ulusal örgütler ve askeri düzenlemelerle ilgileniyor ve uğraşıyordu.

Bursa'da Albay Bekir Sami Bey, 8 Ekimde, Ferit Paşa'nın adamı olan valiyi İstanbul'a göndererek Kongre kararlarını uygulatmaya başlamış ve bir merkez kurulu kurdurmuştu.

Ulusal örgütlenme ile uğraşıldığı kadar, milletvekilleri seçimi ile de büyük ilgi ile uğraşılıyordu.

Ülkede, bütün ulusal örgütlerin tek ad altında Heyeti Temsiliye'ye bağlılığı ilkesine uyuluyordu. Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar dolaylarında örgütlerin sağlamlaştırılması ve Aydın, Konya, Bursa, Balıkesir bölgelerinin bağlantılarının kolaylaştırılması için önlemler alınıyordu. Batı cepheleri üzerinde Harbiye Nazırlığının aydınlatılmasına ve hükümetçe ne gibi işler, önlemler düşünüldüğü de sorularak, hükümetin bu konuya ilgisinin çekilmesine çalışılıyordu.

Efelerin yönettikleri Aydın Cephesi kesimlerine bir komutan gönderme konusu düşünülmeye başlandı. 14 Ekimde düşman elindeki yerlerde, gizli ulusal örgütler kurulması için Fuat Paşa'ya ve Afyonkarahisar'da Yirmi Üçüncü Tümen Komutanı Ömer Lûtfi Bey'e yazıldı. Bununla birlikte, bu sıralarda bazı yerlerde daha amacın tam anlaşılamadığı görülüyordu. Örneğin, Reddi İlhak Cemiyeti yönetim kurullarının kendi adlarına bildirim yapmakta oldukları görülüyor, 10 Ekim 1919 gününde Reddi İlhak Cemiyeti Başkanı imzasıyla, Ekimin yirmisinde bir büyük kongre toplanacağı ve bu kongreye iki delege gönderilmesi illerden isteniyor ve birtakım önlemler alınması bildiriliyordu.

Bir yandan, Karakol Cemiyetinin de İstanbul'dan başka, Bursa dolaylarında da çalışmakta olduğu anlaşıldı.

Bu karışıklığın önüne geçmek için gerekli önlemler alındı. Özellikle, Ali Fuat Paşa'ya, Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya, Bursa'da Bekir Sami Bey'e, Bursa Merkez Kuruluna gereği gibi yazıldı. (belge:155)

İtilâf ve Hürriyet Cemiyeti de, düşmanlarla birlikte Anadolu'da karşı örgüt kurmak üzere, yetmiş beş kişi kadar göndermiş. Bu haber alındı, kolorduların dikkati çekildi.

İstanbul'da gizli çalışmaya karar verildi. Trakya'ya örgütlerin genişletilmesi için Cafer Tayyar Bey aracılığı ile yönerge verildi.


Meclisi Mebusan'ın Toplanacağı Yer

Baylar, milletvekillerinin seçilmesine çalışırken, bir yandan da Meclisi Mebusan'ın nerede toplanabileceği düşüncesi kafamızı kurcalıyordu. Hatırlayacaksınız ki, Erzurum'dan, Refet Paşa'nın bu sorun ile ilgili bir teline karşılık verirken: "Meclis toplanmalı; ama İstanbul'da değil, Anadolu'da!" demiştim. Gerçekten, ben Meclisin İstanbul'da toplanması kadar mantıksız ve amaçsız bir davranış düşünemiyordum. Ancak, bu konuda yetkili olanları ve kamuoyunu bu gerçeğe inandırmadıkça düşüncemiz gerçekleşemezdi. İstanbul'da toplanmanın sakıncalarını açık olarak belirtmek gerekiyordu. Bu amaçla, ulusal isteklerimizi Rumlara ve yabancılara, Hıristiyanlara karşı imiş gibi göstermek için Ali Kemal ve Mehmet Ali beylerin çalışmaları ile Ermeni Patrikhanesinde yapılan toplantılar ve Hürriyet ve İtilâf Partisinin girişimleri üzerine, Harbiye Nazırı aracılığı ile, İstanbul Hükümetinin dikkatini çektik.

13 Ekim 1919 günü, Meclisi Mebusan'ın açılışından sonra, Müdafaai Hukuk Cemiyetinin nasıl bir siyasal durum alması düşünüldüğünü, Cemal Paşa aracılığı ile hükümetten sorarken, Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da toplanmasında ne gibi siyasal güvence elde edilmesinin düşünüldüğünü de sorduk. O gün Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da esenliğini sağlama yolunda ne gibi kolluk ve koruma düzeni (tertibatı inzibatiye) alınacağını ve neler yapılmak gerektiğini, İstanbul örgütümüzün merkez kurulunda bulunan ve Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olan Albay Şevket Bey'den sorduk.


Amasya Görüşmeleri

Baylar, anımsayacaksınız, Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya'da buluşmak kararlaşmıştı. Nazır Paşa ile hükümetin dış siyasası, iç yönetimi ve ordunun geleceği ile ilgili konular üzerinde görüşülme olasılığı vardı. Bunun için daha önce, kolordu komutanlarının düşünce ve görüşlerini bilmek bence pek yararlı olacaktı.

14 Ekim 1919 günlü şifre telimde, kolordu komutanlarının bu üç nokta ile ilgili görüşlerini rica ettim. Komutanların raporlarını belgeler arasında okursunuz. (belge:156)

Salih Paşa, 15 Ekimde İstanbul'dan yola çıktı. Biz de 16 Ekimde Sivas'tan yola çıktık.18 Ekimde Amasya'da bulunduk.

Salih Paşa'ya, uğrayacağı iskelelerde, ulusal örgütlerce parlak karşılama törenleri yapılması ve bizim adımıza "Hoş geldiniz" denilmesi için yönerge verilmişti. (belge: 157)

Biz de, Amasya'da, pek büyük gösterilerle kendisini karşıladık.

Salih Paşa ile Amasya'da 20 Ekimde başlayan görüşmelerimiz, 22 Ekimde sona erdi. Üç gün süren görüşmeler sonunda ikişer sayı olmak üzere beş tane protokol düzenlendi. Bu beş protokoldan üçünü, Salih Paşa'da kalanları biz, bizde kalanları Salih Paşa imzaladık. İki tane protokol, gizli sayılarak imza edilmedi.

Amasya buluşması sonucu olan kararlar, kolordulara da bildirildi. (belge:158)

Baylar, sırası gelmişken bir noktayı belirtmek isterim. Biz ulusal örgütlerin ve Heyeti Temsiliye'nin, İstanbul Hükümetince resmi olarak tanınmış bir siyasal varlık olduğunu; görüşmelerimizin resmi olduğunu ve sonuçlarına uymak gerektiğinin taraflarca kabul edilmiş  bulunduğunu açıkça ortaya koydurmak istiyorduk.

Bunun için, görüşme sonuçları ile ilgili tutanakların protokol olduğunu kabul ettirmek ve İstanbul Hükümetinin delegesi olan Bahriye Nazırına imzalatmak, önemli idi.

21 Ekim 1919 günlü protokola yazılanların, denilebilir ki, hemen hepsi Salih Paşa'nın önerileri olup kabulünde sakınca görülmeyen birtakım maddelerdi. (belge: 159)

22 Ekim 1919 günlü ikinci protokol, uzun süren bir görüşme ve tartışmanın tutanak özetidir.

Bu görüşmede, tarafların halifelik ve padişahlık konusunda karşılıklı güvenceleri ile ilgili ayrıntıları gösteren bir başlangıçtan sonra, Sivas Kongresinin 11 Eylül 1919 günlü bildirisindeki maddelerin görüşülmesine başlandı:

1.    Bildirinin birinci maddesinde tasarlanıp kabul olunan sınırın, en az bir istek olmak üzere, elde edilmesi gerektiği, birlikte kabul olundu.

Kürtlerin bağımsızlığını gerçekleştirme amacını güder gibi görünerek yapılmakta olan karıştırıcılığın önüne geçmek konusu uygun görüldü. Şimdi yabancıların işgalinde bulunan bölgelerden, Kilikya'yı (Aşağı yukarı şimdiki Çukurova), Arabistan ile Türkiye arasında bir tampon devlet meydana getirmek için anayurttan ayırmak istendiği söz konusu edildi. Anadolu'nun en koyu Türk ortamı ve en verimli, zengin bir bölgesi olan bu toprakların hiçbir yolla ayrılmasının kabul edilmeyeceği; Aydın ilinin (Şimdiki Aydın, İzmir, Muğla ve Denizli illerinin kapladığı yerler, Kurtuluş Savaşı sırasında bir ildi. Adı "Aydın İli", merkezi de İzmir'di) de aynı kesinlikle ve yeğlikle yurdun bölünmez parçalarından olduğu ilkesi genel olarak kabul edildi.

Trakya sorununa gelince: Burada da, sözde bir bağımsız hükümet ve gerçekte bir sömürge kurmak ve böylelikle Doğu Trakya'dan da Midye-Enez çizgisine kadar olan bölgeyi bizden ayırmak amacı güdülebileceği düşünüldü. Fakat, Edirne'yi ve Meriç sınırını bir bağımsız İslam hükümetine bağlamak için bile olsa, hiçbir şekilde bırakmamak ilkesi, ortaklaşa uygun görüldü. Bununla birlikte, bütün bu maddede söz konusu edilen şeyler üzerinde yasama kurulu'nun vereceği en son karara elbette uyulacaktır, dendi.

2.    Bildirinin dördüncü maddesinde Müslüman olmayan halka, siyasal egemenliğimizi ve toplumsal dengemizi bozacak nitelikte ayrıcalıklar verilmesinin kabul edilmeyeceğini belirten fıkra, önemle görüşüldü. Bu kaydın, bağımsızlığımızı gerçekten sağlamak için, elde edilmesi zorunlu bir istek niteliğinde sayılması ve bundan yapılacak en ufak bir fedâkarlığın bağımsızlığımızı kökten sarsacağı ortaya konuldu. Bu dördüncü maddede söz konusu olan, Hıristiyan halka çok ayrıcalıklar vermemek ilkesi, gerçekleştirmemiz gerekli bir amaç olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, gerek bu konuda, gerekse yaşama hakkımızın savunulması yolundaki başka isteklerimizle ilgili konularda -birinci maddenin sonunda olduğu gibi burada da- Meclisi Milli'nin görüşüne ve kararına uyulacağı kaydı konuldu.

3.    Bildirinin yedinci maddesine göre bağımsızlığımız tam korunmak koşuluyla, teknik, sınai ve ekonomik gereksinmelerimizin nasıl sağlanacağı konusu tartışıldı. Ülkemize pek çok sermaye dökecek bir devlet bulunursa bunun maliye işlerimiz üzerinde isteyebileceği denetleme hakkının kapsamı kestirilemeyeceğinden, bu konunun, bağımsızlığımızı ve gerçek ulusal çıkarlarımızı zarara sokmayacak yolda, uzmanlarca iyiden iyiye düşünülerek sınırlandırılıp saptanmasından sonra Meclisi Milli'ce uygun görülecek şeklin kabulü görüşüldü.

4.    11 Eylül 1919 günlü Sivas Kongresi kararlarının başka maddeleri de Meclisi Mebusan'ın kabulüne sunulmak koşuluyla, genel olarak uygun görüldü.

5.    Bundan sonra, Sivas Kongresi'nin 4 Eylül 1919 günlü kararlarının örgütler bölümü ile ilgili 11'nci maddesinde yer alan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin durumu ve bundan sonraki çalışma biçimi ve alanı söz konusu oldu.

Bu maddede, ulusal iradeyi egemen kılacak olan Meclisi Milli'nin, yasama ve denetleme haklarına güven ve serbestlikle sahip olduktan ve bu güven Meclisi Milli'ce belirtildikten sonra, Cemiyetin ne olacağının kongre kararıyla belli edileceği açıklanmıştır. Burada söz konusu olan kongrenin şimdiye değin yapılmış olan Erzurum ve Sivas Kongreleri gibi dışarda ayrı bir kongre durumunda olması koşula bağlı değildir, dendi.

Cemiyetin programını kabul eden milletvekilleri, Cemiyetin tüzüğünde açıklanmış olan delegeler gibi sayılarak yapacakları özel toplantı, kongre yerine geçebilir. Bundan sonra, Meclisi Milli'nin İstanbul'da tam güvenlik içinde, serbest olarak görev yapabilmesi gerekir, dendi. Bunun, şimdiki koşullara göre ne ölçüde sağlanabileceği düşünüldü. İstanbul'un yabancılar elinde bulunması dolayısıyla, milletvekillerinin yasama görevlerini gereği gibi yapmalarına durumun pek elverişli olamayacağı düşüncesi belirdi. Yetmiş Savaşında (1870 savaşında) Fransızların Bordo'da (Bordeaux) ve yakın zamanlarda Almanların Vaymar'da (Weimar) yaptıkları gibi, barışın yapılmasına değin, geçici olarak, Meclisi Milli'nin Anadolu'da, İstanbul Hükümetinin uygun göreceği güvenilir bir yerde toplanması uygun görüldü.

Meclisi Milli'nin toplanmasından sonra güvenlik ve dokunulmazlık derecesi belli olacağından, tam güven görülürse Cemiyet Heyeti Temsiliye'nin dağıtılarak örgütlerinin çalışma ereğinin, az önce bildirdiğim gibi, kongre yerine geçecek olan özel bir toplantıda kararlaştırılacağı belirtildi.

Milletvekillerinin seçiminde tam serbestlik bulunması gerektiği hükümetçe buyurulmuş olduğundan, seçimler yapılırken Cemiyet Heyeti Temsiliye'ce karışılmamakta olduğu bildirildi.

Milletvekilleri arasında İttihat ve Terakki üyesi ve orduda kötülüğü görülmüş kimseler bulunursa, bunların milletvekili seçilmesine meydan verilmemek için, Heyeti Temsiliye'ce uyarma yollu, uygun biçimde bazı öğütlemelerde bulunulmasının yerinde olacağı da düşünüldü. Heyeti Temsiliye'nin bu konuda nasıl aracılık yapacağı da ayrıca bir formül halinde üçüncü bir protokol olarak saptandı. (belge: 160)

Gizli sayılıp imzalanmayan dördüncü protokol şu idi:

1.    Kimi komutanların askerlikten kovulması ve bir kısım subayların askeri mahkemeye verilmesi ile ilgili olarak çıkan Padişah buyruklarının ve başkaca buyrukların düzeltilmesi.

2.    Malta'ya sürülmüş olanların ilgili mahkemelerimizde yargılanmak üzere, İstanbul'a getirilmeleri yoluna gidilmesi.

3.    Zulüm yapmış Ermenilerin de mahkemeye verilmesi (Meclisi Milli'ye bırakılacaktır).

4.    İzmir'in boşaltılması için İstanbul Hükümetince yeniden protesto yapılması ve gerekirse gizli yönerge ile halka gösteri toplantıları yaptırılması.

5.    Jandarma Genel Komutanı, Merkez Komutanı, Polis Müdürü ve Dahiliye Nazırlığı Müsteşarının değiştirilmeleri (Harbiye ve Dahiliye Nazırlıklarınca).

6.    İngiliz Muhipler Cemiyetinin (kapı kapı dolaşıp) halka kâğıt mühürlettirmelerine engel olmak.

7.    Yabancı parasıyla satın alınmış derneklerin çalışmalarına ve bu gibi gazetelerin dokuncalı yayımlarına son verilmesi (özellikle subayların ve memurların bu gibi derneklere girmelerinin kesin olarak yasaklanması).

8.    Aydın Kuvayi Milliyesi'nin gücünün artırılması ve beslenmelerinin kolaylaştırılması ve sağlanması. (Bu iş Harbiye Nazırlığınca düzenlenir. Donanma Cemiyetinin 400.000 lirasından gereği kadarı hükümetçe bu işe ayrılabilir.)

9.    Ulusal eyleme katılmış görevlilerin, her yerde yatışma ve tam güvenlik sağlanıncaya değin yerlerinden kaldırılmamaları ve ulusal amaçlara karşı gelmelerinden dolayı, ulusça işten el çektirilmiş görevlilerin yeni görevlere atanmalarından önce, bu işin özel olarak görüşülmesi.

10.   Batı Trakya göçmenlerinin taşınma işlerinin sağlanması.

11.   Acemi Sadun Paşa ile buyruğu altında bulunan kişilerin uygun bir yolla geçimlerinin sağlanması.

İmzasız beşinci protokol da, Barış Konferansına gidebilecek kişilerin adlarını gösteriyordu. Böyle olmakla birlikte hükümet bu konuda, ilkelere uymak koşuluyla, serbest bulunacaktı.

Delegeler

Tevfik Paşa Hazretleri                Başkan

Ahmet İzzet Paşa Hazretleri        Askeri delege

Hariciye Nazırı                           Siyasal delege

Reşat Hikmet Bey                      Siyasal delege

 

Uzmanlar Kurulu

Hâmit Bey                                 Maliye

Albay İsmet Bey                        Askerlik

Reşit Bey                                  Siyasal işler

Mühendis Muhtar Bey                 Bayındırlık işleri

Albay Ali Rıza Bey                      Deniz Albayı

Refet Bey                                  İstatistik

Emîrî Efendi                              Tarih

Münir Bey                                 Hukuk danışmanı

Uzman bir kişi                           Ticaret işleri

Uzman bir kişi                           Çeşitli mezheplerin ayrıcalıklarını bilen

 

Yazı Kurulu

Reşit Saffet Bey             Maliye Eski Özel Kalem Müdürü

Şevket Bey

Salih Bey

Orhan Bey

Hüseyin Bey                              Robert Kolej Türkçe Öğretmeni

Baylar, bu görüşmelerimizin tutanakları arasında en önemli noktanın, Meclisi Milli'nin toplantı yeri ile ilgili olduğu, yüksek dikkatinizi çekmiş olacaktır.

Meclisin, İstanbul'da toplanmasının doğru olmadığı konusundaki eski düşünce ve görüşümüzü Salih Paşa'ya kabul ettirdik ve onaylattık. Ancak, kendisi bu görüşe katılmakla birlikte, bu katılmanın kişisel olduğu, şimdiden bütün hükümet adına söz veremeyeceği yolundaki çekimserliğini de ileri sürmüştü. Kendisi, hükümet üyelerini inandırmak ve bu düşünceye katılmalarını sağlamak için elinden geleni yapacağına söz vermiş ve başaramazsa hükümetten çekilmekten başka yapacak bir şey olmadığını bildirmişti.

Salih Paşa, bu konuda başarı sağlayamamıştır.

Meclisi Milli'nin toplanacağı yer konusuna yeniden dönmek üzere, Amasya görüşmeleri ile ilgili sözlerime son veriyorum.


Sivas'ta Bana Karşı Yapılan Bir Girişim

Yalnız baylar, biz Amasya'ya gelmek üzere Sivas'tan ayrılır ayrılmaz, Sivas'ta pek de hoşa gitmeyen bir olay geçmiştir. Bu olay üzerine kısaca bilgi vereyim:

Amasya'ya vardığımızda, İtilâf ve Hürriyetçilerin, yabancılarla ortaklaşa birtakım haince işlere giriştiklerini gösteren bilgiler almıştık. Bunu hemen genelge ile bildirmiştim. Sivas'ta da, Padişaha, beni kötüleyen teller çekilmek gibi bir girişim olduğunu haber aldım; ama inanmadım. "Elbette Heyeti Temsiliye arkadaşlarımızın ve karargâhımızda bulunan kişilerin, Valinin ve başkalarının dikkati buna engeldir." dedim.

Oysa, Şeyh Recep ile arkadaşlarından Ahmet Kemal ve Celâl adındaki kişiler, bir gece telgrafhanede, kendilerinden olan bir telgrafçı aracılığı ile istedikleri telleri çekmişler...

Gerçekten, Amasya telgrafhanesinden Salih Paşa'ya gelen şu telyazısını getirdiler:

16613 K.

82                    Sivas, 18 Ekim 1919

Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri'ne

Padişah Yaveri Naci Beyefendi Hazretleri'ne

Aylardan beri yurdumuzda olup bitenleri anlamak ve işin içyüzünü öğrenmek üzere yorgunluğa katlanıp il merkezine buyurmanızı yurdun ve ulusun yararı adına diler ve makine başına gelmenizi, yurt ve ulus adına büyük bağlılıklarımızla yalvarırız.

Şemsettini Sivasi

     Din bilginlerinden, ileri gelenlerden, oğullarından tüccar ve esnaftan yüz altmış mühür taşımaktadır.

Recep Kâmil

     İlyaszade Ahmet Kemal

Zarlızade Celâl      

Bana da 19 Ekim 1919 günlü şu telyazı geldi:

Amasya'da Mustafa Kemal Paşa'ya

Halkımız, Padişahın ve hükümetin düşüncelerini Salih Paşa'nın kendisinden ya da güvenilir bir ağızdan işitmedikçe, aradaki anlaşmazlığa çözülmüş gözüyle bakamayacaktır. Bundan dolayı, iki yoldan birini seçmek zorunda olduğunuzu bilginize sunarız.

İlyaszade              Zarahzade     Şemsettin Sivasi oğullarından

                       Ahmet         Celâl    Recep Kâmil

                       Kemal

 

Baylar, biz, bütün yurdu uyarmak ve aydınlatmak için uğraşıyoruz. Ama, düşmanlarımız da, bize karşı her yerde, üstelik kendi bulunduğumuz ve her bakımdan egemen olduğumuz Sivas kentinde bile, kötülüklerini yaptırabilecek alçak aracılar bulmayı başarabiliyor.

Bütün uyarmalarımıza ve hatırlatmalarımıza karşı, biz ayrılır ayrılmaz, Sivas'taki ilgili kişilerin görülen dalgınlığı, her yerde ne denli ilgisizlikler ve göz yummalar olduğuna çok güzel bir örnektir.

19 Ekim günü Sivas'taki arkadaşlar, Heyeti Temsiliye imzasıyla şu teli çekiyorlardı:

Amasya da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Şeyh Recep ve arkadaşlarının size çekilmek üzere telgrafhaneye şimdi verdikleri telyazısı örneği, olduğu gibi, aşağıda bilgilerinize sunuldu:

Bu konuda Topçu Binbaşısı Kemal Bey ayrıca soruşturma yapmaktadır.  

Bu tele, aldığımı bildirdiğim telyazısının örneğini ekliyorlar.

Sivas Telgraf Başmüdürü de, gene o gün, şu bilgiyi veriyor:

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Şemsettin Sivasi oğullarından Recep, İlyaszade Ahmet Kemal ve Zaralızade Celâl imzalarıyla çekilen telleri sunuyorum. Bu teller, gece getirilmiş ve görevlilerimiz korkutularak çektirilmiştir. Herkesin, özel yöntemine uyarak tel çekmeye hakkı vardır. Ancak makine odasına rasgelenin girmesinin yasak olduğu şöyle dursun; görevlilerin, gözdağı verilmesi, korkutulması gibi hükümet onurunu kırıcı davranışta bulunmak, doğrusu, yasaya karşı gelme niteliğindedir. Durumu yüksek valiliğe bildirdim ve yurtta düzeni sağlamak için çalışmakta olan yüksek kişiliğinize de durumu bildiriyorum. Özel saygılarımın kabul buyurulmasını çok rica ederim.

19 Ekim 1919

Başmüdür

Lütfi

İstanbul Merkez Şefi Bey'e:

Halkın dileklerini bildiren ve yurdun ve ulusun esenliği adına Padişaha sunulması rica olunan telyazılarımızı tutan, din ve devlet haindir. Sonunda kan dökülmesine yol açacaktır. Padişaha duyurmak için kararımız kesindir. Yanıt bekliyoruz.

Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığına:

Yüksek aracılığınızla sunulan dilekçemizin yanıtını yurdun ve ulusun esenliği adına makine başında bekliyoruz.

Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığı Aracılığı ile Halife Hazretlerine:

İlimiz olan Sivas'ta, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adıyla kurulan Kongre Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Paşa, yanında sizin güven kâğıdınız olduğu söylentisini yayarak, kötülüklerini örtmek isteyen küçük bir toplulukla birlikte, ulusal iradeyi temsil ediyorlarmış gibi davranıyorlar. Oysa, şanlı Halifemiz ve sevgili Padişahımıza her bakımdan saygılı ve tam bağlı olmamız, din buyruğudur. Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Padişahın Başyaveri Naci Beyefendi'nin Amasya'ya gönderildiklerini haber aldık. Kendileriyle görüşüp halk arasında doğan coşkuyu yatıştırmak için din bilginleri, ileri gelenler ve tüccardan iki yüzü aşkın imza ile çektiğimiz çağrı telimize yanit alamadık. Kamuoyunun ne durumda olduğunu kendilerinin yakından görmeleri için Sivas'a değin gönderilmelerini bütün bağlılığımızla ve çok ivedi olarak yalvarırız. Bu yolda buyruk, Padişahımız Efendimiz Hazretlerinindir.

Baylar, düşmanlar, Şeyh Recep'e gerçekten önemli bir rol yaptırmış bulunuyorlardı. Sırası gelince bilginize sunacağım belgelerden, Sait Molla'nın Rahip Fru'ya yazdığı 24 Ekim günlü bir mektubunda Molla, Papaz'a:

"Sivas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz; ama yavaş yavaş düzelecek" diyordu.

Bütün ulusun birlik ve dayanışmasından ve ulusal örgütlerin ülkenin her köşesine yayıldığından söz eden, ulusun ortak dileğine uyarak, ulusal örgütlere ve askeri güce dayanarak hükümeti düşüren; yeni hükümetle karşı karşıya geçen bir kurulun başkanını kötülemek üzere -tam yeni hükümetin delegesi ile görüşmeye girişeceği bir sırada ve bu amaçla Sivas'tan çıktığının ertesi günü- bütün Sivas halkı adına ayaklanmayı gösterir bir telyazısının, telgrafhane korkutularak çektirilebilmesi elbette anlamlı idi.

Böyle bir kurulu kendi bulunduğu Sivas'taki halk kötüleyince, bütün ulusun da böyle duyup düşünmeyeceğini tanıtlamak gerçekten güçtür. Öyleyse, temsil niteliği böyle olan bir kurulun ve başkanının dayandığı gücün de çürük olacağına inanmamak neden geçerli olmasın?

Sivas'tan yükseltilen bu sesin, düşmanlar için ne denli güçlü ve önemli olduğu kolaylıkla anlaşılır.

Baylar, Salih Paşaya gelen telyazısını, Amasya'ya geldiğinde kendisine verdirdim. Ama, Şeyh Recep ve arkadaşlarının hükümetçe cezalandırılmasını istedim. Sivas'taki Heyeti Temsiliye üyelerine de telgraf başında, 19 Ekimde şunları sordum:

1-  Şeyh Recep, Ahmet Kemal ve Celal imzasıyla Padişahın Özel Kalemine çekilen telyazısını gördünüz mü?

2-  Telgrafhanede nöbetçi subayı yok mu?

3-  Hepiniz orada bulunduğunuz halde böyle bir küstahlık nasıl olabilir? Hem de bu delilerin girişimleri hepinizce biliniyor. Salih Paşa'ya ve Naci Bey'e çekilmek üzere üç imza ile telyazısı hazırladıklarını biz buradan işitmiştik. Sizin bundan haberiniz yok mu idi?

4-  Yabancılarla birlikte İtilâf ve Hürriyetçilerin birtakım haince işlere giriştikleri üzerine dün genelge ile yapılan bildirim alınmadı mı?

5-  Baskı yapılan ve korkutulan telgraf görevlilerinin hemen gerekenlere, Vali Paşa'ya ve başka ilgililere haber vermemelerinin ve nöbetçi subayının bu işte uyanık davranmasının nedeni nedir?

6-  Başmüdür Bey'in bildirmesi üzerine alınan önlemler nelerdir?

Mustafa Kemal

 

Valiliğin, sorunu askerlere bıraktığının anlaşılması üzerine Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'e de şunu yazdım:

Söz konusu olan soruna karışmış bulunanların tutuklanıp cezalandırılmaları için valilikçe, buyruğu altındaki kuvvetler kullanılmış ya da bunlar yetmemiş de onun için mi iş Kolorduya bırakılıyor? Yoksa bu küstahça davranışlara karşı bile valilikçe önlem almakta duraksanıyor mu? Bunlar anlaşıldıktan sonra sorunun çözümlenmesi daha kolay ve kökten olur.

     Mustafa Kemal

 

Daha sonra, Sivas'ta bulunanlara şu buyruğu verdim:

1-  Telgrafhane tam kontrol altına alınacaktır. Bir subay komutasında bir manga asker yerleştirilecektir. Bu kez olduğu gibi, telgrafhaneye girerek ve görevlilere baskı yaparak, ulusal birliğe karşı kafaları karıştırıcı ve güvenliği bozucu davranışlarda bulunacak hainlere kesin olarak engel olunacaktır. Bu gibi güvenliği bozucu davranışlarda, yasa sınırını aşan ve askere saldıranlara karşı hiç duraksamadan, her nerede olursa olsun, silah kullanılacaktır.

2-  Küstahça davranışlarda bulunanları yola getirme bakımından, düzenbağı açısından Kurmay Başkanının ileri sürdüğü nedenlerden dolayı kaçmalarına meydan verilmeksizin hemen gereği yapılacak ve sonucu bir iki saata değin bildirilecektir. Ancak, bu konuda karar vermek için, orada bulunan kişilerden hiçbirinin işe el koymayıp bize sormaya kalkışmaları gerçekten üzüntü ile karşılanmıştır. Bu karar, bir taburu Sivas'ta bulunan Beşinci Tümen Komutanı Cemil Cahit Bey ve tabur komutanına emredilmiştir. Oraca bu kararın ivedilikle uygulanmasına, hiç olmazsa, aracılık edilmesi rica olunur.

3-  Sivas'ta düzeni sağlamak için uyanık olarak bütün ilgililerce kesin ve sert önlemler alınması gerektiğini bilgilerinize sunarım.

Mustafa Kemal

Özel olarak Osman Tufan ve Recep Zühtü beylere şu yönergeyi verdim:

Ulusal eyleme karşı küstahlık edenler için yapılacak işlem, gerekenlere bildirilmiştir. Durumu izleyerek eksiksiz uygulanıp uygulanmadığını bildirmenizi ve savsaklama görülürse, işe kendiniz el koyarak bilinen kişileri tutuklamanızı ve yardakçılarını susturmanızı isterim. Bu yolda gerekirse, her kime karşı olursa olsun, gereğini yapmakta duraksamaya yer yoktur.

Mustafa Kemal

20 Ekimde Vali Reşit Paşa, uzun uzadıya olayı anlattıktan sonra: "Olay genişleyebilecek iken önüne geçilmiş ve yapılan çabuk ve sert işlemlerden dolayı, buna benzer olayların artık çıkmayacağının anlaşılmış" olduğunu yazıyordu. (belge: 161)

Baylar, İstanbul Hükümetinin Şeyh Recep ile arkadaşlarını cezalandırmış olduğunu elbette düşünmediniz. "Şemsettini Sivasi oğullarından" diye imza atan bu miskin ve aşağılık şeyhin, bundan sonra da düşman oyuncağı olarak işleyeceği kötülüklere rastlayacağız.


Adapazarı Dolaylarında Kışkırtmalar

Baylar, daha Amasya'da iken, karşılaştığımız durum, yalnız Şeyh Recep olayı ile kalmadı. Adapazarı dolaylarında da buna benzer bir olay çıktı. İzin verirseniz bunu da kısaca bilginize sunayım.

Adapazarı ilçesinin Akyazı yörelerinde türeyen Talustan Bey, İstanbul'dan para ve yönerge verilerek gönderilen ve süvari olacaklara 30 lira, piyade yazılacaklara 15 lira aylık verileceğini söyleyen Bekir Bey ve Sapanca'nın Avçar Köyünden Beslân adında bir tahsildar birleşiyorlar. Bu adamlar başlarına topladıkları atlı, yaya birtakım kimselerle Adapazarı kasabasını basmaya karar veriyorlar. Tahir Bey adındaki Adapazarı Kaymakamı bunu haber alıyor. Tahir Bey, İzmit'ten gönderilen bir binbaşıyı ve bulduğu yirmi beş kadar atlıyı alarak kasabayı basmaya gelenlere karşı yola çıkar. Lûtfiye (Nutuk'un aslında "Latife" olarak geçiyorsa da Vesikalar cildinde "Lütfiye" der) denilen bir köyde karşılaşırlar. Bu kalabalığa ne yapmak istedikleri sorulmuş... Verdikleri yanıt şu imiş: "Padişah Hazretlerinin sağ olup olmadığını ve yüksek halifelik makamında oturup oturmadığını öğrenmek için Adapazarı'na makine başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa'yı padişah yerine kabul edemeyiz."

Tahir Bey'in, makine başında, İzmit Mutasarrıfına verdiği bilgide: "Adı geçenlerin İstanbul'da önemlice kişilerle ilişkileri olduğundan ve Padişahın bile bu yaptıklarından haberli bulunduğunu söylediklerinden" söz ediliyordu. Resmi olarak verilen bilgide Bekir'in, toplanan kimselere: "Bu iş için İstanbul'ca bir hafta süre verdiler. Beş gün geçti. İki günümüz kaldı. İşi çabuklaştıralım." diye söylediği de bildiriliyordu. (belge: 162)

İzmit'teki Tümen Komutanı, Adapazarı üzerine bir birlik gönderecekti. Ali Fuat Paşa da Düzce üzerine biraz kuvvet gönderecekti.

23 Ekim günü İzmit'te Tümen Komutanına, Bekir'i İtilâf ve Hürriyetçilerle yabancı düşmanların gönderdikleri ve karıştırıcı davranışlarının yasaklanması gerektiği bildirildi.

Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey'e de, 23 Ekimde doğrudan doğruya "Bekir ve arkadaşları için sert ve çabuk önlemler alınmasında hiç duraksama gösterilmeyerek yaptıkları dokuncalı işlere son verilmesini ve sonucunun bildirilmesini" buyurdum. (belge: 163)

Baylar, 23 Ekim günlü bir şifre ile, adı geçen Bekir ve yardakçılarının yaptıkları işler ve kimlikleri üzerine elde ettiğimiz bilgiyi Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya bildirdik ve: "İstanbul Hükümetince bu gibi karıştırıcı işlere ve davranışlara karşı, zamanında etkin önlemler alınmaz da sorun ulusal örgütlere dokunursa en sert önlemlere girişmek zorunda kalacağımızı bilginize sunarız." dedik. (belge:164)

İzmit'ten giden ve orada gücü artırılan ulusal ve askeri bir birlik, "önemli sayıda toplanmış ve toplanmakta olan kötü kişileri dağıtmış, tahsildar Beslân'ı ve kardeşi Hasan Çavuş'u yakalamış. Asıl, yönerge ve para ile bir hafta önce İstanbul'dan gelmiş olan Bekir, kaçmış." Bu Bekir, subaylıktan kovulmuştur ve Manyas'lıdır. (belge:165, 166) Bundan sonra, vermek zorunda kaldığımız buyruklarla, İzmit'te kışkırtıcı ve düzenci olanlardan, "İngiliz İbrahim" denmekle tanınmış biri ve başka birtakımları için kovuşturma başladı. (belge: 167, 168)

"İlgililerce yerinde alınan önlemler sonunda, Bekir'in girişiminin etkisiz kaldığını ve kaçtığını; gene İstanbul'a dönerek yeniden haince girişimlerde bulunmasının çok olası görüldüğünü; kendisi için özel kovuşturma yapılmasını" Amasya'dan 26 Ekim 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya yazdım. (belge: 169)

27 Ekim 1919'da Bolu Mutasarrıfı Haydar Bey'den gelen telde: "Bekir'in, yanında iki subay, kırk silahlı adam olduğu halde Abaza köylerinde halkı, İstanbul Hükümeti adına ulusal eyleme karşı kışkırttığı ve birçok para harcadığı; Nazırlığa bu konuda yazılan yazıların dikkate alınmadığı" bildiriliyordu. (belge: 170)

Baylar, bu gibi sorunlarda hükümeti uyarmak ve görevini yapmaya çağırmaktan başka bir şey olmayan başvurularımız, elbette hükümetin işine karışma gibi anlaşılmaz sanırım.

İstanbul'da hükümetin gözü önünde yapılan ve iç ve dış düşmanlarla Padişahın bildikleri ve uygun buldukları kuşku götürmeyen girişimlerin başarıya ulaşacağı dakikaya değin beklemek ve: "elbette hükümet önlem alır, engel olur" diye her şeye böncesine boyun eğmek doğru olamazdı.

Baylar, Amasya'da görüşmeye başladığımız 20 Ekim gününde gelen bilgilerin özeti şu idi: İstanbul'da, Hürriyet ve İtilâf Fırkası, Askeri Nigehban Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir birlik kurdular. Bu birlik ve Ali Kemal, Sait Molla gibi kişiler, Müslüman olmayan halkı durmadan Kuvayi Milliye'ye karşı kışkırtmaya başladılar. Rum ve Ermeni Patrikleri, Kuvayi Milliye'ye karşı İtilâf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayımladığı bir mektupla son ulusal eylemler yüzünden Ermenilerin göç etmekte olduklarını ilan etti.

Asılan Kâzım'ın kardeşi Hikmet adında biri, İstanbul'dan aldığı yönerge ile Adapazarı yakınlarında başına bir takım silahlı adamlar toplamaya başladı. Bu Hikmet adına, önemli bir belgede de rastlayacağız. Adapazarı yakınında, Değirmendere'de de para ile adam toplanmaya başlandı. Çete olarak toplananların, Geyve hükümet konağını basmaya karar verdikleri haber alındı. Karacabey'de de buna benzer ufak tefek eylemler görüldü. Bursa'da, Gümülcineli İsmail'in kurduğu çetelerin Kuvayi Milliye'ye karşı kıpırtıları sezilmeye başlandı. Nigehbancılardan tutuklu bulunanların bir günde hepsi cezaevinden çıkarıldı.

Düşmanlarımızın, Kuvayi Milliye'ye karşı kurdukları çetelerin çalışmalara başlaması, karşı birliğin açıktan açığa yaptığı işler, İstanbul Polis Müdürünün karşıt çalışmaları, Ali Rıza Paşa Hükümetinin tutumuna aykırı davranışta nazırların varlığı, ulusal örgütlerimizin bazı merkezlerini, özellikle İstanbul merkezimizi umutsuzluğa düşürmeye başladı. (belge: 171, 172)

Hükümetin, genel olarak bir amacı ve kararı olduğunu gösterecek davranışta bulunamaması ve yalnız Dahiliye Nazırı Şarif Paşa'nın olumsuz ve hızlı çalışmalarını uygun bulur gibi davranması, gerçekten düşünülecek ve kaygı duyulacak bir görünüşte idi.


İstanbul'da Kuvayi Milliye'ye Karşı Kışkırtmalar

Bu konuda ilk duyarlığı ve girişimi gösteren Ankara oldu. Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey'in Sivas'a çektiği 15 Ekim 1919 günlü bir şifresini, rahmetli Hayati Bey'in imzasıyla gelen başka bir şifre içinde 22 Ekimde Amasya'da aldım. O tel şudur:

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Paşa Hazretleri; biz yazgımızı ne böyle ulusun kaderini bilmeyen bir hükümete ve ne de gelişigüzel gönderilecek valilere bırakamayız. Birçok kez yüksek kişiliğinizin bilgisine sunduğumuz düşünceler dikkate alınmadığı için İstanbul Hükümeti, Ferit Paşa Hükümetinin atayıp da gönderemediği Bitlis eski Valisi Ziya Paşa'yı buraya ve yaptığı bütün görevlerde hiçbir varlık gösterememiş olan Suphi Bey'i de Konya'ya vali atayarak ilk adımını atmaya başladı. İşte bu gibi düşüncelere dayanarak, Meclisi Mebusan kurulmadan önce hiçbir göreve dışardan hiç kimsenin getirilmemesini geçende rica etmiştik. İstanbul Hükümetinin buraya yeniden vali göndermeye kalkıştığına bakılırsa, buradaki ulusal eylemlerin söndürülmesi isteniyor, demektir. Nasıl siz askerlikten çekilerek halktan bir kişi gibi çalışmaya karar verdinizse, ben de bu görevden çekilerek sizin yaptığınız gibi ulusal ödevimi yapmaya karar verdim. Vali gelinceye değin vekilliği kime vereceğimi bildirmek iyiliğinde bulununuz efendim.

15 Ekim 1919.

Ankara Vali Vekili

Yahya Galip

 

Bir gün sonra da 23 Ekimde Cemal Paşa'nın, 21 Ekim günlü şu telyazısını aldım:

Sayı

419                   Kadıköy, 21.10.1919

Amasya'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Ankara'daki Belediye Başkanı ve Müftü Efendi, dışardan gelecek valiyi kabul etmeyeceklerini, Ankara'ya Ankara'dan vali atanması gerektiğini kendi yetkilerine dayanarak ileri sürüyorlar. Böylece her yandan ayrı ayrı istekler ileri sürülmesi, hükümeti güç duruma sokmaktadır. Kötücüller ve başka azınlıklar bu gibi olayları türlü türlü yorumluyor. (...) Hükümete yardım için verilen söz gereğince bu gibi olayların önlenmesini rica ederim. Atanması Padişahça onaylanan valinin yola çıkması gerekeceğini elbette kabul buyurursunuz.

Harbiye Nazırı

Cemal

Gerçekten, başta Müftü Efendi olduğu halde (şimdi Diyanet İşleri Başkanı bulunan sayın Rifat Efendi Hazretleri idi) Ankaralılar, protesto niteliğinde olarak İstanbul Hükümetine başvurmuşlardı.

Ankara'yı yatıştırarak, hükümet erkini kırmamak için, telgraf başında birçok öğütlemelerde bulundum. Fakat, Ankara'nın haklı olduğunu kabul etmemek elde değildi. Sonunda, Cemal Paşa aracılığı ile hükümete yazdığım telyazısından söz ederek, alınacak yanıta değin durumun iyi idare edilmesini Ankara'da Kolordu Komutanı vekili Mahmut Bey'e yazdım.

Burada, yeri gelmişken bir gerçeği bilginize sunmak uygun olur. Biz, Heyeti Temsiliye, hükümetin durumunu ve içyüzünü pek güzel anlamıştık. Hükümet üyelerinden kimilerinin hükümete girmekten pişman olduklarını ve bu gibilerin çekilmek için neden aradıklarını da anlıyorduk. Bundan başka, iç ve dış düşmanların ve Padişahın, birlik olarak, Ali Rıza Paşa Hükümeti yerine kendi görüşlerini açıktan açığa ve çabucak uygulayacak başka bir hükümeti iş başına getirmeye kararlı bulunduklarını da bilmiyor değildik. Bunun için de, Ali Rıza Paşa Hükümetini daha katlanılabilir (ehven-i şer) buluyorduk. Bir de, Ferit Paşa'nın düşmesinden sonra yeni hükümetle anlaşmak için geçen dört beş gün içinde bazı kişilerin, elden geldiğince çabuk uyuşmamız yolunda yaptıkları öğütlemeler de dikkate alınacak anlam ve nitelikte idi. Bundan dolayı, amaca güvenle ulaşıncaya değin, gerekirse kimi isteklerimizden vazgeçmek zorunluğunu duyuyorduk.

Mahmut Bey'e yazdığım şifrede bunlar da sezdirilmişti. (belge: 173)

Cemal Paşa'ya verdiğim yanıtı olduğu gibi bilginize sunacağım:

Şifre

Özeldir, ivedidir.                      Amasya, 24.10.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

Y: 21.10.1919 gün ve 419 sayılı şifreye:

Ankara'dan, Vali için yapılan başvurunun ve ileri sürülen dileğin, aşağıdaki nedenlerden doğduğu anlaşılmıştır.

Şöyle ki: İstanbul'dan alınan güvenilir haberlerde İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti, İtilâf ve Hürriyet ve Nigehbancıların Hıristiyan azınlıklarla işbirliği yaptıkları ve Anadolu'ya birçok bozguncular göndererek ulusal örgütleri bozmaya ve İstanbul Hükümetini düşürmeye giriştikleri; bu karıştırıcı kişilerin Adapazarı ve Bursa'dan yola çıktıkları bildirildiği gibi, Adapazarı'nda da son günlerde bazı eylemler döndüğünün görülmesi kaygı doğurmuştur. Konya'ya gönderilen Vali Suphi Bey'in, İngiliz Muhipler Cemiyeti İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden olduğunu Konya'da Refet Bey'e söylemiş bulunduğunun yayılmış bulunması, uyanan kuşkuyu artırmıştır. Ankara Valiliğine atanan Ziya Paşa'nın tutumu ve doğruluğu üzeri ne bir şey denemezse de, kendisinin iş başarma gücü ve yeterliğine güvenilmediğinden, Ankara ili gibi ulusal örgütlerin ve ulusal eylemin en önemli merkezlerinden biri olan yerde daha durum aydınlanıp dirlik ve tam güven sağlanmadan, buradaki önemli işlerin başına hiç denenmemiş, yetersiz bir valinin atanması duraksama yaratmıştır. Ankara'da bulunan Vali Vekili ve Komutan ve Heyeti Temsiliye arasında yapılan yazışmalarda şimdiki hükümetin, nasıl olursa olsun, emirlerine ve yürütümüne uymak gerektiği üzerinde durulmuş ve o yolda davranılmış ise de; doğrudan doğruya halk, sezdikleri tehlikeye karşı verilen inancayı yetersiz görerek, tam güven sağlanıncaya değin, ulusal isteklere uygun iş gördüğü kendilerince deneme ile anlaşılmış bulunan Vali Vekilinin görevinde bırakılmasını gerekli sayıp hükümete başvurmuşlardır. Son bildiriminiz üzerine, Ankara'da gerekenlerle yeniden görüşüldü; sakıncaları olsa bile, hükümet erkini kırmamak için, Ziya Paşa'nın iyi karşılanmasını sağlamaya çalıştık. Ancak, tehlikelerden ve geçmekte olan karıştırıcı olaylardan çok korkmuş bulunan halkı inandıramadık.

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin, içinde bulunduğumuz durumun ağırlığını ve önemini düşmanlarımızın da ne denli şeytanca ve sıkı çalışmakta olduklarını anlamış bulunduğu kuşku götürmez; ancak, nazırlık görevine yeni başladıklarından, çalıştırılmaya değer memurları daha tanıyamamış olacakları da bir gerçektir. Üstelik, Âdil Bey'in de müsteşarlığını yapmış olan Keşfi Bey'in şimdi gene müsteşarlık görevinde bulunduğu göz önüne alınınca, özellikle büyük görevlilerin atanmasında ne ölçüde sağgörüye uygun iş yapılacağı ortaya çıkar. Bundan dolayı, Ziya Paşa'nın şimdilik gönderilmemesinin sağlanmasına aracı olmanızı ve sonucunun bildirilmesini çok rica ederim.

Mustafa Kemal

Baylar, Ali Fuat Paşa, 28 Ekim 1919 günlü bir şifre ile İstanbul'daki örgütümüzden benim adıma gelen bir teli bildirdi. Bu telde verilen bilgiler önemli idi.

Çerkez Bekir'in çıkardığı, bilinen olay, Adapazarı ve çevresinde Kuvayi Milliye'ye karşı ayaklanma başlangıcı sayılmış. Bundan ne yolda yararlanılacağını görüşmek üzere Padişah, Ferit Paşa, Âdil Bey ve Sait Molla ile Ali Kemal Bey'den meydana gelen bir kurul, birtakım tasarlamalarda bulunmuşlar.

Bu telyazısında, yukarda adı geçen Hikmet üzerine de bilgi veriliyordu. Bu Hikmet, iki ay önce Amasya'dan Adapazarı'na gelmiş. O çevrede öteden beri kendisine ve ailesine karşı olanların ulusal örgüte girdiklerini anlamış. Hikmet Bey, Amasya'dan geldiğini ve beni tanıdığını, ulusal örgüt kurma izninin ancak kendisine verilmiş olduğunu ileri sürerek, Sivas'la haberleşmeye girişmek ister. Karşı taraf engel olur. Hikmet, karşıt örgüt kurar. Bunu sezen Sait Molla, Hikmet'i elde edecek çareyi bulur. Kendisini Hıristiyanlara karşı bir ayaklanmaya kışkırtır.

Baylar, Hikmet üzerine ve düşmanlarımızın Hıristiyanlara karşı kurdukları düzenler üzerine verdiğim bilgi, daha sonra dokunacağımız bazı durumların kolaylıkla anlaşılmasına yarayacağından gereksiz sayılmamasını rica ederim. (belge: 174, 175)

Baylar, bu bilgiler üzerine Cemal Paşa'ya çektiğim teli, olduğu gibi görmenizi isterim:

 

Şifre                       Sivas, 31.10.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

Adapazarı dolaylarında hükümete ve ulusal örgütlere karşı meydana gelen olayı biliyorsunuz. Bu olay, ulusal birliğin dayancı ve yüce hükümetin kesin ve yerinde önlemleri ile bastırılmış ise de daha oralarda bozgunculuk tohumu vardır. Ulusun birliği karşısında, büsbütün ortadan kalkacağına kuşku yoktur. Ancak, bu bozgunculuk olaylarını Damat Ferit Paşa, eski Dahiliye Nazırı Âdil ve daha önceki Dahiliye Nazırı Ali Kemal Beylerle Sait Molla'nın kışkırttıkları ve düzenledikleri anlaşılmıştır, Adları bildirilen bu kişiler, kendi vatan hainliklerinden başka, çok büyük ve tehlikeli bir yanlış iş daha yapmışlardır. O da bu haince işlerinden sanki yüce Padişahımızın da bilgisi olduğu söylentisini yaymak gibi bir büyük alçaklıktır. Sayın hükümet üyelerinden tam bir yürek temizliği ile rica ederiz. Zamanında durumu, uygun bir yolla yüce Padişaha bildirsinler. Ulusun ve örgütlerinin bu gibi uydurma ve yalan sözlere önem vermeyeceği açık bir gerçektir. Bozguncuların, yalanlarla ulusal birliği bozmak istedikleri ileri sürülerek, olayın geçtiği yerlerde söylentilerin hükümetçe resmi olarak yalanlanmasını; böylece her türlü yanlış anlaşılmanın ortadan kaldırılmasını ve bu dokuncalı kişiler üzerinde gereken inceleme yapılarak yasa yoluyla kovuşturmaya girişilmesini çok önemli bir sorun saymaktayız efendim.

Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Ali Rıza Paşa Hükümetini Tutma Kararı

Baylar, Ali Rıza Paşa Hükümetinin kuruluş niteliğini bildiğimiz halde tutmayı ve elden geldiğince desteklemeyi neden gerekli gördüğümü bir parçacık anlatmıştım.

Amasya'dan Sivas'a dönüşümüzden sonra, Heyeti Temsiliye ve orada bulunan öteki arkadaşlarımızla yaptığımız toplantıda Amasya buluşması ve başka konular üzerinde arkadaşlara uzun uzadıya açıklamada bulundum. Bu toplantıda, Heyeti Temsiliye karar tutanaklarının 29 Ekim 1919 günkü görüşmelere ilişkin sayfasında, olduğu gibi yazılı olan şu kararı aldık:

"Başta Sadrazam Ali Rıza Paşa olmak üzere hepsinin yetersiz, Padişahın gözüne girmek isteyen kişilerden oldukları; kimisinin ulusal eylemden yana, kimisinin de buna karşı oldukları; bununla birlikte Padişah, kısa zamanda bunları düşürerek yerine zorbalığı sürdürebilecek bir hükümet getirmek isteyeceğinden, Meclisi Milli kurulup yasama görevini yapmaya başlayıncaya değin Heyeti Temsiliye'nin bu hükümeti tutmasının yurt ve ulus için hayırlı bir çözüm yolu olduğu kabul olundu."

Gerçekten bu kararımızı uyguladık. Bunu doğrulayan bir olayı yeri gelmişken bilginize sunayım: İstanbul'daki örgütümüz, güvenilir kaynaklara dayandığını bildirdiği bazı bilgileri, 31 Ekim 1919 gününde, bize ulaştırdı. O bilgiler şunlardı:

"İki günden beri, Kiraz Hamdi Paşa Saraya gidiyor, iki üç saat Padişahın yanında kalıyor ve şu karar alınıyor: Müşir Zeki Paşa'nın başkanlığında bir hükümet kurulacak, Hamdi Paşa Harbiye Nazırı, Prens Sabahattin Bey Hariciye Nazırı, Tevfik Hamdi Bey Dahiliye Nazırı olacak; Eşref, Mahir Sait ve başkaları öteki nazırlıkları alacaklardır. Bunlardan Sabahattin ve Mahir Sait'e daha öneride bulunulmamıştır. Padişah, Ali Rıza Paşa'ya, uygun bir zamanda, belki bugünlerde çekilmesini söyleyecektir. Bu işin içinde daha önce çalışmalarından söz edilen birleşik bir gizli dernek vardır."

Bu bilgiler alınınca, Cemal Paşa'ya 2 Kasım 1919'da, Sadrazamın hiçbir nedenle yerini bırakmamasının kesinlikle gerektiği, bunun kendisine duyurulması; yoksa bütün yurdun İstanbul ile kesin olarak ilgisini keseceği bildirildi. (belge:176) Rumeli ve Anadolu'da bulunan bütün komutanlara da durumdan ve Cemal Paşa'ya çekilen telden bilgi verildi. İlişki kurulmuş olan Müdafaai Hukuk Merkez kurullarına da bu konuda bilgi verilmesi gerektiği bildirildi. (belge: 177)

Baylar, Salih Paşa'nın İstanbul'a dönüşü üzerine, 21 Ekim günlü protokolda yazılı ve önemli olduğuna önceki sözlerim arasında işaret ettiğim nokta üzerinde, yani Meclisi Milli'nin toplantı yeri üzerine hükümetle aramızda tartışma başladı. Hükümetin Cemal Paşa aracılığı ile yazdıkları, bizim ileri sürdüğümüz düşünceler, bir kez daha gözden geçirilmeye değer sanırım. Bu yazışmalarımızın esaslarını Büyük Millet Meclisinin ilk toplantı tutanaklarında görebileceğiniz için burada ondan bir daha söz etmeyeceğim.

Ancak baylar, bu konudaki yazışma ve tartışmalar, yalnız İstanbul Hükümeti ve Cemal Paşa ile yapılmakla kalmıyor, bütün yurdun ve özellikle İstanbul'daki örgütlerimizin bu konu ile ilgili görüşünü anlamak gerekiyordu. Burada, bu konulara ilişkin bazı bilgiler sunacağım.


Barış Yapılıncaya Değin İstanbul'a Ayak Basmamaklığımız ve Milletvekili Olmamaklığımız Öğüdü

İstanbul'daki örgütlerimizin düşüncelerini öğrenmek için 13 Ekim 1919 günü çektiğimiz ilk tele verdikleri 20 Ekim 1919 günlü yanıtta; "Milletvekillerinin İstanbul'da toplanmalarında bir sakınca ve tehlike olmadığı, İtilâf Devletlerinin herhangi bir davranışlarının uygarlık dünyasına karşı kötü etki yapabileceği" bildirildikten sonra, yalnız: "Yasama Gücü şimdiki yetkisini genişletmeye girişirse Padişahın da Meclisi dağıtmaya kalkışması ve bize karşı olan kimselerin tehlikeli bir davranışta bulunmaları, İtilâf Devletlerinin de bundan yararlanarak sizin gibi yüksek kişilere saldırmaya yeltenmeleri düşünülebilir." sözleri ekleniyordu. Bu telin sonunda: "Bizim, barış yapılıncaya değin İstanbul'a ayak basmamaklığımız ve milletvekili olmamaklığımız" öğütleniyordu. (belge: 178, 179)

İstanbul'daki örgüt merkezimizden Kara Vâsıf Bey'in gizli ve Şevket Bey'in açık imzasıyla aldığımız 30 Ekim 1919 günlü şifrede örgütümüzden olanların düşünceleri, başka birçok kişilerin düşündükleriyle destekleniyordu. Bu şifrenin birinci maddesi şöyle başlıyordu: "Ahmet İzzet Paşa, Sadrazam, Harbiye Nazırı, Genelkurmay Başkanı, Nafıa Nazırı ve programlara gerçekten bağlı ve hizmet eden ve bağlılığı ile birlikte önemli bir gücü de bulunan Göz Hekimi Esat Paşa ile; ayrıca Rauf Ahmet Bey'le ve başkalarıyla gerek istekleri ve gerek ilişkimiz dolayısıyla görüştüm. Bütün görüşlerin birleştiği noktalar aşağıdadır."

Bundan sonra bütün görüşlerin birleştiği noktaları özetliyordu.

Birinci maddede: "Meclisi Mebusan'ın kesin olarak İstanbul'da toplanması zorunludur. Yalnız, biz İstanbul'a gitmemeliyiz. Sadrazam Paşa, Meclisin İstanbul'da vicdan rahatlığı ile kararlar alabileceğine, yabancılardan söz alarak güvence verdi. Ama, yalnız bizim için güvence alınamayacağından, milletvekili olurlarsa izinli olarak ya da milletvekili olmayarak daha yüksek ve gönüllerin sevgilisi kalmaları uygun olur." deniliyordu.

Birinci maddenin (b) bölümünde: "Aslında hükümet, yapılacak barış antlaşmasında nispi temsili, azınlıkların hakları adına kabul etmek zorundadır. Şu duruma göre azınlıkların da yeniden seçime katılması için Meclisi Milli'nin dağıtılıp yeniden seçileceği, ilgili çevrelerce kesin olarak umulmaktadır." gibi yeni bir bilgi veriliyordu.

Birinci maddenin (c) bölümünde de: "Hükümet gerçekten iyi niyetlidir ve bu işe istekli değildir." inancası vardı.

İkinci maddede de: "Olabildiğince sosyalist, birkaç temiz Hürriyet ve İtilâfçı vb. çıkarmak" gibi bizim anlayamayacağımız çapraşık ve karışık bir görüşün belirtisine rastlıyorduk. Ondan sonra:

Üçüncü maddede: "Hükümeti güç duruma düşürmemek."

Dördüncü maddede ise: "Bize zararı dokunacakları, her yoldan inandırarak elde etmek istiyorum. Herkes de bana bunu öğütlüyor. Örneğin Refi Cevat, sosyalistler" gibi düşünceler yer alıyordu. (belge:180)

1 ve 4 Ekim 1919 günlerinde, İstanbul'daki örgütümüze uzun düşünce ve yorumları kapsayan yanıtlar verdik. Bu yanıtlarda başlıca: "Milletvekillerinin İstanbul'da toplanmaları büsbütün tehlikeli ve sakıncalıdır" dedik ve açıkladık. Cemal Paşa aracılığı ile hükümete bildirdiğimiz görüşleri özetledik. "Bizim için olan tehlikenin bütün milletvekilleri için de geçerli olduğunu" tanıtlamaya çalıştık. "İlle bizim seyirci durumda kalmamız isteniyorsa gerekçesiyle" bildirilmesini istedik. (belge: 181 )

Yalnız Kara Vâsıf Bey'e çekilen telde:

"Ahmet İzzet Paşa Hazretleri, aslında ulusal eylemlerin İstanbul'da kıyıma yol açacağını sanıyordu. Sözlerinin dikkate alınması her şeyden önce bu inanışlarının değişip değişmediğini bilmemize bağlıdır. Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne gelince, onun da kararsız olduğunu bilmez değilsiniz. Abuk Paşa da bu nitelikte ve bu ruhsal durum içindedir. Göz Hekimi Esat Paşa üzerinde kesin bir düşüncem yoktur. Yalnız, kimileri onu son derece dar görüşlü, şan ve üne pek çok düşkün gösteriyorlar. Kısacası, tutumları ve düşünceleri kararlı ve yerinde olmayan ve İstanbul'da düşman baskısı altında düşünen devlet adamları ve başka kişilerin öğütleri üzerinde iyi düşünülmelidir." dedikten ve söz konusu toplantı yeri üzerine akla gelebilecek tehlike ve sakıncaları bir daha saydıktan sonra: "Asıl şaşılacak nokta; bize, adları belli iki üç kişiye güven vermeye gücü yetmeyen hükümetin, öteki milletvekillerini nasıl koruyabileceği işidir.

Bizde yavaş yavaş yer etmeye başlayan düşünce ve inanç, ne yazık ki yabancıların değil, belki onlardan daha çok şimdiki hükümet üyeleri ile başka kimselerden kimilerinin bizi sakıncalı görmekte olmalarıdır." dedik.

Bundan sonraki bölümlerin birinde: "Nispi temsilin kabul edilmesi zorunluğu karşısında Meclisin dağıtılmasını şimdiden düşünen bir çevrede, Meclisi Mebusan'ın toplanmaması gereğini olağan saymak gerekir." görüşünü bildirdik.

Bir bölümde de, hükümetin istekli olmadığı sözünden bir şey anlayamadığımızı belirterek: "Amacı, bizi sıkışık zamanlarda yalnız bırakmak mıdır?" sorusundan sonra, onların bir düşüncelerine yanıt olarak da: "Karşıcılların iş başına gelmelerinden korkmak yarar sağlamaz. Bundan dolayı gidiş ve tutum değiştirilemez." dedik. (belge: 182)

Baylar, bu yazışmalardan ve bu yazışmalarda ileri sürülen düşüncelerden kolaylıkla anlaşılmakta idi ki, bizim İstanbul'daki örgütümüzün başında bulunanlar hükümet üyelerinin, şunun bunun ileri sürdüğü düşünceler karşısında güçsüz kalmışlardı ve artık onların sözcüsü olmaktan başka bir iş yapmıyorlardı.

İşte başka bir şifre tel ki 6 Kasım l919 günü yazılıyor ve Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın imzasıyla çekiliyordu; ama şifrenin içinde Kara Vâsıf Bey'in düşünceleri ve imzası bulunuyordu. Bu şifrede yine toplantı yerinden söz açılarak, özellikle: "Önce siyasal sakınca var. İkincisi, yönetim bakımından sakıncası var, üçüncüsü de toplanma olanağı yoktur. .... Zorunluk, duygulara üstün tutulmalıdır... Uygun yanıtınızı tez elden hükümete bildiriniz." sözleriyle baskı yapılıyor ve: "Japon Rıza Bey'le birlikte pek yakında iyi haberlerle sizin yanınıza geleceğim." muştusu veriliyordu. "Sulh ve Selâmeti (Parti adları) büsbütün kazandık demektir. Milli Türk (Parti adları) de bizim. Milli Ahrarı (Parti adları) yıkıyoruz. Milli Kongre (Parti adları) yola gelecek." cümlesiyle de iyi haberlerin neler, ne gibi boş şeylerle ilgili olduğunu belirtmekte acele ediliyordu. (belge: 183)

Kara Vâsıf Bey'e 7 Kasım 1919'da, tez elden Sivas'a gelmesini yazdım.

Kara Vâsıf Bey, yine de bu sorunla ilgili olarak gönderdiği 19 Kasım 1919 günlü şifresinde, uzun düşünceleriyle desteklediği yargısını ve mantığını şu cümlede özetliyordu:

"Kuvayi Milliye ile düşünce birliğinde olan Meclis, Padişaha karşı düşmanlığını ilan ederse, Anadolu kimin arkasından gider? Kuvayi Milliye'ye mi uysun?..

Meclisi Anadolu'da toplamak düşüncesinden vazgeçmek bir yurt borcudur...". (belge: 184)


Komutanlarla Danışma

Baylar, çok önemli olan bu toplantı yeri konusunda, kimseye danışmadan karar vermek ve bu kararı ulusa ve seçilen milletvekillerine uygulatmak pek tehlikeli olurdu. Bundan dolayı, çok dikkatle ve duyarlıkla bütün özel görüşleri ve kamuoyunu incelemek; gerçek eğilimi anlayarak uygulanabilecek kararı almak zorunluğu karşısında bulunuyordum.

Bir yandan, gördüğünüz gibi, İstanbul'un ileri gelenleriyle yazışmalar yaparken bir yandan da, türlü yollarla kamuoyunu yokluyordum. Vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için ordunun görüşünü almak da pek önemli idi. Bu nedenle, daha Ekim ayının 29'unda, On Beşinci, Yirminci, On İkinci ve Üçüncü Kolordu komutanlarını Sivas'ta bir toplantıya çağırdım.

Diyarbakır'daki Kolordu Komutanına, Edirne'deki Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey'e, Bursa'da Yusuf İzzet Paşa'ya, Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya, Bursa'da Bekir Sami Bey'e de "kendilerini, aradaki uzaklık ve özel durumları dolayısıyla çağıramadığımı ve alınacak kararları bildireceğimi" yazdım. (belge: 185, l86)

Baylar, çağrılan komutanlardan Salâhattin Bey, zaten Sivas'ta idi. Kâzım Karabekir Paşa Erzurum'dan, Ali Fuat Paşa Ankara'dan ve Konya'daki Kolordu Komutanının, cephe ile ilgili bazı önemli işleri kendisinin düzene koyması gerektiğinden, ona vekil olarak Kurmay Başkanı Şemsettin Bey Konya'dan gelip Sivas'ta toplandılar. Heyeti Temsiliye üyesi olan ve üye olmayıp da toplantıya katılmalarından yararlanılan kişilerle ve komutanlarla toplanarak 16 Kasım 1919 günü görüşmelere başladık. Görüşme gündemimiz yalnız şu üç madde ile sınırlanacaktı:

1-    Meclisi Mebusan'ın toplantı yeri.

2-    Toplantıdan sonra Heyeti Temsiliye ve ulusal örgütün alacağı biçim ve çalışma yöntemi.

3-    Paris Barış Konferansının bizim için olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi durumunda nasıl davranılacağı.


Dört Aykırı Görüş ve Aldığımız Karar

Baylar, bu zamana değin, Cemiyet (Müdafaai Hukuk Cemiyeti) merkez kurullarından yazılı sorularımıza gelen yanıtlar, dört görüşe ayrılıyordu:

1-    Birinci görüşe göre, Meclisi Mebusan'ın dışarda toplanması uygun görülüyordu.

2-    İkinci görüşe göre İstanbul'da... Bu görüşü ileri sürenlerin başında Erzurum, Trabzon, Balıkesir ve bütün Karesi (Merkezi Balıkesir olan sancak), Saruhan (Merkezi Manisa olan sancak) kurulları bulunuyordu. İstanbul'daki ileri gelen kişilerin hemen hepsinin bu düşüncede olduğunu biliyoruz. Padişah'ın isteği, hükümetin üstelediği de bu idi.

3-    Üçüncü görüş, İstanbul yakınlarında... Trakya-Paşaeli'nin düşüncesi bu idi.

4-    Bir kısım merkez kurulları da, Salih Paşa'nın kişisel görüşüne dayanarak, hükümet uygun bulursa dışarda toplanmasında bir sakınca görmüyorlardı.

Baylar, İstanbul Hükümetinin ve onun yardakçılarının, kamuoyunu ne denli ayrılığa ve karışıklığa uğratmış oldukları, ulusun gösterdiği bu görüş ayrılığından kolaylıkla anlaşılabilir.

Artık bunun üzerine, direnmenin zararlı sonuç vereceği kanısına varmak da zor değildir.

Şimdi 16 Kasım 1919'dan 29 Kasım 1919 gününe değin, günlerce süren görüşme ve tartışmalardan çıkan sonuçlarla varılan kararların tutanaklarını, olduğu gibi yüksek bilginize sunuyorum:

1- Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanmasında sakıncalar ve tehlikeler olduğu halde, toplantının İstanbul dışında yapılmasını hükümet uygun bulmadığı için ve ülkeyi sarsıntıya uğratmaktan çekinerek, İstanbul'da toplanma zorunluğu kabul edildi. Ancak, aşağıdaki önlemlerin alınması gerektiği kararlaştırıldı:

a.  Bütün milletvekillerini durum üzerinde aydınlatarak teker teker düşüncelerini sormak.

b.  Milletvekillerinin, İstanbul'a gitmeden önce Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir ve Edirne gibi yerlerde kısım kısım toplanarak, Meclisi Milli İstanbul'da toplanacağına göre, gerek İstanbul'da ve gerek dışarda alınması gerekli güvenlik önlemlerini ve programımızın esasını savunacak güçlü bir grubun kurulması çarelerini düşünüp görüşmeleri.

c.  Cemiyetin örgütlerini çabucak yaymak ve güçlendirmek için kolordu komutanlarının, bölge komutanları ve askerlik şubesi başkanları aracılığı ile çabuk ve eylemli yardımda bulunmaları.

d.  Sivil örgütlerin başında bulunan bütün yüksek görevlilerden -ne olur ne olmaz diye- ulusal örgüte bağlı kalacaklarına söz almak ve kendilerinin, ellerinde bulunan bütün araçlarla Cemiyetin örgütlerini kurmaya ivedilikle girişmelerini istemek.

2-  Meclisi Milli İstanbul'da toplandıktan sonra milletvekillerinin tam güvenlik ve serbestlik içinde yasama görevlerini yapmakta olduklarını doğrulayacakları güne değin Heyeti Temsiliye, şimdiye dek olduğu gibi, dışarda kalarak ulusal ödevini yapacaktır. Ancak, bütün sancaklardan birer, illerle bağımsız sancaklardan ikişer olmak üzere milletvekilleri arasından seçilecek kişiler, tüzüğün sekizinci maddesi gereğince Heyeti Temsiliye üyesi olarak Eskişehir yakınında toplanacaklar; burada durumun açıklanması ve Meclisi Mebusan'daki yöntemimizin belirtilmesi ile ilgili görüşmeler yapılacaktır. Bunun için, Heyeti Temsiliye de oraya gidecektir. Bu toplantıdan sonra Heyeti Temsiliye'nin üye sayısı uygun şekilde artırılacak,öteki milletvekilleri İstanbul'a Meclisi Milli'ye gideceklerdir. Heyeti Temsiliye'nin görevde bulunduğu sürece, ulusal örgütlerin kuruluşu ve çalışma yöntemi, tüzükteki gibi olacaktır.

Meclisi Mebusan tam güvenlik içinde bulunduğunu doğruladığı zaman, Heyeti Temsiliye, tüzükteki yetkisine dayanarak Genel Kongreyi toplantıya çağırıp, on birinci madde gereğince, Cemiyetin ileride alacağı durumun belirtilmesini Kongrenin kararına bırakacaktır. Kongrenin nerde ve nasıl toplanacağı o zamanki duruma bağlı olacaktır. Kongrenin toplantıya çağırıldığı zaman ile toplanması arasında geçecek süre içinde Heyeti Temsiliye, İstanbul Hükümeti ve Meclisi Mebusan Başkanlığı ile kesin zorunluk görmedikçe resmi ilişkide bulunmayacaktır.

3-  Paris Barış Konferansı, bizim için olumsuz bir karar verir ve Hükümet ile Meclisi Milli'ce bu karar kabul edilirse, en uygun yolla ve çabuk olarak ulusal iradeye başvurulacak ve tüzükte açıklanmış olan esasların gerçekleştirilmesine çalışılacaktır.

      Mustafa Kemal

      Rüstem      Mazhar Müfit      Ali Fuat    Hüsrev

      Hüseyin Rauf      Kazım Karabekir   Hakkı Behiç

      Hüseyin Selahattin      Vasıf İbrahim Süreyya

      Bekir Sami  Ömer Mümtaz

12'nci Kolordu Kurmay Başkanı

Şemsettin


Milletvekillerine Verilen Yönerg 

Baylar, bu kararlar gereğince milletvekillerini aydınlatmak için verdiğimiz bilgi ve yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunacağım.

Seçilen milletvekillerine ulaştırılan bilgiler ve yönerge şudur:

Madde 1- İstanbul'un İtilâf Devletlerinin ve özellikle İngiliz kara kuvvetlerinin elinde ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğunu; güvenlik kuvvetlerinin de yabancılar buyruğu altında ve onlarla karma olarak bulunduğunu biliyorsunuz. Bundan başka, Rumların kendi aralarından İstanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri ve Atina'dan gelmiş Yunanlı başkan ve komutanların yönetimi altında gizli polis ve ayaklanma örgütü kurarak sırası gelince devletimize karşı başkaldıracakları anlaşılmıştır. Hükümetin İstanbul'da, ne yazık ki, bağlı olduğunu açıkça söylemek zorunluğu vardır. Bu nedenlerden dolayı, Meclisi Milli'nin toplantı yeri üzerinde tartışmak gibi bir sorun ortaya çıkmış bulunuyor. Meclisi Milli İstanbul'da toplanırsa, milletvekillerinin yapacakları yurt ödevi göz önüne getirilince, tehlikelerle karşılaşmalarından doğrusu korkulur. Gerçekten, İtilâf Devletlerinin Ateşkes Antlaşması hükümlerini bozarak ve barışın yapılmasını beklemeksizin yurdumuzun önemli yerlerini işgal etmek ve Hıristiyan azınlıkların haklarımızı çiğnemelerine fırsat vermek gibi haksız işlerini kötüleyerek ve kabul etmeyerek ülke bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızın korunmasını kesinlikle isteyip savunacak olan Meclisin dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması ya da sürgün edilmesi umulmaz bir iş değildir. Kars'ta toplanan Ulusal İslam Şûrasına İngilizlerin yaptıkları gibi. Seçimlere katılmamış olan Hıristiyan azınlıkların ve onların yolunda giden İngiliz Muhipler ve Nigehban cemiyetlerinin, bu konuda düşmanların isteklerini yerine getirmek üzere her türlü kötülüğe girişebilecekleri de düşünülebilir. Bundan dolayı, Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanmasının, Meclisten beklenen gerçek ve tarihsel ödevin yapılmasına engel olacağını ve Meclisi Milli devletin ve ulusun bağımsızlık bayrağı olduğundan, onun vurulması ile bağımsızlığımızın da zedeleneceğini açıklamaya gereklik yoktur. Hükümet adına Amasya'da Heyeti Temsiliye ile görüşmelerde bulunan Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri de bu gerçekleri göz önünde tutarak Meclisi Milli'nin İstanbul'un dışında güvenli bir yerde toplanması gerektiği kanısına vicdanı ve aklı ile varmış ve bu işi uygun gördüğünü ilgili belgeyi imzalayarak belirtmiştir. Meclisi Milli'nin, düşman etkisinden uzak ve tam güvenli olan bir yerde toplanması, İstanbul'da toplanmasına göre düşünülen bütün sakıncaları ortadan kaldıracağı gibi, Halifelik ve Padişahlık makamının tehlikede bulunduğunu dünya kamuoyuna ve özellikle İslam dünyasına eylemli olarak duyurmuş olacak ve ulusal varlığımızın ve bağımsızlığımızın dokuncasına verilecek olan bir karar karşısında ulus ve yurt ödevini yapabilecek bir durumda bulunacaktır. İtilâf devletlerine karşı da Meclisin ulus kaderi üzerinde tam egemen bulunduğu daha açık olarak belirtilebilecektir. Meclisin İstanbul dışında toplanmasında akla gelebilecek sakıncalar şunlardır:

Kötücüller, "İstanbul'dan vazgeçildi" diye dokuncalı bir propagandaya fırsat bulacaklardır. Hükümetin, İstanbul'da olduğu gibi, Meclisle ilişki ve bağlantısı kolay olmayacaktır. Meclisin açılış töreni de, Padişah Hazretleri'nin yolculuk sıkıntısı çekmemesi için, ancak vekil edecekleri bir kişi aracılığı ile yapılabilecektir. İşte bu sakıncalara dayanan şimdiki hükümet, Meclisi Milli'nin dışarda toplanmasına olur dememiştir. Bu razı olmayış yüzünden söz konusu sakıncalara aşağıdakiler de eklenmiş bulunmaktadır:

Meclisi Milli'nin yasaya uygun olarak toplanması, Meclis ve Ayanın da özdeş zamanda özdeş yerde bulunmasına bağlıdır. Oysa, hükümetin dışarda uygun görülecek bir yerde toplantı yapılmasını kabul etmeyişi yüzünden, Ayan ve hükümet, dışardaki toplantıya gelmeyecekler ve Padişah Hazretleri'ne Meclisi yöntemine göre açtırmayacaklardır.

Buna göre, Meclisi Milli'nin dışarda toplanmasına yasal olanak kalmayıp, bildirilen sakıncalar bulunsa da yine İstanbul'da toplanması zorunlu oluyor. Sayın milletvekilleri İstanbul'a gitmekten çekinip dışarıda kendiliklerinden toplanırlarsa yapılacak bu toplantı, elbette Meclisi Milli'nin bilinen yasama niteliği biçiminde olamaz. Belki, ulusun varlığını, isteklerini, bağımsızlığını temsil edebilecek ve alınyazısı üzerine verilen hükümleri eleştirip, ulusa dayanarak kabul etmeyebilecek ulusal bir toplantı niteliğinde olabilir. Böyle olunca, Meclisi Milli de elbette İstanbul'da toplanmamak zorunda kalır. Bu yolda bir davranışın, hükümetin karşı çıkmasına ve zorlayıcı önlemler almasına ve sonunda ulusla İstanbul Hükümeti arasında ilişkinin kesilmesine yol açacağı da düşünülebilir. Milletvekillerinin bir kısmının İstanbul'a gitmesi ise, bu yoldaki sakıncaları artırabilir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti yukarıda bildirilen bütün konuları gözden geçirip tartıştıktan sonra, Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanması zorunluğuna karşı, durumu bütün milletvekillerine bildirerek her birinin düşünce ve görüşlerini almayı ödev saymıştır. Bundan başka, İstanbul'da Meclisi Milliye'ye katılmadan önce sayın milletvekillerinin, toplanma kolaylığı göz önüne alınarak, uygun yerlerde toplanıp aşağıdaki konuları görüşüp alınacak sonuçları birleştirmek üzere, Heyeti Temsiliye'ye bildirmeleri gerekli görülmüştür. Görüşülecek konular şunlardır:

a-  İstanbul'da toplanma zorunluğuna karşı, İstanbul'da ve dışarda bütün yurtta alınması gereken önlem ve düzenlemeler.

b-  Meclisi Mebusan'da yurdun bütünlüğünü, devletin ve ulusun bağımsızlığını kurtarmaktan başka bir şey olmayan amacı korumak ve savunmak için birlik içinde ve dayançlı bir grup meydana getirme yollarının düşünülmesi.

Milletvekillerinin, bildirilen konuları görüşmek için toplanmaları uygun görülen yerler şunlardır: Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir, Bursa, Bandırma, Edirne.

Madde 2- Birinci madde, olduğu gibi, bölgenizde bulunan milletvekillerine bildirilerek, önce kişisel görüşlerinin olabildiğince çabuk alınıp hiç vakit geçirilmeden Heyeti Temsiliye'ye ulaştırılması ve bölgenizdeki merkez kurullarına da verilerek bu konuda çalışmalarının sağlanması; sonra, bölgenizdeki milletvekillerinin birinci maddede belirtilen yerlerde toplanmalarının kolaylaştırılıp sağlanması ve görüşme sonuçlarının Heyeti Temsiliye'ye ulaştırılması için gereken önlemlerin alınması rica olunur.

Bölgeniz içindeki yerlerin milletvekillerinden olup şimdi İstanbul'da bulunanların, İstanbul'a yakın toplantı yerlerinden birine, seçim bölgelerince çağırtılması gereklidir.


Ekim 1919'da Önemli İç Olaylar

Baylar, 1919 yılı Ekim ayı ile ilgili olup değinmek istediğim bazı olayları da birkaç sözcükle özetlememe izin vermenizi rica ederim.

İzmir ili içinde, işgal altındaki yerlerde bulunan Müslüman halk zulüm görüyor ve öldürülüyordu. Bunun için, İtilâf Devletlerinin temsilcileri katında etkili girişimlerde bulunmasını hükümetten rica ettik. Yunanlılar zulümlerini ve yolsuzluklarını sürdürürlerse, misilleme yapmak zorunda kalacağımızı da bildirdik. İzmir'de geçen acıklı olaylar üzerine İstanbul'da bir gösteri toplantısı yapılmak istenmişti. Buna engel olunduğunu haber alınca Cemal Paşa'nın dikkatini çektik.

Anzavur, Bandırma dolaylarında haince ve canavarca işlere başlamıştı. (belge: 187) Onların dokuncalarını giderme önlemlerini ve Karabiga, Bandırma yörelerine çıkan Nigehban Cemiyetinden subaylara karşı yapılacak işlemi Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya ve başka ilgililere yazdık. Otuz kadar Nigehbancı subayın da, yabancı işgaline yol açmak için, Hıristiyanlara karşı saldırıda bulunmak üzere Trabzon ve Samsun'a çıkacaklarını haber aldık. Hemen On Beşinci Kolordu Komutanının ve Canik Mutasarrıfının dikkatlerini çektik.

Bildiğiniz gibi Maraş, Urfa, Antep'te, başlangıçta İngiliz birlikleri vardı. Bu birlikleri Fransız askerleri değiştirdi. Bu nedenle yeniden Fransız işgalini önlemeye çalıştık. Sonra da ilkin siyasal girişimlerde bulunduk; daha sonra eylemli girişimlerde bulunduk.

Bozkır'da yeniden önemlice bir ayaklanma oldu. Onun bastırılması için çeşitli önlemler aldık.

Maraş ve Antep'e Kılıç Ali Bey'ì, Çukurova bölgesine de Topçu Binbaşısı Kemal ve Yüzbaşı Osman Tufan Beyleri göndererek sağlam örgütler kurmaya ve girişimlerde bulunmaya başladık.

Baylar, bu arada aklıma gelen bir noktayı da bildirmiş bulunayım: Sivas Kongresinden sonra, kongrelerin tüzük ve bildirilerinden başka, Heyeti Temsiliye, sorumluluğu üzerine alarak, Sivas Kongresi Tüzüğüne ek olmak üzere "Müdafaai Hukuk Cemiyeti Kuruluş Tüzüğüne Ektir: I" başlıklı, "yalnız ilgililere özel ve gizlidir" işaretli, ulusal silahlı örgütler için gizli bir yönerge düzenledi. Düşmanla çatışılan yerlerde bu yönergeye göre silahlı birlikler kuruldu. (belge: 188)


Ali Rıza Paşa Hükümeti Görüşünde Direniyor

Baylar, 2 Kasımda Harbiye Nazırı Cemal Paşa'dan aldığım bir şifre telde: "Aslında az olmayan dedikodulara biri daha eklendi. Ziya Paşa'nın Ankara'ya kadar gitmemesi desteklediğiniz hükümetin gücünü kırmaktan başka bir anlam taşıyamaz. Bu konuda hükümet, görüşünde direniyor." denilmekte ve bunun yanıtının ivedilikle beklenilmekte olduğu bildirilmekte idi. Ziya Paşa'nın gönderilmemesi ile ilgili ricamızı, hükümet iyi karşılamamıştı. Ziya Paşa'yı görevlendirmiş ve yollamıştı. Ziya Paşa Eskişehir'e kadar gelmiş ve oradan izin alarak geri dönmüştü.

Cemal Paşa, gene o telinde: "Bozkır olayından dolayı basına verilen bildirinin yazılış biçimini hükümet aramızdaki uzlaşmaya aykırı görmektedir." diyordu. Oysa, böyle bir bildirimiz yoktu.

Cemal Paşa'nın bu teline şu yanıtı verdik:

Şifre

İvedidir,                   Sivas, 3.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

Y: 2.11.1919 gün, 501 sayılı şifre:

1-   Hükümetle ulusal örgüt arasında içten gelen bir uzlaşma olmasını ve gerçek bir birlik kurulmasını kabul ettik. Sizin aracılığınızla pek önemli bir ricamız vardı. O da, amacı yasal olan ulusal örgütün çözülüp dağılmasını önlemek için bütün yüksek görevlilerin bu görüşe göre seçilmesi, bize karşı olanların değiştirilmesi idi. Bunlarla ilgili birçok ricalarımıza yanıt alamadık. Trabzon ve Diyarbakır Valileri i1e Antalya Mutasarrıfı için ne yapıldığını daha bilmiyoruz. Tersine, Dahiliye Nazırlığı, Konya'nın durumunu incelemeksizin oraya Muhipler Cemiyeti üyelerinden çok yetersiz ve güçsüz olan Suphi Bey'i vali olarak gönderdi. Dahiliye Nazırının bu işlerde bizimle hiçbir görüşme ve ilişkiyi kabul etmediği; sanki ulusal örgüte karşı imiş gibi davrandığı sanısı uyanıyor. Bu düşüncemizde yanılıyorsak uyarılmamızı ve aydınlatılmamızı rica ederiz. Ankara Valisi Ziya Paşa'nın kendi isteğiyle izin aldığını bildirmiştim. Elbette, yine kendisi, resmi olarak Ankara Valisi sayılmaktadır. Ama bildirdiğim noktadaki kuşku ve sanı ortadan kaldırılıncaya dek adı geçen valinin izinden yararlanmayı sürdürmesi en iyi yol olarak kabul edilmelidir. Polis Müdürlüğünün, bugün de Nurettin Bey gibi bir kişi elinde bulunması, sizin de bu pek önemli noktaya karşı ilgisiz davranmakta olduğunuz kanısını vermektedir. Oysa, bu hoşgörünün sonucu hem hükümete hem de ulusal örgüte dokuncalı olacaktır. Heyeti Temsiliye'mizin ulusal örgüt ve birliği bozacak en ufak bir davranışa karşı hoşgörülü davranmayacağını elbette bağışlarsınız.

2-   Bozkır olayı üzerine, Heyeti Temsiliye'ce basına bir bildiri verilmemiştir. Bunda bir yanlışlık olacaktır. Ola ki, bu bildiri dediğiniz şey, İradei Milliye gazetesinin aldığı bir haberdir. Heyeti Temsiliye'nin, bir gazeteyi sansüre yetkisi olmadığı sizce de bilinir. Bununla birlikte, gazetenin dikkati çekilmek üzere, bu haberde, hükümetle aramızdaki uzlaşmaya aykırı görülen noktaların açıklanmasını çok rica ederiz.

Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal

 

Heyeti Temsiliye'nin delegesi ve ulusal eylemlerin bir savunucusu olduğunu ileri süren Cemal Paşa'nın telimize verdiği yanıt şudur:

Harbiye, 4/5.11.1919

 

Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığı'na

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne: Resmi bildiride yazıldığı gibi şimdiki hükümet, böyle bir zamanda yalnız yurda ve ülkeye hizmet etmek amacıyla pek büyük bir sorumluluk yüklenmiş ve bu görevini yapmak için tam bir tarafsızlık ve gönül aklığıyla iş görmekte olduğundan, aşağıdaki noktaların tezlikle açıklanması gerekti:

Birincisi: Milletvekilleri seçimine Müslüman olmayan halk katılmadığı gibi, çeşitli partiler de şimdi bile çekingen durumdadır. Sözü geçen partiler, ülkede iki hükümet olduğunu ve seçimlerin tarafsız olarak yapılmadığını ileri sürmekte, Müslüman olmayan halkın da sonradan bu gerekçe ile seçime katılmadığını ileri süreceği akla pek yatkın gelmektedir. Seçimlerin iyi ve doğru yapılmadığı konusunda sızlanmalar ve söylentiler sürüp gitmekte, yabancı basına ve yabancı çevrelere değin yansımaktadır. Meclisi Mebusan, ulusun çeşitli kesimlerini temsil etmez ve özellikle Kuvayi Milliye'nin etkisi altında kurulursa, bunun dünyaca nasıl yorumlanacağını açıklamak gerekmez. Onun için, milletvekilleri seçiminde baskıya meydan verilmemelidir.

İkincisi: Bir kez daha açıklanması gerekmeyen nedenlerden ötürü, Meclisi Mebusan'ın başkentten başka bir yerde toplanması, içte ve dışta çeşitli sakıncalar ve dokuncalar doğuracaktır. Bunun için, Meclisin İstanbul'da toplanması, yurdun yaşamsal yararları gereğindendir.

Üçüncüsü: Taşrada (İstanbul dışındaki yerlerde), ulusal örgüt adına birtakım kimselerin hükümet işlerine karışmakta oldukları, sık sık verilen bilgi ve haberlerden anlaşılmaktadır. Bu gibi karışmaların tez elden önlenmesi çok gereklidir.

Şimdiki hükümet şu üç dilek üzerinde direniyor... İşlerin başka türlü yürütülmesi olanak dışındadır.

Harbiye Nazırı

Cemal

Cemal Paşa'nın bu bildirimine -Başyaver Salih Bey açacaktır- notuyla verdiğimiz yanıtı olduğu gibi bilginize sunmak isterim:

Şifre                       Sivas, 5.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

Y: 4/5.11.1919

1-  Müslüman olmayan halk ile, bu yurt ve bu ulus için Müslüman olmayan halktan daha dokuncalı bazı siyasal partilerin seçimlere katılmamalarını, onların bile bile yaydıkları nedenlere bağlamak elbette doğru olamaz. Hıristiyan halkın, daha ulusal örgütün adı bile yokken, seçimlere katılmayacağını ilan eyledikleri, bilinen bir şey değil midir? Yaygara koparan siyasal partilere gelince, bunlar yalan söylüyorlar. Çünkü, her yerde seçimlere katılmışlardır. Ancak, beşer onar üyesi bulunan bu partilerin, ulus gözünde değerleri olmadığından ve ulus bu kez İstanbul'daki politikacılardan değil, kendi bağrındaki öz yurttaşlar arasından milletvekillerini seçmekte olduğundan, bunlar, kendilerinin başarı elde edemeyeceklerini anlayarak telaş ediyorlar. Buna karşı bizim elimizden ne gelebilir? Böyle bir gerçek karşısında hükümetin kararsız bulunuşu şaşılacak şeydir. Sözü edilen baskı nerede yapılmıştır? Bunu kim yapmış, nasıl yapmıştır? Açıklamak iyiliğinde bulunulmalıdır ki, Heyeti Temsiliye görevini yerine getirebilsin. Boş savlara önem vererek telaşa düşmek doğru değildir.

2-  Toplantı yeri üzerindeki görüşte hükümetin direnmesinin yerinde olup olmadığını, zaman ve olaylar kanıtlayacaktır. Bu konudaki son düşüncelerimizin, merkezlerden alınacak karşılıklar üzerine bilginize sunulacağını bildirmiştik.

3-  Ulusal örgüt adına hükümet işlerine nerede ve kim karışmışsa hemen bildirilmelidir ki, gereken işlem yapılabilsin. Ancak, Dahiliye Nazırı Paşa Hazretleri'nin kuşku uyandırabilecek biçimdeki işlemlerine yüksek dikkatlerinizi çekmeyi gerekli görürüz efendim.

 Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Dahiliye Nazırının Yurda Gönderdiği Öğütçü Kurallar

Dahiliye Nazırı, yurt içine birtakım kurullar yollamaya kalkıştı. Bunlardan biri de, Harbiye Nazırlığı eski Müsteşarı Ahmet Fevzi Paşa adında bir kişinin başkanlığında, Yargıtay üyelerinden İlhami ve Fetva Emini Hasan efendilerden meydana gelmişti.

Heyeti Temsiliye'mizin delegesi olan Cemal Paşa bize bunu bildirmemişti. 5 Kasım 1919 günlü bir şifre ile kendisinden bu kurulun niçin gönderildiğini sorduk ve: "Özellikle Fetva Emini ile Kâmil Paşa Hükümeti zamanında polis müdürü olan kişilerin böyle bir kurulda neden bulunduklarının" anlaşılamadığını bildirdik. (belge: 189)

Baylar, Fuat Paşa'nın Ankara'da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren nedenler ortaya çıkmaya başladı. Bu nedenlerin önemlisi, yurt içinde halkın zehirlenmeye başlanması idi. İç ve dış düşmanlarla işbirliği yapanlar, Ali Rıza Paşa Hükümeti zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden daha çok başarı sağlamaya başlamıştı.


Refet Paşa Salihli ve Aydın Çevrelerine Komutan Olarak Gönderiliyor

Balıkesir dolaylarında Kâzım Paşa, cephe kurmaya ve duruma egemen olmaya çalışıyordu. Salihli ve Aydın cephelerindeki yönetimin, askerlik yöntemlerine uydurulması gerekiyordu. Buraya az çok tanınmış bir askerin gitmesi gerekti. Elimizde bu işte yararlanabileceğimiz, Konya'da bulunan Refet Paşa vardı. Konya'daki Kolordunun başına Fahrettin Bey (Müfettiş Fahrettin Paşa Hazretleri) geçmiş bulunuyordu. Bundan dolayı Refet Paşa'ya, Aydın Kuvayi Milliye Komutanlığını üzerine almak için cepheye gitmesini, Ali Fuat Paşa'ya da Ankara'ya dönmesini yazmıştık.

Refet Paşa'nın Nazilli'ye vardığı anlaşıldıktan sonra da Genelkurmay Başkanlığına gelmiş olan Cevat Paşa'dan, geçen savaşta denemeden geçmiş genç kurmaylardan seçilecek dört beş subayın Nazilli'ye, Refet Paşa'nın yanına gönderilmesini rica ettim. Bunu Refet Paşa'ya da bildirdim.


Refet Paşa Demirci Efe'nin Buyruğuna Giriyor

Baylar, Nazilli'ye giden Refet Paşa, Demirci Mehmet Efe'den komutayı almayı gerekli ve yararlı görmemiş. Kim bilir, belki de komuta kendisine verilmemiş. Demirci Efe'nin yanında, kurmay gibi çalışmayı daha yararlı görmüş ve bunu yeğlemiş. Refet Paşa bunu bize bildirdi. Oranın koşullarını yakından görmüş olan bir kişinin kararını bozmak, çoğu zaman güçtür. Çünkü, ya gerçekten Refet Paşa'nın gördüğü ve yeğlediği gibi, Efenin komutasını sürdürmek ve ona yardımcı olmak yararlı idi; ya da Refet Paşa, o cephenin komutanlığını bilinmeyen bir nedenden ötürü ele alamıyordu. Her iki olasılığa göre de olsa ille komutayı al, diye buyruk vermek yararsız olurdu.

Asıl tuhaflık bundan sonra görüldü. Bir süre sonra Refet Paşa Nazilli'den kayboldu. Birkaç gün sonra, Balıkesir'de olduğunu, birtakım yabancı subaylarla ilişki kurayım mı diye bizden sorması üzerine anladık.

22 Aralık 1919 günü verdiğimiz yanıtta: "Ulusal örgütten olanların özellikle Heyeti Temsiliye üyesi olarak tanındığı için kendisinin, hiçbir türlü ilişki kurmasını istemediğimizi" bildirdik. Refet Paşa bir daha kayboldu. En sonunda bir gün Bursa'dan Refet imzalı kısa bir tel aldık: "İstanbul üzerinden Bursa'ya geldim."

Bu telin anlamını bir türlü kavrayamıyordum. Refet Paşa'nın İstanbul'la ne ilişkisi vardı? Bir de Nazilli-Balıkesir-Bursa yolu İstanbul'dan mı geçer? Bu bilmeceyi bir türlü çözemedim. Sonunda iş anlaşıldı.

Refet Paşa, Nazilli'den ayrıldıktan ve Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya uğradıktan sonra Bandırma'ya inmiş, oradan da bir Fransız torpidosuyla İstanbul'a gitmiş. Orada bazı arkadaşlarıyla görüşmüş; sonra da Bursa'ya dönmüş. Baylar, bu bilmeceyi şimdi bile çözemiyorum. Bunun için beni bağışlayacağınızı umarım.

Refet Bey'in, bir İngiliz gemisiyle Samsun'a gelen Salâhattin Bey'le değiştirildiğini ve kendisinin o gemi ile İstanbul'a dönmesinin istendiğini; bunun üzerine gitmeyip görevinden çekildiğini; ve İstanbul Hükümetinin benimle birlikte onun da yakalanmasını ve İstanbul'a gönderilmemizi genelge ile buyurduğunu biliyorsunuz. Bu kadar çok bilinenle bir bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek bağışlanmazsa da, benim bu noktada güçsüz kaldığımı açıkça söylemek isterim. Ferit Paşa Hükümetinin yerine Ali Rıza Paşa Hükümeti geçmiş idiyse de, yeni hükümetin haber alma ve yürütme araçlarının gene öncekiler olduğunu biliyoruz.

Baylar, Refet Paşa'nın bu hafif davranışı, Aydın ve Salihli cephelerinde düzenli ordunun kurulmasına değin, güvenilir bir komuta düzeni sağlanamamasına yol açtı.


Dahiliye Nazırının Kuşku Uyandıran Davranışları

Baylar, bu garip hikayeden sonra, olayları yine bıraktığımız noktadan izlemeye başlayalım:

Cemal Paşa, bizim 5 Kasım 1919 günlü şifremizin bir noktasını anlayamamış. Babıâli merkezinden çektiği kısa bir şifre ile şu yolda bizden açıklama istiyordu: "Dahiliye Nazırının kuşku uyandırabilecek eylemlerine dikkatinizi çekmeyi gerekli görürüz, sözleriyle ne demek istendiği anlaşılamadı, Bu noktanın tez elden açıkça   bildirilmesi." (belge: 190)

Bu kısa soruya verdiğimiz yanıt biraz uzundur.   Sıkılmazsanız, olduğu gibi sunayım:

Şifre                       Sivas,12.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

Y: 8.11.1919 gün ve 8084 sayı:

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretleri'nin kuşku uyandıran işlerinden ve davranışlarından akla gelenler aşağıda bilginize sunulur:

1-  Ankara gibi bazı illerdeki yüksek sivil görevlileri telgraf başına çağırtarak, ulusal ayaklanma  sırasında Ferit Paşa Hükümetine karşı davranışta bulunanların durumlarını, hükümeti neden suçladıklarını; bu işin yasalara ne denli uygun olduğunu gözdağı verici bir biçimde soruşturmak.

2-  Uzun süre hasta yattıktan sonra tifodan ölen Tokat Mutasarrıfının ölümünün, nedeni bilinmeyen bir olay sayılarak Sivas Valiliğinden  şifre  sorulması.

3-  Adliye Nazırı ile birlikte, Balıkesir cephesinden gelen ulusal kurul ile gizli buluşmaları sırasında Adliye Nazırının, ulusal eylemi yönetenlere karşı bir işlem yapılıp yapılmayacağını, kendisinin yanında söz konusu edebilmesi.

4-  Dahiliye Nazırlığını üzerine aldığı zaman, ilk yurtseverce iş olarak, vatan hainliği  açıkça tanıtlanmış olan eski Dahiliye Nazırı Âdil Bey' in düşünce ve iş ortağı Dahiliye Müsteşarı Keşfi Bey'i kovması gerekirken, onu bugün bile görevinde tutması ve onun aracılığı ile kamu görevlilerinin yerlerini değiştirmesi.

Doğaldır ki, bu müsteşar aracılığı ile atanacak görevliler, pek haklı olarak ulusal güveni kazanamazlar. Örneğin, ulusal eylemin  başından sonuna değin karşıcıl  bir durum alan ve sonunda halkın işten el çektirdiği fakat hasta olması dolayısıyla o zaman tutuklanmamış ve sürülmemiş olan eski Kayseri Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey, yönetici niteliklerinden büsbütün yoksun ve yetersiz takımından olduğu halde, Burdur'a atanmıştır.

Gene yetersizliğinden ve Canik sancağı için uygun görülmediğinden, kendinin de istemesi üzerine epey zaman önce İstanbul'a gönderilen Ethem Bey de, Menteşe'ye atanmıştır. Aydın mutasarrıflığına eski Niğde Mutasarrıfı olup Sivas'a getirilen Cavit Bey atanmıştır. Bütün bunlara karşın, eski Konya Valisi vatan haini Cemal Bey'in adamı olan Antalya Mutasarrıfı, birçok başvurularımıza ve halkın sızlanmalarına karşın şimdi gene yerinde oturuyor.

5-  Özlük işleri Müdürlüğü gibi en önemli görev, bir Ermeni elinde bulunduruluyor.

6-  Basın Müdürlüğünde ve Ajansın durumunda bir değişiklik görülmemektedir.

7-  Ülkenin  geleceğini güven altına alacak tek kuvvetin ulusal birlik olduğu ve bu birliği de ulusal örgütlerin sürdüreceği bilinmektedir. Bu birlik ve örgütün, yurdu bölünmekten kurtarmak, devletin ve ulusun bağımsızlığını sağlamaktan başka bir şey olmayan kutsal amacını bozmaya çalışanlar da, İstanbul'daki karıştırıcı takımıdır. Bunların kötülüklerini önlemek, ancak güçlü ve sağlam bir sıkı düzene bağlıdır. Bunun da başlıca yolu; polis müdürünü, namuslu, ulussever, yeterli, girişken kişiler arasından seçmek ve atamaktır. Oysa, sizler de bilirsiniz ki bugünkü Polis Genel Müdürü, vatan haini olan düşük hükümetin ve adamlarının biricik sözcüsüdür. Sait Molla'nın Bay Fru'ya yazmış olduğu mektuplardan anlaşıldığına göre de, bu adam, karşıcıl kimselere, yani ulus düşmanlarına şimdi bir barınak ve sığınak oluyor. Amasya'da Salih Paşa Hazretleri de bunu doğrulamışlardı. Oysa Dahiliye Nazırı, yurdun ve ulusun kaderini böyle bir kişinin elinde bırakmakta bir sakınca görmüyor, belki yarar görüyor demektir. Jandarma Komutanı Kemal Paşa'nın ise, gerek ulusal amaçlar ve gerekse sizler için dokuncalı bir kişi olduğu kuşku götürmezken şimdi gene yerinde durması da, Dahiliye Nazırlığının iyi niyetine mi verilmelidir?

Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Ali Rıza Paşa Hükümeti Ulusal Örgütü Düşman Örgütle Bizi de Ali Kemal ve Sait Molla ile Bir Tutuyor

Baylar, Harbiye Nazırının 9 Kasım 1919 günlü bir tel yazısı vardı; onun içindekiler de ilgi çekicidir. Bu telyazısında Cemal Paşa, hükümetin düşüncesini şu noktalar üzerinde topluyordu:

1-    Seçimlerin iyi ve doğru yapılması;

2-    Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da toplanması;

3-    Ulusal örgütler adına hükümet işlerine karışılmaması için hükümetin size öteden beri yaptığı bildirimler kesindir.

4-    Birçok telyazılarınızda ileri sürülen isteklerin de bu özellikte -yani işe karışma niteliğinde- olduğu apaçıktır.

5-    Hükümet, bildirisinde saptayıp yaydığı tarafsızlıktan ayrılmayacaktır. Bu bakımdan, ulusal örgütlere karşıt görüşte olanlara baskı yapmak ve onları cezalandırmak yoluna gidemez.

Telin sonunda şöylece gözdağı da veriliyordu: "Şimdiki durum, biraz daha sürecek olursa hükümetin çekileceği kesindir." (belge: 191)

Sayın baylar, bu maddelerden çıkan anlam, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş bulunuyordu. Hükümet, ulusal örgütlere karşıcıl görüşte olanların yurda ve ulusa düşman olduklarını kabul etmiyordu, Ulusal örgütler ile düşmanların haince örgütlerini, Ali Kemal ve Sait Molla ile bizi, eşit tutuyordu. Adapazarı, Karacabey, Bozkır, Anzavur olaylarını suç saymıyordu.

Cemal Paşa'ya verdiğimiz yanıtta bu noktaları açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açık söyletmek amacıyla şu cümleyi de ekledik: "Sözlerinizden anladığımıza göre, yüksek hükümet, ulusal örgütün varlığını belki gereksiz görüyor. Gerçekten durum böyle ise, yani ulusal örgüte dayanmaksızın yurdu kurtaracak kuvvetiniz varsa, ona göre gereği yapılmak üzere, açıkça bildirilmesini, her türlü yanlış anlamaların ortadan kalkması için çok rica ederiz." (belge: 192)


Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa Boyuna Ulusal Birliği Bozmaya, Delegemiz Harbiye Nazırı Cemal Paşa'da Hükümetin Yürütümünü Savunmaya Çalışıyor

Baylar, Cemal Paşa'nın özel olarak Sivas'a gönderdiği ve kendi eliyle yazdığı 10 Kasım 1919 günlü bir mektubunu da, ancak 18 gün sonra -yani 28 Kasım 1919 günü- almıştım. Cemal Paşa bu mektubunda, yapılan yazışmaların ilgili olduğu sorunları birer birer özetliyor ve her biri üzerinde açıklamalarda bulunuyordu.

Özellikle, Millet Meclisi'nin İstanbul'dan başka bir yerde toplanması işinden söz ederken: "Bu işe Padişahın olur demeyeceği kesin olarak anlaşılmıştır. İstanbul'daki düşman kuvvetlerinin Millet Meclisi'ne saldırmalarının belki Osmanlı Devleti için yararlı sonuçlar doğurabileceğini, Amerikalılar sezdirdiler, üstelik açıkladılar da; ve böyle bir saldırının olasılığına inanmadılar." diyordu.

Cemal Paşa: "Kuvayi Milliye ruhu taşımayan görevlilerin kodamanları, arkalarını işgal ordularına dayamış gibidirler" yollu, sanki bilinmeyen bir bilgi de verdikten ve bu bilgiyi: "Eski hükümet üyelerinin çoğu böyledir" cümlesiyle tamamladıktan sonra: "Örneğin Polis Müdürünün değiştirilmesinde bu durum iyice belli oldu." diye bir de örnek veriyor.

Cemal Paşa, hükümet birçok işler yapmayı düşünmüşse de: "Köklü bir girişim için, dayandığı kuvvetin sağlamlığına daha inanamadı" sözleriyle bizi suçladıktan sonra şu kanısını ortaya atıyordu: "Dahiliye Nazırı bu kuvvete -yani Kuvayi Milliye'ye- gereksinme gösterenlerin başında desem ileri gitmiş olmam."

Cemal Paşa'nın, mektubunu imzaladıktan sonra yine kendi imzasıyla mektubuna eklediği bir özette şu cümleler vardı: "Karşıcıllar ve yabancılar, Meclisin açılmasını engellemeye karar vermişlerdir. Heyeti Temsiliye toplantı yeri üzerindeki çekişmeyle bu engellemeyi sürdürürse işimiz Tanrı'ya kalıyor demektir." (belge: 193)

Baylar, bu mektuptaki, bundan önce gelen yazılardaki ve bundan sonra boyuna bildirilecek olan düşüncelerdeki mantık, yorumlama ve görüş sağlamlığı üzerinde söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba 28 Kasım 1919 günü verdiğimiz açıklamalı yanıtın bir cümlesini, olduğu gibi aktarmakla yetineceğim. O cümle şudur: "Yüksek hükümetin, köklü bir girişim için dayandığı kuvvetin sağlamlığına güvenemediğini ortaya koyan sözlerini, gerçeğe uygun bulmuyoruz"

Baylar, Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa, duraksamaksızın ve durmaksızın ulusal birliği bozmaktan; ulusu, her gün sürüp giden ve genişleyen saldırılar karşısında sessiz ve kıpırtısız tutacak önlemler almaktan geri durmuyordu. Öteki nazırlıkları da bu ilkeye göre iş görmeye kışkırttığı görülüyordu. Örneğin, Eskişehir'de Hamdi Efendi adında bir kadı vardı. Kuvayi Milliye'ye karşı olduğu için orada duramamış, geri gelmemek üzere İstanbul'a gitmişti. Bu Kadı Efendi'yi, yeni hükümet gene Eskişehir'e göndermiş. Durumu bildirerek, kendisinin değiştirilmesi gerektiğini Mutasarrıf, Adliye Nazırlığına yazmış, fakat bu yazıya yanıt verilmemiş. Mutasarrıf ve Eskişehir Bölge Komutanı, bu durumu Heyeti Temsiliye'ye bildiriyor ve: "Eğer Adliye Nazırlığı bu öneriyi dikkate almayacak olursa, kadının kovulması gereklidir. Yüksek buyruk ve düşüncenizin bildirilmesi rica olunur" diyordu. Biz de düşüncemizi soranlara şu yanıtı vermek zorunda kaldık: "Ulusal amaçlara uyacağına söz veren ve bu ilkeye göre ulusal örgütten her türlü yardımı gören yüksek hükümete kadının değiştirilmesi işi duyurulmazsa, en sonunda kovulmasının zorunluluk haline geleceği apaçık bir gerçektir."Doğaldır ki bu durumda bulunan İstanbul görevlileri az değildi.

Buna benzer birtakım işler üzerinde hükümetin görüşünü bildiren Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın 24 Kasım 1919 günlü bir şifresinin ilk cümlesi şu idi: "Devletin içişleri ve siyasası kesinlikle ortaklık kabul etmez." (belge:194)

Bu tele 29 Kasım 1919 günü verdiğimiz ayrıntılı yanıtta, biz de şöyle dedik: "Devletin içişlerinin ve siyasasının kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, bir benzeri bulunmayan bugünkü durumda yurdun ve ulusun geleceğini güven altında tutacak olan ulusal örgütleri bilerek ya da bilmeyerek güçsüz bırakacak ve ulusal birliği bozacak hiçbir işlemi ulusun kabul etmeyeceği de yasal ve doğaldır." Bu telin son cümlesi şöyle idi: "Kurulumuz, imza ederek vermiş olduğu sözlere yüzde yüz bağlıdır. Şu var ki bunun karşılıklı olması gerektir. Oysa, hükümet Salih Paşa'nın imzaladığı protokollarla notlarda sözü geçen işlerin daha hiçbirini yapmamış ve varsa engelleyici nedenleri de bildirmemiştir." (belge:195)

Baylar, şimdi vereceğim kısa bir bilgi ve göstereceğim belgeler -ki bu bilgiyi doğrulamaktadır- Ali Rıza Paşa Hükümetinin bizi suçlamada ne denli haksız ve hükümet işlerinde, en hafif deyimiyle, ne denli ilgisiz olduğunu gözlerinizin önünde canlandıracaktır sanırım.

Baylar, İstanbul'daki gizli dernekler ve bu derneklere önderlik eden birtakım kişiler -Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın mektubunda da itiraf edildiği gibi- sırtlarını yabancılara dayamışlardı. Bunlar, gerek bol paradan, gerekse Ali Rıza Paşa Hükümetinin çokça hoş görüsünden ve gevşekliğinden yararlanarak yurdu, baştan başa ateşe vermek için olanca güç ve çabalarıyla çalışıyorlardı. Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de Hükümetin bilgisi dışında bırakılmış değildi. İstanbul'daki örgütümüz ve düzenimiz yardımıyla elde edilmiş bir kısım belgeler, olduğu gibi Cemal Paşa'nın ve Sadrazam Paşa'nın ellerine verilmişti. Bu belgeler, o günlerde, yabancı devlet temsilcilerine de verilmiş ve böylece işi, İtilâf Devletleri hükümetlerinin çoğu öğrenmişti. O zaman özetleri de bütün komutanlara ve başka gerekenlere bildirilmiş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugün, yüksek topluluğunuzca ve ulusça bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.


Sait Molla Nasıl Çalışıyordu?

Ulusal savaşlar sırasında karşılaştığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir bilgi edinmeye ve gelecek kuşakların ders almasına ve uyanmasına yarayacak nitelikte olan, söz konusu belgeleri, olduğu gibi bilginize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Cemiyetinin sözde başkanı olarak tanınan Sait Molla'nın, Bay Fru adındaki rahibe gönderdiği mektupların örnekleridir.

Baylar, bu mektupların örneklerinin alındığını sezen Sait Molla, Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 günlü sayısında, bu mektuplardan söz açarak uzun ve sert bir dille yalanlama yayımlamış olsa da, gerçeği yadsımanın yolu yoktur. Bu mektupların örnekleri., Sait Molla'nın evinden ve mektup karalamalarının yazılı bulunduğu bir defterden, olduğu gibi çıkarılmıştır. Bunlar bir yana, mektupların içindekiler, yurtta beliren durumlara, olaylara ve kimi kişilerin tutumuna tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi izin verirseniz, bu mektupları yazılış sırasıyla sunayım:

Birinci Mektup

Sevgili dostum,

Verilen iki bin lirayı Adapazarı'nda Hikmet Bey'e gönderdim. Oradaki işlerimiz pek yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonucunu elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgiyi, şu pusulamla size tezelden iletmek istedim. Yarın sabah kendim gelip geniş bilgi vereceğim.

Kuvayi Milliye'den yana olanların Fransa'ya pek çok eğilim gösterdiklerini ve General Despere'nin (Franchet d'Esperey) Sivas'a gönderdiği subayların, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiltere Hükümetine karşı birtakım kararlar aldıklarını Ankara'daki adamımız "N.B.D. 285 /3", özel bir ulak ile gönderdiği mektupta bildiriliyor. "D.B.K. 91/3" her ne kadar derneğimiz üyesi ise de bu adamın Fransızlara çaşıtlık ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi söyleyip yaydığı kanısı bende uyanmıştır. Bu iş üzerinde de, yüksek kanılarınıza ve güveninize aykırı düşecek sözlerimle, şimdiye dek o adam için göstermiş olduğunuz güvendeki yanılgıyı belirtmiş olacağım. Dün sabah Âdil Bey'le birlikte, Damat Ferit Paşa Hazretleri'nin yanına gittim. Biraz daha sabretmeleri ve beklemeleri gereğini sizin adınıza kendilerine bildirdim. Damat Ferit Paşa Hazretleri verdiği karşılıkta, size teşekkür etmekle birlikte, Kuvayi Milliye Anadolu'da büsbütün kök saldığını ve karşı bir hareketle hain başkanları tepelettirilmedikçe, kendisinin Sadrazam olamayacağını ve böylece Padişahın da onayından geçen sözleşme hükümlerinin Konferansta savunulamayacağını söyledi. Ayrıca, Kuvayi Milliye'nin dağıtılması için yüksek İngiltere Hükümeti katında tezelden girişimlerde bulunularak, ortak bir notanın milletvekilleri seçiminden önce Babıâliye verilmesini ve çetelerimizin Adapazarı, Karacabey ve Şile'de Rumlara karşı girişecekleri saldırıları tutamak yapıp Kuvayi Milliye'nin güvenliği bozduğu gerekçesiyle işi çabuklaştırmaya çalışmamızı; İngiliz basının, Kuvayi Milliye'ye karşı yayın yapmasının sağlanmasını ve özel olarak torpido ile gönderilen "E. B. K.19 /2"ye, dün görüştüğümüz işler üzerinde telsizle yönerge verilmesini rica ediyor. Bu gece, saat on birde Âdil Bey "K."de sizi görecek ve Ferit Paşa'nın bazı özel ricalarını daha bildirecektir. Daha sonra, Padişah Hazretleri ile Mister "T'. R." görüşebilecektir. Refik Bey'e artık güvenmeyiniz. Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir. Saygılarımı sunarım.

11.10.1919

Sait

Ek : Karacabey'le Bozkır'dan daha bir haber alamadık.

İkinci Mektup

Ankara'daki "N. B. D. 285/3"den gelen 12.10.1919 günlü mektupta, Sivas Heyeti Temsiliyesi'nden kurmay albaylıktan emekli Vâsıf Bey'in Despere ile görüşmek üzere gönderileceği ve birkaç güne değin yola çıkacağı bildiriliyor. Hikmet Bey paraları almış, Biraz daha para istiyor. Önceki gün sizin yanınıza geldiğim sırada izlendiğimi söylememiştim. Dönüşümde biri sarı bıyıklı, ötekisi kumral ve köse iki adamın sokak başında beni beklediklerini gördüm. Gece olduğu için epeyce korktum. Yalnız birbirlerine yavaşça: "Bu Sait Molla imiş. Artık gidelim." dediklerini işittim. Bu sık sık buluşmalar benim için iyi olmayacak. Fuat Paşa Türbesi yakınındaki görüştüğümüz evi tutabilirseniz buluşabileceğiz. Nâzım Paşa, derneğimizi haber almış. Bana çok gücendi. İzninizle "N. B. S. 495/1" düzenine kendilerini kattım. Ev işi bir yoluna konuluncaya değin sizinle o buluşacaktır. Karacabey'de "N. B. D. 289/3"e gönderilen bin iki yüz lira, yerine ulaşmıştır. Yola çıkacaklardır. Ferit Paşa, Babıâliye verilecek notayı her dakika bekliyor. Bu durum, Padişah Hazretlerini pek üzüyor. Teselli ettirmeniz ve her zaman kendisine umut verici sözler söylettirmeniz, çıkarlarımız gereğidir. Bizim padişahların, her şeye karşı arık olduklarını unutmayınız. Seyit Abdülkadir Efendi, o iş için pek tuhaf şeyler söyledi. Sözde arkadaşları: "Yurtseverliğe aykırı düşer." diyorlarmış. Artık siz işi bir yoluna koymaya bakınız. Polis Müdürü Nurettin Bey'in değiştirileceği söyleniyor. Hepimizin koruyucusu olan bu kişi üzerine gerekenlerin dikkatlerini çektiriniz. Saygılarımı sunarım.

18 /19.10.1919

Sait

Ek: Ali Kemal Bey o adamla görüşmüş. Konuşmayı iyi yönetemediği için karşısındaki adam amacını anlamış ve kendisine, büyük bir aşağılama ile: "Biz, sizin İngilizler hesabına çalıştığınızı anladık." demiş.

 

Üçüncü Mektup

Yapılan propagandaları, Göz Hekimi Esat Paşa kolu ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak boyuna yalanlatıyor ve halkın heyecanını yatıştırmaya çalışıyorlar. Bu adamlar başvurdukları zaman hiç karşılık verilmemesini; dün kararlaştırdığımız kişiye, Padişah aracılığıyla buyruk vermenizi rica eder, saygılarımı sunarım.

19.10.1919

Sait

Dördüncü Mektup

Sevgili Üstat,

Muhipler (İngiliz Muhipler Cemiyeti üyeleri) arasında Franmason örgütünü istemeyenler var. İttihatçıların yolu tutulacağından korkuluyor. Bu örgütün yönetiminde kalp ve ruh ile yetiştirilmiş gençlerin katılmasıyla, bu programı uygulayabileceğiz. Benim kılığımın engel olması yüzünden eski dostunuz "K. B. V. 4/35", kararlaştırılan ilkelere göre işe başlayacaktır. Ankara ve Kayseri'den yine haber yok. Saygılarımı sunarım üstadım.

19.10.1919

S.

Beşinci Mektup

Üstat,

Kasidecioğlu Ziya Molla dün Adam Blok'a (Adam Block) haber göndermiş, eski dostu olmasına güvenerek, benim başında bulunduğum Muhipler Cemiyetinin korunmasının İngiliz karakteriyle bağdaşmadığını ve bunun kamuoyu üzerinde kötü etkiler yaptığını, böylece Cemiyeti namuslu kişilerin temsil etmesi gerekeceğini dolayısıyla anlatmış ve benim için çok kötü sözler eklemiş. Bu kişinin bana karşı kişisel düşmanlığı olduğunu hatırlatmak isterim. Ziya Molla'nın damadının kız kardeşi eskiden benim karımdı: Kendisini boşadığım için bana böyle düşmanlık ediyorlar. Bunun Adam Blok Hazretleri'ne duyurulmasını ve Ziya Molla'nın şimdi İngilizlerden yana olmayıp ulusal eylemi destekleyenlerin propagandacısı olduğunu ve Mustafa Kemal Paşa ile ilişki kurmuş bulunduğunu ve beni suçlamasıyla da niteliğini ortaya koyduğunu üstatça görüşlerinize sunmak isterim.

21.10.1919

S.

Ek: Bir sakınca yoksa, Adam Blok Hazretleri'ne size olan hizmetlerimi duyurunuz.

Altıncı Mektup

Sayın Üstat,

Ankara'dan "N. B. D. 295 /3"den özel ulak ile gelen 20 Ekim 1919 günlü mektupta bildirildiğine göre "K. D. S. 93/1", yönergemiz gereğince orada bırakılarak kendisi Kayseri'ye gitmiştir. Yönergenin onaylanmış bir örneğini de Galip Bey'e gönderdiğini bildiriyor. Önceki ödeneği harcamış olduğu için yeniden ödenek istiyor. Gizli örgütümüzün genişlediğini ve haydut başkanlardan yakasını kurtaran Muhiplerimizin şimdilik köylerde kalarak el altından işe başladıklarını muştuluyor ve son yaptığınız ustaca düzenlemelerin verimli olacağını bildiriyor. "M.K.B.", pürüzsüz Türkçesi yüzünden önemli işler çeviriyormuş. Hele hocalığına diyecek yok diyor. Yönergenin "X.W" plânı tam olarak hazırlanmış. Aramıza yeni yabancılar girmemiş ise amaç, sezilmeksizin eylemli olarak sağlanmış olacaktır. Yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere özel ulak "4 R " burada alıkonulmuştur.

23/24.10.1919

S.

Ek: Ahmet Rıza Bey'in İtalyan güdümü üzerindeki demecini mektubun sonuna ekledim. Kendisinin Fransa'ya geçmesi, bizce tehlike olur. Bu işi sağlama bağlayınız.

Yedinci Mektup

Üstadım,

Ali Kemal Bey dün o adamla görüşmüş. Basın işinde biraz ağır davranmak gerektiğini söylemiş. Bir kez, lehine yöneltilmiş olan düşünürleri ve yazarları öncekine karşıt bir amaca yöneltmek, bizde pek kolay olmaz. Bütün devlet görevlileri ulusal eylemi şimdilik iyi görüyor, demiş. Ali Kemal Bey, yönergenize eksiksiz uyacak. Zeynelâbidin partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor.

Kısacası, işler bulandırılacak, Bugünlerde Fransa ve Amerika çevrelerinde benim adım çok geçiyormuş. Bunun nedenini şimdiye dek anlayamadım. Ulusal eylemden yana olanların, bu hükümetin siyasal görevlileri üzerinde yaptıkları etki sonucu olarak, tehlikeye giren yaşamımın korunması size bırakıyoruz. Ben bu güvenle kendi kendimi yüreklendiriyorum. Hikmet ile kendim görüştüm, Bu kez onu biraz kaypak buldum. Ama sağlam güvence verdi. "Ben merdim. Sözümden dönmem." dedi. Sivas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. Kadıköylü de işi üzerine alıyor. Fakat o yere batası ittihatçı basın, bazı bazı bizim işlere engel oluyor. Bunların yazılarına dikkat gerek. Paşamız gene de sinirli, "Ne vakit olacak?" diyor. Ev işinin bugüne dek yoluna konulmamış olması, buluşup görüşmemizi güçleştiriyor. "N.H.S. 495/1" Konya'ya önem verilmesini öğütlüyor. Size sözlü olarak açıkladığı iş üzerinde dikkatini çekmemi rica ediyor. Ali Kemal Bey'in uğradığı son yıkım üzerine üzüntülerinizi bildirdiğinizi söyledim. Bu adamı elde bulundurmak gerek. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunmak için en elverişli zamandır. 19 Ekim günlü mektubumu almadığınıza üzüldüm. Aracıyı biraz sıkıştırınız. Tehlikeden sakınmak, benim için pek önemlidir. Yeni bir parola gönderiniz. Hikmet ve Kadıköylü'ye numaralarını vereceğim. Saygılarımı sunarım üstadım.

24.10.1919 S.

Ek: Birkaç kez söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa'ya ve onu tutanlara biraz yumuşak davranmalı ki, kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. Bu işe pek çok önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.

Sekizinci Mektup

Sevgili Üstat,

Seçimleri geciktirmek ve geri bırakmak için gerek Mustafa Sabri ve gerek Hamdi ve Vasfi efendilerle uzun uzadıya, verdiğiniz yönerge sınırları içinde görüştüm. Razı oldular. Mahallelerde propagandalar başladı. Gerekenleri elde edecekler. Bol para dağıtarak halkın kafasını karıştıracaklardır. Padişahın bu konuda aydınlatılması gerekmektedir. Ustaca düşünce ve önlemlerinizle amaca ulaşacağımıza güvence veririm, üstat.

26.10.1919

S.  

Dokuzuncu Mektup

"9. R." özel ulak geldi. Keskin örgütü bitmiştir. Arkadaşlara propaganda için yönerge verdim. Başarılarımızın ilk verimlerini yakında alacağımıza güveniyorum, üstadım.

27/28.10.1919

S 

Onuncu Mektup

Sevgili Üstat,

Sarayda, yeni hükümet kurulmasının düzenlediği ve tasarladığı söylentisi yayılmıştır. Bu işin çabuklaştırılması çok gereklidir. Anadolu örgütümüzün bazı düzenleri Kuvayi Milliye'ce anlaşılmış, özellikle Ankara ve Kayseri'de bize karşı çalışmalar başlamıştır. Kürt Cemiyeti, söz verdiği halde bir iş yapamadı. Çetelerimizden bir kısmı tepeleniyor. Ne pahasına olursa olsun, tasarlanan hükümetin iş başına getirilmesi pek çok gereklidir. Ali Rıza Paşa'nın, düzenlemelerimize karşı önleyici önlemler alacağını da sanıyorum. Bozkır'a gidecek adamlarımız, tanınmış kişiler olduklarından, çokça korkuyorlar. Konya'da "K.B. 81/1"e, sizin adamınız aracılığı ile olayın kızıştırılması için bildirim yapılarak, propaganda kurullarının bu konu üzerinde çalışmaya çağrılması gereğini ve zorunluğunu bildirir, saygılarımı sunarım.

29 /30.10.1919

S.

Benim bir mektubumdan Hikmet'e söz açmışlar. Bu mektubun içinde yazılı olanları nereden öğrenmişler'? Hikmet ile kendim görüştüm; bunun doğru olduğunu, şaşkınlık içinde Hikmet'ten dinledim. Çaşıt, benim çevremde midir, yoksa sizde midir?

On Birinci Mektup

Sevgili Üstadım,

Kürt Teali Cemiyetindeki yakın dostlarımızla görüştüm. Yeni geldikleri için birkaç gün sonra, verilen yönergeye uygun olarak gerekli düzenlemeleri yapacaklarını; yalnız Kürdistan'a gönderilecek çeşitli arkadaşlar için büyük bir ödenek verilmesi gerektiğini söylediler. "D. B. R. 3/14l" den gelen mektubu da gösterdiler. Urfa, Antep, Maraş'ta Fransızlara karşı gereğinden daha çok kışkırtma yaptıkları ve halkı, kolordu komutanının güttüğü yumuşak siyasaya aykırı bir davranışa sürükledikleri yazılıdır. Hükümet başkanlığına Zeki Paşa'nın getirilmemesi için ileri sürülen düşünceler doğru değildir. Bu adam Kürtlere sözünü geçirebilecek durumdadır. Eski Ermeni kırımı unutulmuştur. Sizin aklınıza gelenler, bugün için her halde mevsimsizdir. Bunu, gerektiğinde başka türlü yorumlamak kolaydır. Ustaca yardımlarınızı her dakika bekliyoruz. Karşıdaki olayı ötekilerine bulaştırmaya çalışıyoruz. Saygılarımı sunarım.

4.11.1919

S.

On İkinci Mektup

Sevgili Üstadım,

Ahmet Rıza'nın Le Temps gazetesi haber yazarına verdiği demeç elbette dikkatinizi çekmiştir. Emir Faysal'a Fransızlarla anlaşma yapmasını öğütlemesindeki anlamın kapsadığı siyasal nükte, ustaca görüşlerinizden uzak kalmamalıdır. Kuvayi Milliye başkanları, son günlerde dikkati çekecek bir biçimde Fransa'ya eğilim belirtisi gösterdikleri gibi, bir yandan Irak'ta kargaşalık çıkartırken öte yandan Suriye'deki egemenliğinizi de baltalamak istiyorlar. Bu kuvvetlerin sürüp gitmesinde gösterilecek ilgisizlik ve savsaklama, İslam dünyasının İngiltere'ye karşı olağanüstü çalkanmasıyla sonuçlanacaktır. En dikkate değer olan bu noktayı görmek ve yüksek siyasa adamlarınıza göstermek pek çok önemli ve gereklidir. Şu düşüncemle bilimsel değerinize dil uzattığım sanısına varmayınız. Çünkü, Türkiye üzerinde sizden başka bir kuvvetin erkini ve egemenliğini sürdürmesi, siyasal amacımıza aykırıdır. Fransa, İtalya ve özellikle Amerika'nın, gerek devlet adamlarıyla gerek basınıyla bu kuvvete karşı gösterdikleri türlü eğilimler, siyasal ve askeri üstünlüğünüzü çekemediklerinin açık belirtileridir. Ahmet Rıza gibi Klemanso (Clemenceau) ve Pişon'un (Pichon) ve çeşitli yüksek siyasa adamlarının en yakın ve eski dostu olan kişilerin, Fransa'da önemli bir rol çevireceklerine ve kamuoyunu tam anlamıyla kendilerinden yana çekeceklerine inanınız. Bu adamın İsviçre'ye geçmesi ile ilgili haberlere bakılırsa oradan bir yolunu bulup Fransa'ya geçmek amacında olduğu kanısına varabilirsiniz. Balıkesir dolaylarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış ve "A. R." de gizlenmişlerdir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor. Beş bin liradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor. Karaman'dan "D.B.S. 40/5"ten gelen mektupta şimdilik beklemek zorunda oldukları ve Kayseri'de "K.B.R.87/4"ten gelen mektupta da pek yakında eyleme başlayacakları bildiriliyor. Ziya Efendi de, "H.K." ve "C.H."de örgütler tamamlandığından oraya yalnız ödenekle gitmek zorunda olduğunu sözlü olarak bildiriyor. Dilerseniz durum üzerinde sözlü olarak size geniş bilgi verecektir. Çok sıkı izlenildiğimizi, düzenlemelerimizden Sivas'ın günü gününe haber aldığını söyleyebilirim. Mehmet Ali'ye güvenmeyiniz. Ağzı sıkı değildir. Herhalde boşboğazlık ediyor. Dış örgütte ve işlerde benden başkasını kullanmasanız daha iyi olur. Ali Kemal Bey'in listeye geçirilmesi zorunludur. Bunca sırlarımızı bilen bu adamı gücendirirsek planlarımız, olduğu gibi yabancı ellere geçer. Bu adamı sıkıca kollayınız. Saygılarımı sunarım üstadım.

5.11.1919

S.

Kemal yakalanmış, bağlılığı bakımından, "K. B. R. 15/1"in örgütle ne ölçüde ilişkisi olduğu meydana çıkmış demektir. Bu adamı korumak çok gereklidir.


Mr. Fru'ya Yazdığım Mektup

Baylar, bu geniş düzene engel olmak ve yaratılan tehlikeli durumları ortadan kaldırmak için elimizden gelen her yola ve önleme başvurduk. Şimdiye değin anlattığım ve bundan sonra sırası geldikçe hatırlatmaya çalışacağım o hepinizin bildiği başkaldırmaları, karışıklıkları, resmi düşman kuvvetlerinin saldırılarını bastırmak ve ortadan kaldırmak için çok uğraştık, Ali Rıza Paşa Hükümeti, gözüne batan Kuvayi Milliye'yi bastırmaya ve bunun için bizimle didişmeye bakmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi ondan sonra hükümet kuran yüksek arkadaşları da, onun yolunda gitmekten ve sonunda yıkımdan yıkıma, rezillikten rezilliğe sürüklenmekten başka bir iş görmediler.

Baylar, bütün bu gizli düzen kaynaklarının, Rahip Fru'nun kafasında toplandığını ve oradan din kardeşlerimiz olacak hainlerin kafalarına sokularak uygulama alanına çıkarıldığı kestirildiğinden, bir zaman için olsun Rahip Fru'nun durmasını ve bu işten uzaklaşmasını sağlamaya yarar düşüncesiyle, kendisine bir mektup yazdım. Mektubun iyi anlaşılabilmesi için, şu bilgiyi de ekleyeyim ki ben Bay Fru ile İstanbul'da bir iki kez görüşmüş ve tartışmıştım. Fru'ya Fransızca olarak gönderdiğim mektubun Türkçesi şudur:

Mister Fru'ya,

Sizinle, Mösyö Marten aracılığıyla, yaptığımız görüşmelerin anısını seve seve gönlümde saklıyorum. Yıllarca ülkemizde ve ulusumuz arasında yaşamış olan sizin, bizim için en doğru düşünce ve kanılarla dolu bulunacağınızı umardım. Oysa, ne yazık ki, İstanbul çevresinde karşılaştığınız kimi aymaz ve çıkarcı kişilerin, sizi yanlış yönlere sürüklediklerini pek çok üzülerek anlıyorum. En başta Sait Molla ile düzenlemeye ve uygulamaya başladığınız, güvenilir kaynaklardan öğrenilen planın, İngiliz ulusunun gerçekten kınayacağı bir nitelikte olduğunu bildirmekliğime izninizi rica ederim. Ulusumuza, Sait Molla'nın değil, fakat gerçek yurtseverlerimizin gözüyle bakıldığı zaman, böyle planların artık ülkemize ve ulusumuza uygulanabilecek bir yanı olmadığı yargısına kolaylıkla varılır. Nitekim daha bugünün olaylarından olan Adapazarı ve Karacabey olaylarının başarısızlığa uğraması, sözümüzü doğrulamaya yeter. Fakat, buna ne gerek vardı? İngiliz subayı Novil'in, Diyarbakır dolaylarında Müslüman Kürt halkı yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan sonra Malatya'da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerle, Sivas'a karşı yaratmaya çalıştığı olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı utanç verici değil miydi?

Size önemle ve içtenlikle bildiririm ki, İngiliz ulusu, ulusumuzun dostluğuna ve güvenine değer vermiyorsa, bundaki yanılgı pek derindir. Böyle değilse kullandığınız araçlar pek yanıltıcı olup, sonuç ve verim alınacak nitelikte değildir. Sait Molla aracılığıyla Adapazarı'na gönderilen iki bin liranın, yakında verimli sonuç sağlayacağı yolunda verilen sözün yalan olduğunu olaylar size anlatmış olacağından uzun sözü gerekli görmem. Hele sizinle ilişki kuran düzmecilerin, Osmanlı Padişahının da ortaklaşa yaptığınız işlerinizde ve çalışmalarınızda eli varmış gibi gösterilmesi pek tehlikelidir. Siz çok iyi düşünebilirsiniz ki Padişah, sorumsuz ve tarafsız olup ulusal irade ve egemenliğimizle ilgili gerçekleri değiştirmez ve bozmazlar. Ülkemizde bulunan İngiliz siyasal görevlilerinin, elbette İngiliz ulusunun eğilimine ve çıkarına aykırı olarak, yurdumuza ve ulusumuza karşı uygarlığa ve insanlığa yaraşmaz bir biçimdeki girişimlerini, elimizde bulunan belgelerle İngiliz ulusunun gözü önüne serersek, sonuç dünyaca iyi karşılanmaz sanırım. Fakat, bu konuda, tuhaf olması bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki siz, bir din adamı olarak siyasa oyunlarına, özellikle öldürüşmeye varacak işlere karışmak hevesine kapılmamalıydınız. Sizinle yaptığım görüşmelerde, sizi bu türden bir siyasa adamı olarak değil, insanlığa hizmet eden, adaleti seven erdemli bir kişi olarak tanımıştım. Bunda ne denli aldandığımı son aldığım sağlam bilgilerin doğrulamakta olduğunu size bildirmekle şeref duyarım.

Mustafa Kemal


Ali Rıza Paşa Hükümeti Düşmanın Yalanlarına Gerçek Gözüyle Bakıyor

Baylar, İstanbul'da hükümetin gözü önünde ve bilgisi altında yapılmış ve yapılmakta olan alçakça girişimlerin ve bu girişimlerin bütün yurtta uğursuz belirtileri olduğunu açıkça ortaya koyan olayların gerçek kaynaklarını ve etmenlerini, İstanbul Hükümetinin, Heyeti Temsiliye'den daha iyi bildiği, şimdi de kuşku götürür mü?

Baylar, işlerin içyüzünü bilen bir hükümetin üyelerinden, düşmanların, salt yanıltmak ve yoldan çıkmak amacıyla ortaya attıkları kara çalmalara ve söylentilere gerçek gözüyle bakıp, yine onların öğütlerini çıkar yol ve önlem diye uygulamaya kalkışmak gibi bir davranış beklenir mi?

Bu sorulara yanıt vererek yüksek topluluğunuzu yormaktan çekindiğim için sözü, Ali Rıza Paşa Hükümetinin düşüncesini yansıtan Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya bırakmayı yeğ tutarım.

Baylar, açıkça söylemeliyim ki ben, Cemal Paşa'nın bu konu ile ilgili olarak gönderdiği şifre telin anlamını ve kapsamını kavramakta güçlüğe ve şaşkınlığa uğradım ve kendilerinden yeni bir tel göndermelerini istedim, Nazır Paşa, 9 Aralık 1919 günü, olduğu gibi bilginize sunacağım birbiri arkasından gelen telyazılarını gönderdiler.

9 Aralık 1919

 

Sivas'ta Üçüncü kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Yinelenmesi istenilen telyazısı aşağıda sunulmuştur:

Hükümetin, Barış Konferansına çağrılmak için istekte bulunduğunu bilinmektedir. Antlaşmanın iyice bir sonuca varması, gidecek delegelerimizin ulusal güveni kazanmış, hem de içişlerinde sözü geçer bir hükümeti temsil etmeleriyle yapılabilir. Yabancı devlet temsilcileri, içeride güvenliğin ve dirliğin kurulup yerleşmesini durmadan öğütlüyorlar ve Anadolu'da bir kırıma uğrayacakları kaygısıyla korkuya düşen Hıristiyan halkın, işgal altında bulunan düşman elindeki yerlere sığınmakta olduklarını etkili ve dikkat çekici bir dille söylüyorlar. Gerçi işgal edilmiş yerlere ve özellikle Adana dolaylarına gidenler, oralardaki Ermeni sayısını artırmak için gitmekte iseler de, bu gidiş üzerine, Anadolu'da dirlik ve düzenliğin bozulduğu ileri sürülerek, hükümetçe yapılan yalanlamanın etkisi azaltılıyor. Çünkü Heyeti Temsiliye güvence verdiği halde illerde kimi kişilerin, kendilerine hoş görünmeyen görevlileri kimseye danışmadan görevlerinden çıkarmaları, değiştirmeleri; hükümet işlerini aksatmaları, zor kullanarak yardım ya da vergi toplamaları gibi davranış ve karışmalarının büsbütün önlenememesi yüzünden, yabancı çevrelerin kaygıları da sürüp gitmektedir. Devletimizin karada ve denizdeki şu durumunda alınyazımız üzerinde karar verecek olan devletlere karşı gözdağı verici bir davranış herhalde dokuncalıdır. Bundan başka, Heyeti Temsiliye adına yabancı temsilcilere teller çekilmesinin, ülkede iki hükümet bulunduğunu gösterdiğini Fransa temsilcisi açıkça söylemiştir. Hele bunlardan herhangi birine karşı aşağılayıcı sözler kullanılması, temiz ahlâk ve ileriyi düşünen sağlam görüşle bağdaşmaz. Tehlike ve sıkıntı zamanlarında ağırbaşlı ve onurlu davranmanın ulusal özelliğimizden olduğu unutulmamalı; üzüntünün ve bezginliğin akla getireceği aşırı ve öldürücü istek ve tasarılar için yurdun yüce çıkarlarından vazgeçilmemelidir. Şimdiki durumumuzda haklarımızı, ancak iyi siyasa gütmekle, uyanık durmakla ve zamanın gereklerine uymakla savunabiliriz. Bu düşünceler, bildiğiniz şeyleri sizlere bir daha bildirmekten başka bir şey değilse de, arkadaşlara ve şubelere de yurtseverce öğütler vermek herhalde pek çok gereklidir. Yakında toplanacak olan Meclisi Mebusan'ımızın, sevgili yurdumuzun kurtuluşu ve mutluluğu için gereken bilgece önlemleri bularak bu yüksek amacı gerçekleştirmeye bütün varlığı ile çalışması ve özenmesi beklenmektedir.

Hükümetin düşüncesini bilginize sunarım.

Harbiye Nazırı

Cemal

Baylar, dinlemiş olduğunuz bu telyazısının içindekileri yorumlayarak yüksek topluluğunuzu yormayı gereksiz bulurum. Yalnız izin verirseniz, buna verdiğim yanıtı, olduğu gibi sunmakla yetineceğim

Şifre                       Sivas, 11.12.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

Hükümetin düşüncesi olarak gönderilen 9 Aralık 1919 günlü telyazısı, Kurulumuzca gözden geçirildi. Bu telyazısında bildirilenler, bunca açıklamalar yaptığımız ve bilgiler sunduğumuz halde, gene eskiden ileri sürülen görüşleri yineleme niteliğinde görülmüştür. Heyeti Temsiliye'mizin amacı, hükümet erkinin kırılmasını önlemek ve ulusal güveni sağlamlaştırmaktır diye birçok kez güvence verilmiştir. Sunularımızın ne yazık ki, gereken önemle dikkate alınmadığı kanısı uyanmaktadır.

1. Anadolu'da dirlik, düzenlik ve güven kalmadığı doğru değildir, belki düşük Damat Ferit Paşa Hükümeti zamanında yaratılan dirliksizlik ve güvensizlik, son zamanlardaki ulusal birliğin etkisi ile ortadan kalkmıştır.

2. Kişilerce, kimseye danışmadan görevli çıkarılmış ya da değiştirilmiş değildir. Yalnız, Dahiliye Nazırlığının, ulusal eylemlere karşı olmalarından dolayı düşük hükümet zamanında ulusça kovulan ve adları herkesçe bilinen görevlileri yeniden atamada direnmesiyle, pek anlamlı bir tutumu vardır. Dahiliye Nazırlığının, ulusal isteklere büsbütün aykırı olan ve şimdi bile kamuoyuna eski Nazır Âdil Bey ruhunun bu nazırlıkta yaşadığı duygusunu veren yürütümüne, elbette pek haklı ve yasal olarak, halk uyamamaktadır. Gene o müsteşarın, gene o İçişleri Genel yönetiminin, gene o Özlük İşleri Müdürünün işbaşında bulunmaları, gerçekten hem yüksek hükümetinizi hem de ulusa karşı söz vermiş olan Heyeti Temsiliyemizi pek güç bir duruma sokmaktadır. .....günlü telle bilginize sunduğumuz Dersim Mutasarrıfı konusu, dikkat çekicidir. Artık bu konuda Heyeti Temsiliye'ce yapılacak bir şey kalmamıştır. Bundan böyle de, Dahiliye Nazırlığının bu gibi işleri yüzünden ortaya çıkacak durumların düzeltilmesi için, iyi karşılanmadığından ve güven beslenmediğinden, ricada da bulunulmayacaktır.

Son bir kez daha şunu bildirelim ki yüksek hükümetiniz, ulusun güvenini gerçekten kazanmak, bu ülkeye ve ulusa yararlı olmak dileğinde ise, ki buna Kurulumuzun hiç kuşkusu yoktur, ulusun ruhuna, durumun ağırlığına göre bir yol seçmeli; asıl derdi kendi içinde iyileştirmelidir. Yoksa, iş başına gelindiğinden beri yapıldığı gibi, Heyeti Temsiliye'yi hedef tutarak bu yolda sürekli yazılar yazmakla amaca ulaşılamaz.

3. Düşük hükümetin ulusa düşman, düşmanlara dost olarak gütmüş olduğu haince siyasanın mirası olan Aydın cephesinde para toplanırken, belki bazı uygunsuzluklar olmuştur. Ancak, Sivas Genel Kongresi ile oluşan ulusal birliğin ve Harbiye Nazırlığının yaptığı yurtseverce çaba ve yardımların etkisiyle bu gibi olayların da önü alınmış demektir.

4. Ulus, Ateşkes Anlaşmasıyla bağlı bulunduğu düşman devletlerden hiçbirine gözdağı verici bir durum almış değildir. Yalnız, kutsal ve yasal haklarına el uzatılmasını, kesin zorunluk olursa, silahla da önlemeye kararlıdır.

5. Heyeti Temsiliye'nin, yabancı devlet temsilcilerine tel çekmesi konusuna gelince; bu, ancak protestolarda bulunmak içindir ki, yüksek hükümetinizin onayından da geçmiştir. Aslına bakılırsa, ulusal birliğin temsilcisi olarak Heyeti Temsiliye'nin, ulus adına bu denli yazışmalarda bulunması, yasal bir haktır. Eğer hükümet de, böyle duyarlık gösterir ve ulusla bir düşüncede olduğunu bu gibi elverişli durumlarda açıklamaya ve belirtmeye koşarsa, siyasaya zarar vermek şöyle dursun, bundan pek büyük yararlar elde edileceği apaçıktır. Oysa yüksek hükümetinizin, Adana'nın işgali gibi açık bir haksızlığı bile protesto etmediğini Fransızlar söylüyorlar. Demek ki, Fransız Temsilcisinin açık konuşmasının nedenini bu noktada aramalıdır. Kısaca şunu bildirelim ki, Heyeti Temsiliye, ne üzüntüye ve bezginliğe kapılmıştır ne de kutsal görevlerinde ulusun ve yurdun esenliği için gerekenleri anlayamayacak bir bilinçsizliğe düşmüştür. Ulusun esenliği adına aldığı önlemlerde ve yaptığı bütün işlemlerde ağırbaşlılığı ve onuru, alçalmaya ve uyuşukluğa yeğlemeyi temel ilke olarak kabul etmiştir. Siyasanın da, akıllılığın da, durumun gereklerine uymanın da ancak bu yolda olacağına inanmıştır. Bunun için, ulusun çok acı gerçekler karşısında uyanık ve bilinçli olan ruhundan aldığı bu ilkelerin tersini ulusa öğütleyemez ve yakında toplanmasını çok gerekli saydığı Meclisi Mebusan'ın da bu ruh ve duygu ile dolu olacağına sağlam güven besler.

6. Heyeti Temsiliye'mizin görüşü yukarda bilginize sunuldu. Bu gibi işlerde, delegemiz olarak, sizin hükümet üyelerini aydınlatmanız ve aslı olmayan şeyleri kendilerine açıklamanız gerektiğini, yurdun esenliği adına, saygıyla bildiririz.

Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Çürüksulu Mahmut Paşa'nın Demeci

Baylar, İstanbul'da yurdun kurtarılmasıyla ilgili en önemli görevlerde çalışan saygıdeğer ve akıllı tanınmış kişilerin o zamanlar, İstanbul'un zehirli havasını almaları yüzünden, anlayış ve görüşlerinde ne denli olumsuz sapmalar olduğuna bir örnek vermek için, daha Sivas'ta iken karşılaştığım küçük bir olayı, izin verirseniz bilginize sunmak isterim. Belki sayın üyeler arasında hatırlayanlar vardır. Senato üyelerinden Çürüksulu Mahmut Paşa, Bosfor (Bosphore) gazetesi yazarlarından birisine, siyasal durumumuz üzerine demeç vermişti. Mahmut Paşa'nın o sıralarda Barış Hazırlıkları Komisyonu üyesi olduğunu da hatırlarsınız. Paşa'nın, 31 Ekim 1919 günlü Tasviriefkâr gazetesinde de yayımlanan demecini, 17 gün sonra Sivas'ta okudum. "Ermenilerin pek çok olan isteklerine hak vermeksizin, sınırlarda bazı düzeltmeler yapmayı kabul ederiz." sözleri dikkatimi çekti. Doğu Anadolu'da Ermenistan yararına toprak bırakılacağına söz verme niteliğinde olan bu cümleyi, Barış Komisyonu üyelerinden bir devlet adamının söylemiş bulunması, gerçekten düşünülmeye ve şaşılmaya değerdi. Bundan ötürü, 17 Kasım 1919 günü Çürüksulu Mahmut Paşa Hazretleri'ne göndermeyi yararlı saydığım bir telyazısında, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı, "Doğu Anadolu halkının, pek haklı olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu" belirttikten sonra: "Erzurum ve Sivas kongrelerinin kararları uyarınca ulusun Ermenistan'a bir karış toprak bırakmayacağını; dahası, hükümet, bu denli acı bir zorunluk karşısında boyun eğerse ulusun, kendi haklarını kendisi savunmaya karar verdiğini ve bunun bütün dünyaya ilan edilmiş olduğunu" yazdım ve bu ulusal dayanç kararının ve direncin herkesten önce Barış Hazırlıkları Komisyonu yüksek üyelerince bilinmesi ve benimsenmesi gerektiğini bildirdim. (belge: 196)

Baylar, Sivas'ta kaldığımız sırada birçok sorunlar ve olaylarla karşılaşılmış ve zorunlu olarak ulusal, idari, askeri ve siyasal girişim ve yürütümlerde bulunulmuştur. Bunların hepsini ayrıntılarıyla anlatmak uzun sürer. Yalnız, izlediğimiz olaylar zincirinin birbirine bağlanmasına yarayacak kimi noktalara dokunarak ve işaret ederek geçeceğim.


Ulusal Örgütlerin Düzene Sokulması

Baylar, ulusal örgütün düzene sokulması önemliydi. Bunun için özel önlemler alındı. Seçimler dolayısıyla ortaya çıkan bazı görüş ayrılıklarının giderilmesi çarelerine başvuruldu.

Maraş'ta kimi Çerkez yurttaşlar, sözde Maraş'ın bütün Çerkezleri adına Cebelibereket (Adana'nın doğusunda bulunan ve o zamanlar Adana iline bağlı olan bir sancak. Bugünkü Osmaniye, Islahiye, Dörtyol ilçelerinin bulunduğu yerler) Guvernörünün (O zamanki Cebelibereket sancağının Fransız yöneticisi) Maraş'a gönderilmesini, Antep'teki Fransız askeri komutanından telle istemişlerdi. Buna izin veren Maraş Mutasarrıfı kınandı. Maraş'ın esnaf ve ileri gelenlerine, söz konusu Guvernör gelecek olursa, karşılamamaları bildirildi. İstanbul Hükümetinin de dikkati çekildi.

Bolu dolaylarında güvensizlik gittikçe artıyordu. İzmit'te, Âsım Bey'den sonra, Birinci Tümen Komutanı olan Rüştü Bey'e bu konuda yönerge verildi.

Baylar, 20 Kasım 1919 günü, İstanbul'daki örgütümüzden, Kara Vâsıf ve Albay Şevket imzalarıyla gelen bir şifrede: "Gebze Kaymakamının karşıcıl olduğu ve çeşitli ağır suçlar işleyen Yahya Kaptan'ın kötülüklerini örtmeye ve daha başka işlere başlayarak Kuvayi Milliye'ye leke sürmeye çalıştığı" bildiriliyor; bu kaymakamın yerinin değiştirilmesi söz konusu ediliyordu. (belge: l97)

Biz de bu görüşe yürekten katılarak gereğinin Cemal Paşa aracılığıyla sağlanmasını yanıt olarak bildirdik. (belge: l98)

Baylar, bu Yahya Kaptan sorunu, devrimin önemli bir evresi içine girdiği ve çok anlamlı olduğu için biraz ayrıntılara inmeyi uygun görüyorum.

Şimdiye değin verilen bilgilerden kuşkusuz anlaşılmış olacaktır ki, karmaşık, birbiriyle anlaşmış ve ortak düşmanların uygulamaya çalıştıkları planın önemli bir noktası da, ülke içinde güvensizlik olduğunu ve Hıristiyan halka saldırıldığını, eylemli ve maddesel işler ve olaylarla dünyanın gözü önünde tanıtlamak ve bu iş ve davranışların Kuvayi Milliye'ce yapıldığına inandırmaktı. Bu gizli ve alçakça amacın gerçekleştirilmesi için de, bildiğimiz gibi, birtakım çeteler kurarak özellikle Hıristiyan halk üzerine saldırmak ve bu çetelerin işleyecekleri ağır suçları, ulusal örgütlerin üstüne atmak yolunu tutuyorlardı. Bu girişimler, az çok yurdun her yanında filiz vermeye başlamakla birlikte, en önemli gelişme ve çalışma, İstanbul'a yakınlığı dolayısıyla, Biga, Balıkesir ve özellikle İzmit, Adapazarı ve Bolu dolaylarında oluyor ve dikkat çekici bir durum gösteriyordu.

Biz bu haince ama -açık söylemek gerekirse- çok ustaca girişime karşılık, olağanüstü önlem ve girişimlerde bulunmak zorunda kaldık. Çünkü, İstanbul Hükümeti, bütün bu düşman girişimlerini, gerçekten Kuvayi Milliye'ce düzenlenmiş sanıyor ve ortadan kaldırılmaları için sert önlemler alacağı yerde boyuna Heyeti Temsiliye'yi suçlayarak ve bu Kurula baskı yaparak, bu ağır suçları işleyen düşman çetelerinin dağıtılmasını bizden istiyordu. Ne yazık ki, hükümet, bu düşünce ve kanısını, İstanbul'daki örgütümüz başkanlarına da aşılamayı başarmıştı.

Baylar, bizim, özellikle İstanbul'a yakın olan İzmit bölgesinde uygulanmasını düşündüğümüz önlem, orada silahlı ulusal birlikler kurulması ve o dolaylardaki güvenilir komutan ve subaylarımızın da bu ulusal birliklere yardımı ve desteği ile, hain çeteleri izleyip dokuncalarını ve varlıklarını ortadan kaldırmaları idi.


Yahya Kaptan İşi

İşte, bu amaçla meydana getirebildiğimiz ulusal birliklerin en önemlisi ve güçlüsü "Yahya Kaptan" diye tanınmış olan bir özverili yurtseverin birliği idi.

Merhum Yahya ile ilk ilişkimiz şöyle oldu:

Bir gün telgrafçılar, Sivas Telgraf Merkezine şu bilgiyi veriyorlardı: Çok acele bir teli durdurdular; yani İstanbul'da durdurulmuştur. İçeriği şudur:

Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Dün İzmit'ten salık verilen Yahya benim. Yarın akşam Kuşçalı telgrafhanesinde buyruğunuzu bekliyorum.

Kuşçalı, Üsküdar'la Gebze arasında bir köydür. Gerçekten Yahya Kaptan bana İzmit'ten örgütümüzce salık verilmişti.

4 Ekim 1919 günü Kuşçalı merkezinden şu teli aldım:

 

Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Önemli ve çok ivedidir.

Ben size iki gün önce İzmit'ten salık verilen Yahya'yım. Buyruğunuz üzere, telgraf başında buyruklarınızı almaya geldim. En son yarın akşama değin Kuşçalı telgrafhanesindeyim.

Yahya

Anlaşıldığına göre, Yahya Kaptan İstanbul'dan telinin çekilmediğini anlayınca, kendisi daha Kuşçalı'ya gelmeden, bu teli Kuşçalı merkezine göndererek çektirmiş. (belge: l99)

Ben de şu buyruğu verdim: (belge: 200)

4 Ekim 1919

İzmit Merkezi Aracılığıyla Kuşçalı Telgrafhanesinde

Yahya Efendi'ye

Bulunduğunuz bölgede güçlü bir örgüt kurunuz. Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey aracılığıyla bizimle bağlantı sağlayınız. Şimdilik hazır bulununuz.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Başkanı

Mustafa Kemal

Baylar, Yahya Kaptan aldığı bu buyruk üzerine örgütü kurdu ve aylarca İstanbul'la ilişkisi olan çevrelerde hain çetelerin iş görmelerine engel oldu.

En sonunda, İstanbul Hükümetince öldürtüldü. Gerçi, Yahya Kaptan'ın çalışmaları ve korkunç bir biçimde şehit edilmesi, bundan sonraki aylarda geçen bir olay ise de, burada olaydan söz açılmışken, bir daha dönmemek üzere, sorunun açıklanması uygun olur düşüncesindeyim.

24 Kasım 1919 günü Kartal merkezinden, şu teli aldım:

Köy içinde suçsuz adam öldürme, Bucak Müdürünü herkesin gözü önünde dövme, köylülerden zorla (para ve mal) alma suçlarından dolayı Yahya Kaptan'ı hükümete teslim zorunluğu vardır. Dahiliye Nazırlığı önemle bu işi izliyor. Hükümetin güç durumda kalmaması, Yahya Kaptan'ın teslimini gerektiriyor. Buyruklarınızı makine başında bekliyorum efendim. (belge: 201)

İmza

Kartal Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Heyeti Temsiliye Başkanı Binbaşı

Ahmet Necati

Askerlerin ve resmi görevlilerin, bizim ulusal örgütlerle ilgili kurullarımızın başkanlıklarını açıkça almaları yöntemimiz değildi. Bir de, bizim örgütlerle ilgili tüzüğümüzü bilmesi gereken kurul başkanlarının, Heyeti Temsiliye'nin tek bir kurul olduğunu, her yerde birer Heyeti Temsiliye'nin olamayacağını da bilmesi gerekirdi. Bu telyazısı üzerine, İzmit'teki Tümen Komutanına şu teli yazdım.

Şifre                       Sivas, 25.11.1919

İzmit'te Birinci Tümen Komutanı Rüştü Beyefendi'ye

"Kartal Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı" sanıyla Binbaşı Ahmet Necati Bey'den gelen bir telde: Adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme, köylülerden zorla (para ve mal) alma işlerinden dolayı Yahya Kaptan'ı hükümete teslim etmek zorunluğu olduğu ve Dahiliye Nazırının da bu işi önemle izlediği bildirilmektedir.

Başlangıçtan beri ulusal ayaklanmalarda iyi hizmeti görülen bu adamın, ülkemizin bu bunalımlı günlerinde hükümete teslim edilmesi kesinlikle uygun görülmemekte olduğundan, hükümetin erkini de göz önünde tutarak, Yahya Kaptan'ın bu aralık yasa kovuşturmasından kurtarılması konusunun bir yoluna konulması, Kartal'da Necati Bey'e gereken yönergenin verilmesi ve sonucunun bildirilmesi önemle rica olunur.

Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal

26 Kasım 1919 günü Hereke merkezinden de şu teli aldım:

Ulus adına çok rica ediyorum. Bugünlerde Binbaşı Necati Bey'in görevini kötüye kullanması, Kuvayi Milliye'yi lekelemektedir. Hemen soruşturma yapılmasına buyruğunuzu rica ederim.

Gebze İlçe Milis Komutanı

Yahya

İzmit'teki Tümen Komutanından aldığım yanıt da, olduğu gibi, şudur :

İzmit,                      29 Kasım 1919

Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına

Y: 25. 11. 1919

Heyeti Temsiliye Başkanlığına:

Şimdiye dek yaptığım soruşturmaya göre, Yahya Kaptan'ın adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme gibi işler yapmadığı ve Binbaşı Necati Bey denilen kişinin kendi çıkarını sağlamak için Yahya Kaptan'ı ortadan kaldırmak amacını güttüğü; bu konuda size telle baş vurdukları zaman Yahya'yı da aldatarak yanlarına getirip öldürmeyi düzenledikleri halde Yahya'nın işi sezerek kendisini kurtarmış olduğu anlaşılmıştır. Soruşturmayı gereğince derinleştiriyorum. Sonucu bilginize sunacağım.

Birinci Tümen Komutanı

Rüştü

 

Tümen Komutanı Rüştü Bey'in birkaç gün sonra verdiği tamamlayıcı bilgi şuydu:

İzmit,                      5.12.1919

Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına

Heyeti Temsiliye'ye:

Binbaşı Necati Bey'in, Maltepe Atış Okulunda görevli memur olduğu halde, Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı kimliğine bürünerek Kuvayi Milliye adıyla başına topladığı Arnavut Küçük Arslan çetesiyle ortalığı soydurmakta olduğu ve Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail Efendi'nin de bununla ortak olduğu üzerinde kuşkum kalmamıştır. Son günlerde, hükümetin başına dert açan Darıca Rum bekçilerinin öldürülmesi ve İstelianos adında bir zenginin dağa kaldırılarak para istenmesi gibi işlerin adı geçen çeteye yaptırılması ve böylece alçakça işlere yanaşmayan Yahya Kaptan'a suç yükleterek gerek oraya gerekse hükümete Yahya Kaptan için yalan bilgiler verilmesi, bunların ulusal örgüt perdesi altında halkın ve hükümetin başına iş çıkararak keselerini doldurmaktan başka bir amaç beslemedikleri ve belki de daha başka siyasal amaçlar güttükleri düşüncesini uyandırıyor. Şimdiye değin pek namuslu davranmış ve davranmakta olan Yahya Kaptan'ın, bu gibi işlere katılmaması ve yukarda adı geçen çetenin, kendi bölgesinde kötülükler yapmasına meydan vermemesi dolayısıyla, Kaptan'ı resmi ya da özel olarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Dün Yahya Kaptan yanıma gelerek hayatının tehlikede olduğunu ve bunun için adamlarının silah ve cephanesini bana getirip teslim ederek kendisinin buradan yitip gideceğini bana resmi olarak söyledi. Kendisine gerekli öğüdü vererek ve daha hizmet edecek önemli zamanlar olduğunu söyleyerek yerine yolladım. Herşeyi iyi bilmesi gereken Gebze İlçesi Kaymakamından, resmi olarak bilgi istemem üzerine, aldığım karşılık da tam yukarda bildirdiğim gibi; yani Necati ve Nail efendileri suçlar, Yahya Kaptan'ı aklar niteliktedir. Necati Efendi'nin İstanbul'da nere ile haberleştiğini bilemiyorsam da bir yerden arasıra para aldığı söyleniyor. Bunların varlıkları ve cana kıymak istemeleri yüzünden Yahya Kaptan bu bölgede durmak istemiyor. Bunun için, aslında, sürekli (muvazzaf) bir subay olan Necati Efendi'nin başka bir yere, Nail Efendi'nin de gene başka bir yere kaldırılmalarının çok gerekli olduğu düşüncesindeyim. O yerler İstanbul'la haberleştiklerinden ben bir şey yapamıyorum.

Heyeti Temsiliye'ce gereğinin yapılması buyruklarınıza sunulur.

Birinci Tümen Komutanı

Rüştü

Rüştü Bey'in verdiği bilgilerden uzun uzadıya söz ederek 8 Aralık 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya yazdım. (belge: 202)

Aynı günde, durumu ve Cemal Paşa'ya başvurduğumuzu anlatarak, işin izlenilmesi İstanbul'daki örgütümüz başkanlarına da bildirildi. (belge: 203)

On dokuz gün sonra, yani 27 Aralık 1919 günü, şifre içinde Vâsıf ve dışında Albay Şevket imzaları bulunan uzun bir telde şu bilgi veriliyordu:

"..... Güvensizliğin başlıca yaratıcıları, Yahya Kaptan'la arkadaşı Kara Arslan ve Alemdağı'nda dolaşan Sadık çeteleridir."

Yahya Kaptan'ın birtakım şımarıklıklarından söz ettikten sonra: "... bizi, artık bu haydutu kötülük yapamayacak bir duruma getirmek girişiminde bıraktı."

"Öteden beri araları iyi olmayan Küçük Arslan çetesinin gözde olması(?!) kendisini çeşitli araçlarla suçlarını örtmeğe sürüklemiştir."

"Yüzbaşı Nail, Yahya'ya karşıdır. Necati Bey'e gelince; düşük hükümet zamanında(!) Kartal İlçesince başkan seçilerek, Kuvayi Milliye adına, merkezle ilgisini kesmiş(?)... Ulusal örgütü kökleştirmiş....... Yeniköy Rumlarının sağa sola sarkıntılıkları üzerine, Küçük Arslan çetesini dolaştırmaya başlamış..... Tarafınızdan para da verilmiştir (?!)."

"Yahya Kaptan ..... her şeyi sonuçsuz bırakmak için dümen çevirmektedir (?!)."

"Binbaşı Necati biraz idaresiz ise de cezayı haketmiş değildir."

"Gebze Kaymakamının...... bir an önce kaldırılarak Rum ve Ermeni dolaplarına son verdirilmesi....". (belge: 204)

Baylar, bu bilgiler arasında benim bilmediğim noktalar vardı. Örneğin, ben Küçük Arslan çetesini ve onun gözde olduğunu bilmiyordum. Bu çeteye Necati Bey aracılığıyla para verdiğimi kesinlikle anımsayamıyordum.

Yahya Kaptan'ın, verdiğimiz yönerge gereğince, düşman çetelerini ortadan kaldırmaya ve hiç olmazsa onların Hıristiyan halka saldırarak düşmanın amacını gerçekleştirmeye yönelmiş bütün girişimlerini sonuçsuz bırakmaya çalıştığını çok iyi biliyorduk.

Gebze Kaymakamının niteliği, şimdi ekleyeceğim belgelerle anlaşılabilecektir sanırım.

4 Ocak 1920 günü Tümen Komutanı Rüştü Bey'e, Vâsıf Bey'in verdiği bilgiyi, olduğu gibi özetleyerek bunun kendisince verilen bilgiyle çelişik olduğunu bildirdim ve bir kez daha güvenilir ve inanılır kişiler aracılığıyla işin soruşturulmasını ve incelettirilmesini kendi düşünceleriyle birlikte açık olarak bildirilmesini rica ettim. (belge: 205)

Baylar, bu işte gerçeğin ortaya çıkmasına yarayan belgeleri bilmenizi istediğim için, Rüştü Bey'in verdiği yanıtı, olduğu gibi bilginize sunmama izin veriniz:

Düzce,                      7/8.1.1920

Yirminci Kolordu Komutanlığına

Y: 4.1.1920 şifreye:

Heyeti Temsiliye Başkanlığına:

Yahya Kaptan için yapılan çeşitli suçlamalar üzerine, birkaç kez Yüzbaşı Ali Aguş Efendi aracılığıyla yaptırdığım soruşturma, adı geçenin lehinde çıktı. Bununla birlikte, kendisi okumamış bir kişi olduğundan, hizmet sanarak bazı şeyler yapmış olabilir. Büyük ve Küçük Arslanlar ise aslında haydutturlar. Ama, ulusal örgüte karşıt düşüncede olduğu kuşku götürmeyen ve Yahya için herkesten daha çok sızıltı yapması gereken Gebze Kaymakamına bu konuda yazdığım yazıya aldığım 1.12.1919 günlü ve 17 sayılı yanıtın örneği, olduğu gibi aşağıya alınmıştır:

Ben, bu telde bildirilenlere bir parça olsun inanmak zorunda kaldım ve aynı inanla bu yazıyı İstanbul'da Şevket Bey'e de gösterdim. Benim öğrenemediğim bazı nedenler yüzünden İstanbul'ca kendisi için bir işlem yapılması gerekli görülürse elbette bir şey denilemeyeceği, bilgilerine sunulur.

Örnek

30.11.1919 günlü, 53 sayılı yüksek buyrukları karşılığıdır:

Kartal Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı Binbaşı Necati Bey'in adam öldürme ve Bucak Müdürünü dövme ile ilgili suç bildirmeleri, kişi ve zaman gösterilmediğinden, gerçeğe uygun değildir. Çünkü, dövüldüğü bildirilen Bucak Müdürü Burhanettin Bey ise, Yahya Kaptan'ın kendisini dövmediğini ve onun bir saldırısına uğramadığını resmi olarak ve yazıyla bildirdiği gibi, bu konuda Makamıma da hiçbir yakınmada bulunmamıştır.

Adam öldürme işine gelince; Yahya Kaptan'ın adam öldürdüğü üzerine, hükümete ve adliyeye hiçbir yerden başvurma ve yakınma olmadığı gibi, kendisinin mahkemeye çağrılması için bir kâğıt bile yazılmamıştır. Eğer Darıca Rumlarından ikisinin öldürülmesi ve Kartal'ın Paşa Köyünden İstelianos Çorbacı'nın (Hıristiyanlar için kullanılan bir san. Aşağı yukarı "Ağa" anlamına gelir) dağa kaldırılarak kendisinden kurtulmalık istenmesi ve alınması anlatılmak isteniyorsa, bu haydutça suçları Küçük Arslan çetesinin işlediği söylenmektedir ve bu, yüzde yüz gerçektir. Adı geçen çete ise, Yahya Kaptan'a öteden beri düşmandır. Aslında Yüzbaşı Nail Efendi'nin koruyuculuğunda ve eli altında iken sayısı on sekize yükselen bu çetenin şimdi Binbaşı Necati Bey'in buyruğu altına verilmiş bulunduğu ve kendilerine ellişer lira aylık bağlama yoluna da gidilmekte olduğu ögrenilmiş olup köyleri soymaktan vazgeçmedikleri bilinmektedir. Binbaşı Necati Bey, Yüzbaşı Nail Bey'in eski okul arkadaşıdır. Kendisiyle bir buçuk ay önce Aydınlı Köyünde, Küçük Arslan çetesi adamlarından Ali Kaptan'ın dağa kaldırdığı Çorbacı'dan alınan para ile yaptığı ünlü düğününde buluşmuşlar; sonra birçok kez, Binbaşı Necati Bey, Yüzbaşı Nail Bey'in evine gelip konuk olmuştur. Aralarında düşünce birliği vardır. Yüzbaşı Nail Bey öteden beri Yahya Kaptan'a karşı olup onu ulusal örgüt kurduğu sıralarda, ilçenin sınırları dışına kovup çıkarmaya kalkışmıştır. Küçük Arslan çetesince yapıldığı söylenen ve yüzde yüz doğru olan yukarda anılmış iki haydutluk olayı ile, Kuvayi Milliye'yi karalamak ve Yahya Bey'i lekelemek amacı güdüldüğü sezilmiştir. Bu suçlar ise, adı geçen Arslan çetesinin dolaştığı yerlerde ve iş gördüğü alan içinde işlenmiştir. Dahası, İstanbul Muhafız Alayına bağlı Süvari Birliği Komutanı Hakkı Bey'in bu olaylar üzerine kovuşturma yapmak için gönderileceği sırada Yüzbaşı Nail Bey'in ilgililerle haberleşerek, artık gereklik kalmadı diye, Hakkı Bey'i İstanbul'a kaldırttığı ve kovuşturmayı bıraktırdığı kesin olarak bellidir. Öne sürülen adam öldürme işi, bundan başka bir olay ise, bu konuda açıklanmak üzere, kişi ve zaman da bildirilmesi gerekir. Darıca Rum bekçilerinin öldürüldüğü gün çarşıda serbestçe gezen Küçük Arslan çetesince adam öldürüldüğünün ortalığa yayılması üzerine Yüzbaşı Nail Bey, kendisinin başka bir yere kaldırılmasını istemiş ve burada kesinlikle oturmayacağını söylemişse de, alay ve tabur komutanları ve Binbaşı Necati Bey buraya gelerek Yahya Kaptan için bir işlem yapılmasını delege Sırrı Bey'e yazdıracaklarına söz ve güvence vererek yerinde kalmasını istemişlerdi. Bu kez Yüzbaşı, 25 Kasım 1919 salı günü gidip gelen Necati Bey'i aldatarak gerçeğe uymayan ihbarlara ve suçlamalara yönelttiği gibi; bir yandan telefonla Yahya Kaptan'ı merkeze çağırtarak, öte yandan Küçük Arslan çetesini de kendi evinde hazır bulundurarak yakalatmayı tasarlamışsa da her nedense bunu göze alamayarak giriştiği işten vazgeçmek ve Necati Bey de Kartal'a dönmek zorunda kalmıştır. Şu duruma göre, Yüzbaşı Nail Bey, gerek Necati Bey ve gerek maşası olan Küçük Arslan çetesi aracılığıyla Yahya Kaptan'ı suçlamaktan ve ona karşı dolaplar kurmaktan hiç geri kalmamaktadır. Yahya Kaptan, kendine karşı çıkan ve düşman olan Küçük Arslan çetesi gibi, köyleri soymaya ve Hıristiyanları öldürüp yok etmeye izin vermediği gibi, kendi buyruğu altında bulunan Büyük Arslan Bey çetesince bazı uygunsuz işler yapıldığında hemen önleme ve cezalandırma yoluna giderek, ulusal amaç olan bağımsızlık ve yurt esenliği kaygısıyla güvenliğin ve sıkı düzenin korunmasına hizmet etmektedir. Bundan önce de, Büyük Arslan Bey çetesinin aman dilemesine ve sığınmasına yardımcı olmak ve bağışlanmasını sağlamakla yaptığı hizmetler övülmeye değer. Yahya Kaptanın suçlu gösterilmesi, Yüzbaşının kişisel isteklerine boyun eğmemesinden ve Küçük Arslan çetesince yapılıp Yahya Kaptan'ın üstüne yıkılmak istenen haydutlukların eksik olmamasından ve bunu yapanların korunması dolayısıyla Yüzbaşının kınanmasından ve yüzbaşıya sert uyarmalarda bulunulmasından ileri gelmektedir. Bilgilerine sunulur (Gebze Kaymakamı Mehmet Nurettin).

Birinci Tümen ve Bolu Bölgesi Komutanı

Rüştü

Baylar, bu bilgiler gelmeden önce şöyle bir haber verdiler: "Yahya Kaptan Tavşancıl'da sarıldı. Bunu yapan, İstanbul'dan gelen bir askeri birliktir."

Bu haber üzerine, İzmit'te Tümen Komutanlığından, 7 Ocak 1920 günlü şifre ile, makine başında bilgi istedik ve: "Haber doğru ise, İstanbul'dan geldiği bildirilen birlik komutanına, söz konusu kişinin -Yahya Kaptan'ın- bizim adamımız olduğunu ve eğer yersiz bir işi ve suçu varsa elbette gereğinin bizce yapılacağını ve hiçbir türlü Yahya Kaptan'ın sarılmasını ve tutuklanmasını uygun görmediğimizi bildiriniz." dedik. (belge: 206)

Baylar, 7 Ocak l920'de yazılıp 8'de aldığımız iki tel vardır. Bunlardan biri, İzmit'ten, Birinci Tümen Komutan Vekili imzasıyla Fevzi Bey'dendir. Bildirdiği şudur: "Bu gece, iki bin kişilik bir kuvvet, Tavşancıl'a çıkarak Kuvayi Milliye Komutanı Yahya Bey'i sarmışlardır. Yapılacak işlemin bildirilmesi buyruklarına sunulur."

Öteki tel de, Düzce'de bulunan asıl Tümen Komutanından geliyordu. Rüştü Bey, merkezde bulunan vekilinden aldığı aynı bilgiyi veriyordu. (belge: 207)

Tümen Komutan Vekili Fevzi Bey'in, 7 Ocak 1920 günlü sorumuza verdiği 7/8 Ocak 1920 günlü yanıtında, Yahya Kaptan'ın daha ele geçmediği, gelen birlik ile Kuvayi Milliye arasında bir çarpışma olabileceği ve gelen birlik komutanına buyruğumuzu bildireceği haber veriliyordu. (belge: 208 )

Baylar, o günlerde milletvekili olarak İstanbul'da bulunan emir subayım Cevat Bey'den 10 Ocak 1920'de şöyle bir tel geldi:

Harbiye,                    10.1.1920

Yirminci Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne:

6.1.1920 gecesi sabaha karşı Jandarma Genel Komutanı yardımcısı Hilmi Bey ve Üsküdar Jandarma Komutanı Nazmi Bey komutasında dört subay, elli jandarma ve Yüzbaşı Nahit Efendi komutasında İstanbul Muhafız Alayından doksan er, Bandırma vapurunun ışıkları söndürülerek Hereke'ye götürülmüş ve sabaha karşı Hereke'ye çıkan birlik hemen Tavşancıl'ı kuşatmış ve çeşitli evleri basmıştır. Gelenler, köy İhtiyar Kurulunu toplayarak, vatan haini olan Yahya'yı, teslim etmezler ya da nerede olduğunu söylemezlerse Tavşancıl'ı insanlarıyla birlikte yakacaklarını söylemişlerdir. İhtiyar Kurulu, iki günden beri Yahya Kaptan'ın köylerinde olmadığını ve nerede bulunduğunu bilmediklerini direnerek söylediler. Yahya sağ olarak ele geçemeyecektir. Fakat Yahya'nın ölümünden sonra Marmara bölgesini elinde tutan ve bölgede üstün duruma gelen ve her gün İngilizler ve Fransızlar eliyle silahlandırılan Rumların ve İstanbul'daki rezillerin pek büyük bir başarı sağlayacakları bellidir. Kuvayi Milliye adını taşımakta olan Yahya'nın öldürülmesi, İzmit, Adapazarı ve İstanbul dolaylarında düşmanlarımızın hesabına karıştırıcılık yapacak birçok çetelerin doğmasına da yol açacaktır. Bunun için, Cemal Paşa Hazretleri'nin işe el atmasıyla Yahya'nın, adını değiştirerek önce bildirdiğim gibi, serbest bırakılması için gerekenlere buyruk verilmesi rica olunur. (Cevat)

Harbiye Nazırı

Cemal

Bu telin, Harbiye şifresiyle ve Cemal Paşa imzasıyla kapatılmış olması ama içinde "Cemal Paşa Hazretleri'nin işe el atmasıyla Yahya'nın kurtarılmasının sağlanması" kısmı dikkat çekicidir. Demek ki Cemal Paşa, Cevat Bey'in telinin, okumayı gerekli görmeden, kendi şifresiyle ve imzası altında çekilmesine izin vermiştir. Çünkü, bir kez Yahya'yı kovalatan Cemal Paşa'dır. Bundan başka, serbest bırakılmasına kendisinin aracı olması için benim buyruk vermemi, kendi bilgisi altında, kuşkusuz yazdırmazlardı.

İzmit'teki Tümen Komutanı Vekilinden gelen 9 ve l0 Ocak 1920 günlü iki telle, iki çarpışmadan sonra Yahya Kaptan'ın öldürülerek ele geçirildiği, duyulanlara dayanılarak bildirildi. (belge: 209)

11 Ocak 1920'de Tümen Komutan Vekilinden, İstanbul'dan gelen birlik komutanına benim yerime bildirim yapılıp yapılmadığını sordum. (belge: 210) Üç gün sonra 14 Ocak 1920 günlü raporunda, Tümen Komutan Vekili şu bilgiyi verdi: "Kendi yaptığım soruşturmadan... çarpışma olmamış; yalnız, Yahya Kaptan teslim olduktan sonra, köy dışında kesici aletle öldürülmüştür. Kafatasının olmaması bunu doğrulamaktadır." (belge: 211)

Baylar, bu uğursuz haber üzerine İstanbul'daki örgütümüze, 20 Ocak 1920 günü Albay Şevket Bey aracılığıyla şu teli yazdık:

Yahya Kaptan'ın öldürülmesine gereklik gösteren nedenlerle, teslim olduktan sonra kasıtla şehit edildiği anlaşıldığından öldürülmesinde kimlerin etkisi ve eli olduğunun, İstanbul'dan bize başvuran birçok özverili arkadaşlara bilgi verilmek üzere, tez elden bildirilmesi rica olunur efendim.

Heyeti Temsiliye adına

Mustafa Kemal

Eski bir yazımıza yanıt olmak üzere, İstanbul'dan, 20 Ocak 1920'de yazılıp bir gün sonra gelen tel de şuydu:

Beşiktaş, 20.1.1920

Ankara'da Yirminci Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne özeldir.

Y: 17.1.1920

1-  Olay yerinde bulunan güvenilir bir kişinin söylediğine göre, Yahya Kaptan yakalanıp köy dışında bulunan karakolun yanına götürülürken yakın bir yerden on kadar haydutun karakola ateş etmesi üzerine, kaçmaya yeltenmiş ve bu sırada öldürülmüştür. Bununla birlikte, iyi bir soruşturma yapılması için hükümete başvuruldu.

2-  Yahya Kaptan'ın Kuvayi Milliye adına pek çok kötülükler yaptığı, yaygın olarak söylendiği gibi, yapılan resmi ve özel soruşturma da bunu doğruladığı için hükümet, kovuşturmaya karar vermiş; fakat, Kurulumuzca adı geçenin geçici olarak saklanıp Kuvayi Milliye'nin işlerine karışmaması ve kötülük yapmaması, yanında bulunan kaçak er ve jandarmaları geri göndermesi koşuluyla kovuşturma yapılmaması istenmiş ve gerekenler katında girişimlerde bulunulmakla birlikte, Gebze'ye de özel memur gönderilmişti. Bu sırada hükümet gizlice birdenbire asker göndermiş ve yalnız Yahya Kaptan'ı yakalamak istediğini ilan etmiş ve bildirilen durum meydana gelmiştir efendim. (Vâsıf)

Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı

Şevket

Baylar "Köy dışındaki karakola götürülürken yakın bir yerden ateş edilmiş (?), kaçmaya yeltenmiş, bu sırada öldürülmüş (?!)". Bu sözlerin bu gibi öldürmelerde bir formül gibi kullanıldığını anlamamak için, çok bön olmak gerekir.

Yahya Kaptan'ı yok etmek için, birlikte çalıştıkları ve karar verdikleri, hükümetin gizlice ve birdenbire olupbitti yapıvermiş olduğu yolundaki sözler de dikkat çekicidir. İstanbul'da Jandarmadan, İstanbul Muhafız Alayından subay, er ayrılıyor... İstanbul'da üstün durumda olduğunu ileri süren örgüt başkanlarımız bunu öğrenemiyorlar.

Kara Vâsıf Bey'in bu teline karşılık olmak üzere gönderdiğimiz soru teli şudur:

Şifre                       Ankara, 22.1.1920

İstanbul Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Şevket Bey'e

Yahya Kaptan'ın öldürülmesi işini önemle izleyen ve hesabını isteyen, özellikle İstanbul'da, pek çok kimse vardır. Gerçeğin belirtilmesine yaramak üzere yaygın olarak söylendiği bildirilen kötülüklerin neler olduğunun tez elden bildirilmesi rica olunur.

 Heyeti Temsiliye adına

 Mustafa Kemal

Baylar, bu sorumuza verilen yanıtı da, dinlemeye katlanacağınızı umarak, olduğu gibi bilginize sunacağım:

Beşiktaş, 24.1.1920

Ankara Yirminci Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne özeldir.

Y: 20.1.1920

1-  Yahya Kaptan'ın, teslim olduktan sonra öldürüldüğünü işittik. Soruşturma yapıyoruz. Sonucu bilginize sunacağız.

2-  Adı geçenin öldürülmesinin nedeni, hiçbir kimseyi dinlememesi, Kuvayi Milliye adına açıkça kötülük, haydutluk yapması ve haydutları öteden beri saklaması ya da gösterilen yere gitmesi için verilen buyrukları dinlememesidir. Bunun üzerine hükümet köylerden ve çevreden kendisine başvuranların üstelemelerine dayanamayarak, kendiliğinden ve Kurulumuzun haberi bile olmadan işe girişmiştir efendim (Vasıf).

Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı

Albay Şevket  

Sayın baylar, telyazısının ikinci maddesindeki, adı geçenin hiç kimseyi dinlememesinin, öldürülmesine neden olarak gösterilmesi hiç doğru olamaz. Şehit rahmetli, beni dinliyordu, benden buyruk alıyordu. Verdiğim buyruğa göre iş görüyordu. Başka bir yere, ya da kişiye bağlı olduğunu, onlardan buyruk alması gerektiğini kendisine buyurmamıştım. Bu yüzden, İstanbul'dan, her önüne gelenden, Dahiliye Nazırından, Jandarma Komutanı hain Kemal Paşa'dan verilen buyrukları dinlememesi aslında bizim istediğimiz bir şeydi. Kuvayi Milliye adına haydutluk ve kötülük yapanın da kendisi olmayıp Küçük Arslan çetesi gibi haince özel amaçla kuruldukları belgelerle anlaşılmış bulunan çeteler olduğu ve Yahya'nın bunların haydutluklarını önlemeye çalıştığı da, sözlerine inanılması gereken kişilerin soruşturmalarıyla tanıtlanmıştır.

Gebze Müdafaai Hukuk Kurulu Başkanı ile Gebze Kaymakamı Fevzi Bey'in birlikte imzaladıkları ve üzücü olayın meydana gelişinden önce yazdırıp makine başında yaptıkları başvuruyu da bildirmeden geçemeyeceğim:

"Gebze Kuvayi Milliye Komutanı Yahya Bey'in -bazı adamların suçlamaları üzerine- en sonunda Salı gecesi İstanbul'dan üstsubaylar komutasında gelen iki bin kişilik kadar bir kuvvetle Tavşancıl'da sarıldığı ve şu sırada kuşatılmış durumda bulunduğu, şimdi halktan aldığım bilgilerden anlaşılmıştır. Böyle yurdu için çalışan bir kişiye karşı yapılan bu işlemin pek haksız olduğu yüce komutanlığınızca bilinmektedir. Adı geçenin kurtarılması için ne gibi bir işlem yapılacağının emir buyurulmasını makine başında beliyoruz."

Kaymakam

Müdafaai Hukuk Kurulu Başkanı

Fevzi

Hacı Ali

 

Baylar, o günlerde İzmit dolaylarında Kuvayi Milliye örgüt işleriyle uğraşan milletvekili Sırrı Bey'in de, bu konuda bildirdiklerini, olduğu gibi sunmama izninizi rica ederim:

İzmit, 11.1.1920

Yirminci Kolordu Komutanlığına

1-  Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne; Dört gün önce yazışması yapılmış olan Yahya Kaptan sorunu, sonunda, haber almış olacağınız üzere, şehit edilmesiyle sonuçlandı.

2-  Yahya Kaptan'ın, İstanbul'un kapısı sayılan bir yerde, örgenleşmiş olarak bulunması, herhalde Kuvayi Milliye'ye karşı olan kişileri korkutmaktan uzak kalmadığı için, ortadan kaldırılması kararlaştırıldığı kuşku götürmez.

3-  Öldürme işinin bu amaçla kararlaştırılmış olması, olayı yasal nitelikten çıkartmakta ve Heyeti Temsiliye'ce üzerinde düşünülmesini gerekli kılmaktadır.

4-  İzmit sancağı haydutlar yüzünden tedirgin iken, yerinden kımıldamayan ve buyruğu altındaki hiçbir birliğe emir vermeyen; yanındaki cezaevinden on beş yirmi kişinin birden kaçmasını her gün olağan işlerden sayan Alay Komutanı Hikmet Bey, Yahya'nın öldürülmesini önemli sayarak emrine aldığı jandarma kuvveti ile kendisi de gitmiş ve sonunda Kuvayi Milliye'ye önemli bir vuruşla amacına ulaşmıştır. Sonu var (Milletvekili Sırrı).

Birinci Tümen Komutanı Vekili

Fevzi

Yirminci Kolordu Komutanlığına

1-  Gebze'de kurulmuş olan Kuvayi Milliye'nin başsız kalması bundan böyle, oraların korku içinde kalmasına yol açacaktır.

2-  Bura halkınca bütün Kuvayi Milliye'nin dayanağı olarak bilinen Yahya'nın böylece öldürülmesi kamuoyunu gerçekten karıştırmıştır.

3-  Yahya'nın öldürülmesi, hükümetin Kuvayi Milliye'ye karşı bundan sonra alacağı saldırgan duruma kanıt sayılmaktadır.

4-  Bu davranış üzerine, yabancılar da, hiç kuşku yok, Kuvayi Milliye'nin hükümet gözünde bir değeri olmadığı ve yok edilebileceği kanısına varacaklardır. Bu bakımdan gerekli önlemler alınmalıdır. Sonu var (Milletvekili Sırrı).

Birinci Tümen Komutanı Vekili

Fevzi

Yirminci Kolordu Komutanlığına

1-  68 sayılı şifreye ektir: Öncesi geçen telimizde. Durum karışıklıktan kurtarılmaz ve Gebze kuvvetlerinin hemen güvenilir bir kişiye verilmesi yoluna gidilmezse, Üsküdar sancağı ile birlikte bütün İzmit sancağında bir tek kişinin bile Kuvayi Milliye'yi tutmayacağı kesin olarak bilinmelidir.

2-  Jandarma Alay Komutanı Hikmet Bey'in, bir dakika bile beklenmeden kaldırılması çok gereklidir.

3-  İzmit sancağında Kuvayi Milliye'nin varlık gösterebilmesi, ordu hizmetinde bulunan Yarbay Fevzi Bey'in, Jandarma komutanı olmasına bağlıdır. Başka çıkar yol yoktur. Bunu önemle bilginize sunuyorum (Milletvekili Sırrı).

Birinci Tümen Komutanı Vekili

Fevzi

Yirminci Kolordu Komutanlığına

1-  79 sayılı şifreye ektir:

Kuvayi Milliye'nin Anadoluca horlanmakta olduğu yolunda çıkan söylentiler, son acı olay üzerine karşıcılları daha çok yüreklendirdiğinden, eski erkin ve canlılığın yitmediğini gösterecek eylemli bir önlem alınması çok gereklidir.

2-  Ali Fuat Paşa Hazretleri'nin buraya buyurmalarını gerekli görmekteyim.

3-  İzmit sancağına önem verilmesini ve önem verildiğini gösterecek eylemli önlemler alınması gerektiğini bir daha bildirmeye zorunluk duyuyorum (Milletvekili Sırrı).

Birinci Tümen Komutanı Vekili

Fevzi

O günlerde İstanbul'da Bulunan Rauf Bey de şu mektubu gönderdi:  

İstanbul, 19.2.1920

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Yahya Kaptan'ın teslim olduktan sonra öldürüldüğü, buraca da anlaşılmıştır.

Muhafızlığa başvurulmuş, otopsi de yapılmıştır. Yasalar gereğince kovuşturma yapmayı hükümet eline almıştır efendim. Saygılarımızı sunarız.

Hüseyin Rauf


Vicdan Ödevlerimden Biri

Baylar, Yahya Kaptan'ın öldürüldüğüne kuşku kalmamıştı. Bu gerçek bilindikten sonra, öldürtmüş olan hükümetin, yasal kovuşturmaya girişmiş bulunması, cinayeti işleyenlerin meydana çıkmayacağına kanıt değil miydi? Ama baylar, zaman, her şeyin, her gerçeğin, tarihin özdenlikli kucağında incelenmesini sağlayacaktır.

Saygıdeğer baylar, hükümeti ve İstanbul'daki örgütümüzün başkanlarını, böyle çirkin bir cinayetin işlenmesine aracı olmaya sürükleyen nedenlerin ve etmenlerin incelenmesiyle gerçekten ders alınmaya değer sonuçlar çıkacağına inandığım içindir ki, dıştan bakılınca önemsiz gibi görülebilecek olan bir olayı kanıtlara ve belgelere dayanarak açıkladım. Bu açıklamamla ulusun gözü önünde aydınlık bir inceleme ortamı doğmasına yardım edebildimse vicdan ödevlerimden birini yapmış olduğuma inanacak ve gönül rahatlığına ereceğim.

Baylar, bu olayı incelerken iki noktayı göz önünde tutmak yararlı olur. O noktalardan:

Birincisi: Sait Molla'nın üyesi bulunduğu gizli örgüt ile Gebze ve Kartal dolaylarında, hepsi bu örgütten olan kişilerin ve çetelerin rollerini ve bu rolleri bizim adamlarımız ve örgütümüz yapmış gibi göstererek yurtsever geçinen kişileri aldatıp kandırmada gösterilen ustalık ve başarı.

İkincisi: İstanbul örgütümüzün başkanları, bize, Heyeti Temsiliye'ye bağlı ve onun yönerge ve bildirimlerine uygun iş görmekle yükümlü bulunuyorlardı. Ve ancak bu yükümlülüğü açık yürekle yaparak genel amaç yönünde tam uygunlukla yürümenin en büyük olasılık olabileceğini kabul eylemeleri gerekirdi. Oysa bu kişiler, kendi akıl ve tutumlarını, Heyeti Temsiliye'nin uyarmaları karşısında yüksek görmekten vazgeçememişler ve bağımsız olarak çalışmalarına engel olunmasını onur işi yaparak sinirlenmişler ve bu yanlış duygunun etkisi altında, aldatılmaya kadar varmışlardır. (belge: 212)

Şimdi baylar, vicdanı ve acıma duygusu olanları gerçekten yaralayan bir teli daha acılı gözleriniz önüne sererek, bu konu üzerindeki sözlerime son vereceğim:

4960                  İstanbul, 14.1.1920

Ankara'da Kuvayi Milliye Başkanı

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Eşim Yahya Kaptan, sadece sizinle olan ilişkisi dolayısıyla, yasal bir suçu olmaksızın ve teslim olduğu halde, Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail ve Üsteğmen Abdurrahman Efendiler eliyle alçakçasına şehit edildi. Bütün Tavşancıl halkı olayın tanığıdır. Hak aramak için Adliye ve Dahiliye nazırlıklarına başvuruldu. İki yetimle acıklı bir durumda bulunuyoruz. Bu konuda yüksek girişim ve yardımlarınızı bekliyoruz. Buyruk sizindir.

Karagümrük'te Keçecilerde Karabaş Mahallesinde

19 sayılı evde oturan Yahya Kaptan'ın eşi

Şevket Hanım


1919 Sonbaharında Karşılaştığımız Başka Bazı Olaylar

Baylar, Yahya Kaptan sorununa 20 Kasım 1919 günündeki olaylar dolayısıyla dokunduk. Genel olaydan yer ve zaman bakımından çokça uzaklaşarak Yahya Kaptan olayının açıklanmasını bütünlemek zorunda kaldık. Şimdi izin verirseniz yeniden, bıraktığımız yere dönerek olayları izleyelim.

Ankara-Eskişehir demiryolunun işletilmesine İtilâf Devletlerince engel olunmuştu. Bu yolun işletilmesi için, İtilâf Devletleri temsilcilerine sert bir protesto notası verilmesi, 21 Ekim 1919'da Ankara Merkez Kuruluna bildirildi.

Adana örgütü kurucularının, Niğde'ye ya da Kayseri'ye gelerek, bizimle görüştükten sonra çalışmalarını sürdürmeleri sağlandı.

Aydın cephelerinde durum her gün güçleşmekte ve ağırlaşmakta olduğundan, Salih Paşa ile Amasya'da kararlaştırdığımız üzere, Donanma Cemiyetinin dört yüz bin lirasının bu cephelere verilmesini Harbiye Nazırına yazdık. Bu cephelerde savaşanlara silah ve cephane verilmesini; cephenin makineli tüfek ve topçu birlikleriyle desteklenmesini, Konya'daki On İkinci Kolordu Komutanından rica ettik.

Baylar, Fransızlar, Bandırma-Soma demiryolunu sözde denetlemek için Bandırma'ya bir birlik çıkarmışlardı. Güvenliği çok iyi durumda olan Bandırma'ya asker çıkarmaya hakları olmadığı apaçıktı. Bu noktaya, 24 Kasım 1919'da On Dördüncü Kolordu ve Elli Altıncı Tümen Komutanlarının dikkatlerini çektik.

Yabancı subaylar, Aydın cephelerinde dolaşarak propaganda yapıyorlar ve durumu anlıyorlardı. Bu gibi subayların cephedeki birliklerle ilişki kurmalarına meydan verilmemesini ve resmi olarak hükümete başvurmalarını; eğer Kuvayi Milliye için bir söyleyecekleri olursa, merkez kurullarımız aracılığıyla bize başvurmaları gerektiğinin kendilerine bildirilmesini; propaganda yapanlar bulunursa, gözaltında bölgeden çıkarılmalarını ve kesin zorunluk olursa, cephede görülecek İtilâf askerlerine karşı da silah kullanılmasını cepheye bildirdik.

Baylar, biz, İzmir halkının da eylemli olarak seçimlere katılmasını sağlamak istiyorduk ve o yolda çeşitli araçlarla isteğimizi duyuruyorduk. Fakat, Yunanlılar, elbette buna engel oluyorlardı.

29 Kasım 1919 günü, bu davranışı İtilâf Devletleri temsilcileri ile tarafsız elçilikler katında protesto ettik ve bunu o sırada İzmir Telgraf ve Posta Başmüdürü bulunan Ethem Bey'e yazarak, İzmir halkına da duyurmak istedik.

Baylar, belki birçoklarınızın hatırındadır. Adana işgalde iken orada Ferda adında, Kuvayi Milliye'ye karşı bir yabancı gazetesi yayımlanıyordu. Bu gazete, yalnızca Anadolu halkını aldatmak ve yanlış yola sürüklemek amacıyla çıkıyordu ve sütunları bizi kötüleyen uydurma sütunlarla dolu idi. Elbette, bu gazetenin Anadolu'nun içerlerine sokulmasını yasak ettik.

Fakat, bu gazetenin yurtta okunmasını elbette yararlı bulan, Ali Rıza Paşa Hükümetinin Dahiliye Nazırı olan ve temiz olduğuna Cemal Paşa'nın birçok kez tanıklık ettiği Damat Şerif Paşa, Ferda gazetesinin, bu ağı saçan paçavranın, yurda serbestçe sokulmasına engel olunmaması için buyruklar vermişti. Bundan dolayı, Şerif Paşa'nın arkadaşı Cemal Paşa'nın, 3 Aralık 1919'da dikkatini çekmeyi gerekli bulduk.


5. Bölüm